K A N L I O Y U N
Sonunda o en diri anlamına varırım
Sonunda ölümün yaşamanın gelip geçmenin
Sonunda yaban denizlerin sürek avlarının
Sonunda
Kuzuların o doğar doğmaz arayıp yediği
En güzel kuşları tüylendirip uçuran
Bir yere geliyorum boş tenekeler
Kirli sular bulanık sular temiz sular
Bir yere geliyorum karşı geçe bozgun
Üç çağın kocaman kocaman yatan gölgesi
Akşamüstleri ellerim boş değil
Topraklar taşlar altın tozları benden uzaklar
Bir türkü beriden bana benden ötelere
Üçe kadar sayıyorum bu geçedeyim
Korkmuyorum kaçak değilim iğretiyim
Bu türküye kimseyi katmıyorum
Sonunda böylesi daha iyi
Kısrak sağrılarını düşünmek daha iyi
Hayvan yemlerini otları düşünmek daha iyi
Sarsmayın iğretiyim daha iyi
Sonunda belki bulamam
Belki istemem
Sonunda kanlı oyu
ey inanmanın yasası, tılsımı sesimizin
verin güzelliğinizi kadınıma
ve gece: her uyuyuşun kan, her uyanışım rüzgar
yine atıldı uzaklığın düğümüne bir ilmek daha
a ş k l a r : s ı k ı y ö n e t i m !
"Nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz belirlesin bundan sonra şerefinizi! Sizin ötenize geçmek isteyen isteminiz ve ayaklarınız - bunlar belirlesin şerefinizi!"
(...) "Çünü ayakta─d u r a b i l m e k bir meziyettir saray ahalisi arasında; ve tüm saray ahalisi inanır ölümden sonraki bir mutluluk olduğuna, ─oturmayı─h a k e t m e n i n !"
Peki yaşamın aşk halkası?
Aşk... Üç harf, A-Ş-K. Küçücük bir kelime. Ancak anlaşılması güç bir dünya, bir ömür. Tüm bir ömrün anlamaya yetmediği bir duygu. Kelimelerin anlatmaya yetmediği bir deprem. Akla değil, yüreğe sorulması gereken şey. Yalnızca yoksul yüreğin taşıdığı, onun acısını damla damla hissettiği afet. Yaşamın en ışıltılı, en canlı olduğu yerde çoğalan güzellik. Aşk, yürek ve sözcükler.