LEVHA 6 ~SON
Hz. Peygamber devri. Ebû Talha henüz Müslüman olmamış idi. Ümmü Süleym(Rumeysa)'e evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi: -Doğrusu ben de sana hevesliyim. Lakin sen kâfir bir adamsın bense Müslüman bir kadınım seninle evlenmem doğru olmaz. Eğer sen Müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim! -Bana Müslümanlığı kim telkin eder Rumeysa? -Resûlullah(s.a.) telkin eder, ona git. Ebû Talha Hz. Peygamber'in bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı. Resûlullah, ashabı ile oturuyorken; "Ebû Talha, İslam'ın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor" buyurdu. Ebû Talha Hz. Peygamber'in huzurunda iman etti ve Rumeysa'nın söylediklerini haber verdi. Hz Peygamber Rumeysa'nın şartı üzerine nikâhlarını kıydı. Resûlullah, Rumeysa için şöyle buyurmuştur: "Rüyamda cennete girdim, önümde bir ayak sesi, Bir de baktım ki, Ebû Talha'nın hanımı Rumeysa." (Ebu Nuaym, Hilye,c.6)
Sayfa 103·Kitabı okudu
Alıntı
Kıyametin Halleri
Sûr'a üflenmeden önce Yüce Allah (C.C.) kıyametin kopmasını murad edince dağlar uçuşacak ve bulutlar gibi yürüyecektir. Denizler birbirine karışacak, Güneş dürülüp ışığı söndürülecek, yıldızlar kararıp düşecek, Gökyüzü gülyağı kokusu hâline gelecek ve rüzgârın hareketi gibi deveran edip dolaşacak. Yeryüzü şiddetli depremlere sahne olacak, bazen dürülüp toplanacak, sıkılacak ve bazen de gevşeyecektir. Nihayet Allah (C.C.) bütün kâinatın soyutlanmasını emredecek, Yedi kat yerde, Yedi kat gökte, Ve Kürsî'de hiçbir canlı varlık kalmayacaktır. Sonra Yüce Allah (C.C.) makamda tecelli edecek, Yedi kat gökleri sağından, Yedi kat yerleri de solundan yakalayacak ve şöyle hitap edecektir: "Sen ey dünya! Ey dünyacık! Nerede senin erbabın? Nerede ashabın? Muhabbetinle onları fitneye düşürdün. Onları ahiretlerine hazırlanmaktan meşgul ettin." Sonra dilediği gibi kendi nefsini över. Sürekli bâkî kalmakla, Devamlı izzet sahibi olmakla, Ezici bir kudrete mâlik olmakla iftihar eder. Daha sonra şöyle seslenir: لمَنِ الْمُلْكَ اليوم
Din
Reklam
İlmi bütün zaman ve mekânları kuşatan Allah(c) bu olayları öyle bir şekilde birbirine bağlıyor ki bir bakıyoruz bir yerden bir yere gitmişiz, çok kötü görünen bir olaydan çok iyi bir noktaya gelmişiz. O kötü olay olmasaymış, o iyi noktada olamayacakmışız. Yusuf kıssasında biz bunu görüyoruz.
Alıntı
Müt'a; Şiîlere göre câiz ise de 4 ehl-i sünnet mezhebine göre câiz değildir. Peygamberimiz tarafından, Hayber Fethi sırasında câiz olmadığı söylenmiş ve yasaklanmıştır. Şimdi gelelim, KUR'AN YOLU tefsirinin mut'a hakkındaki hükmüne: "...zina büyük bir günah ve suç kabul edilerek şiddetle yasaklandığından, devamlı evlilik kurma imkânından mahrum bulunan, fakat cinsî tatmin ihtiyacı içinde bunalıma düşen müminler için, böyle bir zarurete dayalı olarak mut'a nikahına izin verildiği ve bunun da istisnâî olduğu anlaşılmaktadır." (1. baskı, C: 2, s: 34) Değerli okuyucu! Dikkat ederseniz, cümlenin sonunda sadece "zarurete dayalı olarak müt'a nikâhına ruhsat verildiği... anlaşılmak tadır" denilmekte fakat "İslam âlimleri zarurete dayalı olarak müt'a nikâhına ruhsat/izin veriyor" denilememek tedir. Çünkü İslam âlimleri tarafından verilen böyle bir ruhsat yoktur Onun için, bu satırı yazan her kimse, "anlaşılmaktadır" derken sadece kendi kanaatını ortaya koymuş olmaktadırlar. Aslında bu, kanaat ortaya koymak da değil, İslâmın 1400 senelik hükmünü ayaklar altına almaktır.
Diyanetin Kur'an Yolu Tefsiri
Ehl-i kitap şöyle dursun, bu kitap, Âl-i İmran sûresi 128.-129. âyetlerin tefsirinde "Allah müşriklerden de dilediğini affeder" diyerek Allah'a ortak koşanların affedilebileceğini bile söyleyebiliyor. Halbuki Kur'an tam aksini söylüyor: "Şüphesiz ki Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz." (Nisâ sûresi, âyet: 48) Demek ki neymiş? Allah (c.c.) müşrikleri affetmezmiş. Yani bu eserin söylediği başka, İslamın mukaddes kitabının hükmü başka imiş.
Sayfa 257·Kitabı okuyor
Huzur ve Emniyet
İslam, insanı her türlü zulüm, haksızlık ve şekāvetten selamete çıkarır. İslâm âlimleri, dînin gâyesinin "zarûrât-ı diniyye" denilen şu beş temel esası yerleştirmek ve muhafaza etmek olduğunu ifade ederler: a) Dinin muhafazası, b) Canın muhafazası, c) Aklın muhafazası, d) Nâmus ve haysiyetin, dolayısıyla neslin muhafazası, e) Malın muhafazası. Bu beş esas muhafaza edildiğinde, insan tam bir huzur ve emniyete kavuşur.
Sayfa 21 - Erkam Yayınları, İstanbul 1434 / 2012·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam