• Kant merhameti ahlakla bağdaştırmaz. Kant merhameti bir zayıflık olarak görmektedir. Bu konuda Kant' a rahatlıkla karşı çakılabilir. Merhamet kavramı ahlakla açıkça bağlantılıdır. Aynı bağlantıyı merhametle sanat arasında da kurmak mümkündür. Çünkü gerçek sevginin temelinde merhamet duygusu yatar. Bunu dışında kalan, yani merhametle bağlantısı olmayan sevginin kökeninde ise bencillikten başka bir duygu yatmamaktadır.


    (Schopenhauer'un etik anlayışı ortaya çıkıyor:))
  • "Bedensel ve zihinsel üstünlükler yavaş yavaş zamana yenilirler, ancak ahlâkî karaktere zaman bile dokunamaz."


    A. Schopenhauer
  • 272 syf.
    ·16 günde·Puan vermedi
    Fikirler, ona sahip kişinin dışındaki koşullardan etkilenmesi ile gelişir ve oluşur. Bu dış koşula da "yaşam/hayat" diyebiliriz. Her insanın fikirlerine baktığımızda aslında onun yaşamına indiğimizi, onun yaşamını incelediğimizi görebiliriz. Büyük filozoflarda da durum böyledir ve onların felsefesini daha iyi anlayabilmek için onların yaşamlarını ve kişiliklerini detaylıca incelememiz gerekir. Bunu Nietzsche'nin sözünde görebiliriz: "Her büyük felsefe, kurucusunun kişisel anılarından oluşan bir tür gizli ve iradedışı itiraflar toplamıdır."

    Kitabımız kendi deyimiyle "kötü davranışlar" sergileyen sekiz felsefeciyi inceler(kötü davranışın ne olduğu veya ne olacağı ise ayrı bir tartışma konusudur). Yaşamlarında büyük hatalar yapan insanlar hakkında Heidegger şunu söyler:
    "Büyük düşünenlerin büyük hatalar yapması kaçınılmazdır."

    Ayrıca bu konu hakkında Descartes'in deyimi:
    "En büyük ruhlar en büyük erdemler kadar en büyük erdemsizliklere de yeteneklidir."

    Peki, kitabımızda yaşamları ve azda olsa felsefeleri incelenen bu kötü niyetli, çılgın sekiz filozofumuz kimlermiş?
    Şimdi biraz magazin zamanı :P

    -Evlilikte sadakati vaaz eden ama kendince sadık olamayan, Çocuklarını yetimhanede ölümüne terk eden, şaplaklanmayı seven mazoşist, uygarlığın ilerlemesini, insanın başlangıçta var olan erdemini yok ettiğini ileri süren, ilerlemenin özgürleştirdiğini değil, aksine köleleştirdiğini savunan, yabanıl yaşama hayranlık duyan, getirdiği eşitsizlikler yüzünden akıl'a hiç tahammülü olmayan, hakkında kötü niyetli bir varlık dediği Voltaire ile arası bozuk olan ama ironik bir şekilde, mezarı Voltaire'in tam karşısında olan, kendisine çok iyiliği dokunan David Hume'a düşmanca mektuplar yazan, matbaayı onaylamazken, üretken bir yazar olan, ilk günahı reddedip, insanın doğuştan iyi olduğuna inanan, uzun yürüyüşler yapmasını seven, günah işlemekten çok, kendisine günah işlenmiş olduğunu ve insanların en iyisi olduğunu düşünen, politika ve eğitim üzerine etkileyici eserler bırakmış, romantik devrimci-entelektüel, müzisyen ve filozof Jean-Jacques Rousseau.

    -Platon gibi zihin-beden ikiliğini reddeden, insan yaşamının merkezinde seksin var olduğunu savunan, insanlar ile hayvanlar arasında hiçbir fark görmeyen, bencil, hırçın; sinirlilik, şüphe, şiddet ve kibire yatkın, kadın düşmanı, kimseye güvenmeyen, meliorist çabaların boş olduğunu düşünen; numenler dünyasının tekil, ayrımlaşmamış bir gerçeklik olması gerektiğini, çünkü ayrı ayrı nitelikler aldığı zaman fenomenler dünyasının bir parçası haline geldiğini fark eden; sanatın, insanın ızdırabını oratadan kaldırabileceğine veya azaltabileceğine inanan, yalnız, münzevi bir yaşam sürdüren, insancıl bir karamsarlığın ideal önderi, bodhisattva* Arthur Schopenhauer

    *Bodhisattva: içinde duyduğu şefkatin etkisiyle ızdırap çeken insanlığın aydınlanmaya doğru ilerlemesine yardım etmek amacıyla nirvananın eşiğinden geri dönen, aziz benzeri bir varlık.

    -Kadınları sevmeyen, onlarla arası bozuk ama 19. yüzyılın AIDS i olan frengi hastalığına yakalanan, parmakları piyanonun üzerinde muazzam gösteriler sunabilen, uzun uzun yürüyüşler eşliğinde felsefe yapan; Schopenhauer'dan farklı olarak numenal olana daha fazla önem veren Batı dünyasının ana akımını reddedip, fenomenler dünyasının gerçekliğini dile getiren, eserleri insanı sarhoş edebilecek derecede etkili, Zerdüşt'ün yaratıcısı, Tanrı'nın öldüğünü iddia eden, hasta übermensh Friedrich Nietzsche

    Übermensh: Üst-insan

    -Sürekli bir kalıtsal delilik korkusu içerisinde olan, kendisinde insani duyguların anormal boyutta eksikliği olan, atom savaşını savunan ama bunun üzerinden çok geçmeden savunduğunu yalanlayan, nükleer silahsızlanma kampanyasının ilk başkanı, kadın haklarını savunan, güzel aşklar yaşayan, sosyalist olmaktan çok liberal kalan, hükümet ve savaş karşıtı fikirleri yüzünden hapsedilen, mantık makinesi gibi bir zihne sahip, batı felsefesi tarihi serisinin yazarı, felsefenin matematikçisi çapkın filozof Bertrand Russell.

    -Onu anlamaya çalıştığımızda, ona istemsiz secde etme isteğini duyabileceğimiz, çoğu kişi tarafından Tanrı gibi yüceltilen, çekiciliği düşüncesinin duru ikna ediciliğinde yatan, eserleri gibi kendide gizemli bir kişiliğe sahip, bir peygamber, keşiş veya vaiz gibi etrafa sürekli sert aforozlar dağıtan, Russell'ın bir dönem öğrencisi olan ve Russell gibimantığa kafa yoran, kendinden tiksinen, eşcinsel, döneminin en büyük servetlerinden birine sahip olmasına rağmen her şeyden vazgeçip manevi arayışa yönelen, öğretmenliğin dışında bahçivanlık ve mimarlık yapan, düşünmekten çok bakılması gerektiğini savunan, öğrencilerini kendisinden başka felsefecileri okumamaya teşvik eden, Hitler ile aynı okulda okuyan ve kişiliği ile Hitlere benzeyen (bazı bakımlarda tamamen zıttılar), dil felsefesi denince akla gelen ilk kişi, öfkeli ve çileci filozof Ludwig Wittgenstein.

    -Varoluş felsefesinin önderi, nazizmin ateşli savunucusu ve sözcüsü, öğrencisi ile aşk yaşayan (heloise kompleksi), daha çok "Varlık ve Zaman" eseri ile tanınan, "Dasein" kavramını ortaya atan, her dersini "Heil Hitler!" diyerek sonlandıran, öğrencilerinin deyimiyle "büyücü", yırtıcı hayvan, köylü gelenekçi ve nazi Martin Heidegger.

    -Süper egosunun olmadığını iddia eden, ensest hisler taşıyan, "mauvaise foi" (kötü niyet) kavramını kendine karşı dürüst olmama durumu şeklinde tanımlayan,olduğumuz şeyden çok olabileceğimiz şeye önem veren, aşk ilişkisini hiçbir zaman eşitlerin bir dengesi olarak değil; ya sadizme ya da mazoşizme yol açan bir şey olarak gören, varoluşun özden önce geldiğini her konferansında vurgulayan, marksist rejimlere destek veren (özgürlük düzeyini talep eden bir vaoluşçuluğun savunucusu olupta marksist rehimlere destek vermesi gülünç), politik eylemlerinden dolayı evi iki kez bombalanan, 1964 Nobel Edebiyat ödülünü olmayı reddeden, entelektüel zenginliğiyle fiziksel çirkinliğini kapattığından kızlarla arası iyi olan, zeki, üretken, inatçı, çocukları da hayvanları da sevmez, oyun yazarı, romancı, politik eylemci ve Les Temps Modernes dergisinin kurucusu, entelektüel zorbacı ve kötü niyetli, büyüleyici filozof Jean-Paul Sartre.

    (Sartre'da iki tip varlık anlayışı vardır. Birincisi "kendi için" varlık, ki bunu erkekle özdeşleştirmiştir. İkincisi "kendinde varlık", bu anlayışı da kadınla özdeşleştirmiştir. Kadını, yani kendinde varlığı bir "yarık" olarak tanımlar ve "kendi için" varlık, yani erkeği de o "yarığı" doldurmaya çalışan varlık olarak tanımlar. Sartre "kendinde olan" varlığa "balçıksı", "yapışkan" niteliklerini yükler ve "kendi için" varlık ise hep ondan kendisini kurtarma girişiminde bulunduğunu ifade eder.)

    -AIDS'ten ölmüş, ölümle yakından ilişki içerisinde bulunan bir zevk anlayışına sahip, sekizinci katta oturup başka dairelerdeki genç erkekleri dürbünle dikizleyen, politik açıdan etkin bir kişiliğe sahip; delilik, seks, ceza gibi kavramlarla ilgilenen, eşcinsel, miyop, zeki, şiddete eğilimli, cinsel açıdan doymak bilmez bir filozof Michel Foucault.


    Sıradışı Filozofları sıradışı bir şekilde inceleyen ve azarlayan, okunulası bir kitap...
  • 224 syf.
    ''yönetmen tarkovsky'' demekten ziyade sinema düşünürü ya da salt bir filozof olarak da adlandırmalıyız tarkovsky'i. çünkü yazdıkları ve yaptıkları bir ''yönetmen'' sıfatının çok ama çok ötesinde.

    20. yüzyılla birlikte insanın ilgi ve değer alanları da değişti, değişiyor. sinema ise 20. yüzyılda doğmuş ve bugün de güncelliğini koruyan ve insan için hem sanat alanı, hem kültür, hem bilinç, hem propaganda, hem haz, hem sosyal alan olarak ilgi görüyor. bir antik kentin agorası, bir metropolitan kentin merkezi meydanı ile eşit bir anlam ifade ediyor artık sinema. -ki görsellik üzerine oluşturulduğu için günümüzde sanal alanların genişlemesiyle gazete, dergi ve malesef kitapların yayılamadığı kadar çok yayılma şansı buldu kendine. bu da ileri ki çağa kendini taşıyacağı anlamı taşıyor. yeni bir kamusal alan olan sinema hakkında düşünürümüz oldukça sanatsal ve estetik değerlendirmeler yaparken okuyucuya ''film nasıl izleniri'' öğretiyor resmen. üniversitede ders alanlarımız içinde aldığımız eğitimlerden biri de sinema ve görsellik olduğu için tarkovsky'i işlemeden geçmememizin büyük hazzını yaşıyorum.

    kitap öylesine çok alıntılanacak cümleye sahip ki bu yazıyı alıntılamadan geçmek çok zor olacak ama deneyeceğim. -sinemada dostoyevsky- başlığı altında tarkovsky'i okuyabiliriz aslında. çünkü dostoyevsky romanlarını okumuş ve dostoyevsky çözümlemesi yapmış biri tarkovsky'nin bakış açısını ve sanat dilini çok ama çok rahat görecek ve anlayacaktır.

    aslında kitap sinemanın sanatsal estetiğini işlemekten çok sizlere romanlardan okuduğunuz ve hafızanızda yer edinen sahneleri canlandırmanızı ve o mükemmeliyetçi bakış açılarının barındığı romanlarda yaşanılan detayları yeniden kurgulamanızı istiyor.

    sanatın ticari bir meta haline getirilişiyle sinemanın da sektörel bir kazanç alanı haline dönüşmesi karşısında tarkovsky, bizlere kendi gözümüzle oluşturacağımız filmleri kurgulamamızı istiyor.

    hayat gerçekten de kazanmak, mutlu olmak için değil, var olmak ve bir ruh geliştirmek için insana tanınmış bir süredir. ve okuduğunuz romanlardan hareketle kurgulayacağınız sahneleriniz ve diğer tüm detaylarınız, ruhunuzu yükseltecektir. yaşamdan zevk almanın tek ve en gerçekçi yolu kendi kendine yeter bir gücü her zaman elinde bulundurmaktır. yapayalnız olsa da insan bakış açısı sayesinde hayatın felsefesini rahatça ele geçirebilir bir düzeye ulaşacaktır. kitap öyle güzel ki, dostoyevsky'e değindiği kadar schopenhauer'a da değiniyor. insanı okyanusa ulaştıran muazzam bir ırmak. içinde tüm zenginlikleriyle alüvyonları taşıyan...
  • Schopenhauer' a göre, "herkes karşısındakinde , kendi yoksun olduğu yanları sever."
    Arthur Schopenhauer
  • " Aşk, akıllı aptal demeden tüm insanlara bulaşan bir hastalıktır.." A.Camus
    " Aşk, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir..." - Montaigne
    "Aşk ölür; çünkü doğuştan sakattır." Jose Ortega y Gasset
    "Aşk, dar düşüncenin ürünüdür." Francis Bacon
    " İnsan sevdaya kapıldığında, işe kendini kandırmakla başlar, başkalarını kandırmakla bitirir işi.. Dünyanın aşk diye bildiği budur.." - Oscar Wilde
    "Aşk, daima iflasla sonuçlanan fırtınalı bir ticarettir." Chamfort
    " Aşk, insanın çevresindeki şeyleri kararlı bir biçimde olmadıkları gibi görme durumudur.." - Nietzsche
    "Aşk, kızıl gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır." Tolstoy
    "Aşk, bir çeşit şuur bozukluğudur." Platon
    " Aşk yoktur, libido vardır." Freud
    " Aşk, geride tiksinti bırakan geçici bir bunalımdır." Cesare Pavese
    "Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba, çünkü insan kendi bilincine mahkumdur." Jean Paul Sartre
    "Aşk,türün hayatta kalması, soyunu devam ettirmesi ihtiyacından başka bir şey değildir." Schopenhauer
    "Aşk, gerçekliğin ilk ışığında yok olacak bir sistir." C.Bukowski
    "Aşk, dünyadaki tutkuların en bencilidir."
    Alexandre Dumas
    "Aşk, insanın sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissetmesi ve onu arzulamasıdır..."
    Soren Kierkegaard