"TÜRK TARİHİNE YÖN VEREN METİNLER"
"Tüm güzellikler sürekli Türklerden haber veriyor. Bütün mükemmellikler sürekli Türkleri işaret ediyor. Türklerin başlarındaki börk ve ellerindeki kılıç, koç burcunda güneş gibi ve yengeç burcunda Müşteri (Jupiter) gibidir. Sevgi ve hizmette Türklere gönül vermek gerekir. Zira Tanrı, cihan mülkünü Türklere teslim etti."
Tarih, yalnızca olayların kronolojik bir dökümü değildir. O, insanlığın ortak hafızası, medeniyetlerin birikimi ve geleceğe tuttuğumuz aynadır. Ancak tarihi var eden ve nesilden nesile aktaran asıl unsurlar, hiç şüphesiz metinlerdir. Taş tabletlerden papirüslere, matbaa devriminden dijital ekranlara kadar insanlık, düşüncelerini, savaşlarını, anlaşmalarını ve hayallerini kelimeler aracılığıyla ölümsüzleştirmiştir.
Bir milletin kaderini değiştiren şey her zaman kılıçlar, ordular ya da fetihler değildir. Bazen tarihin akışını değiştiren şey, bir taşın üzerine kazınmış birkaç cümle, bir hükümdarın ardında bıraktığı bir öğüt ya da yüzyıllar boyunca dilden dile aktarılan bir hikmet olur. İnsanlık tarihi incelendiğinde büyük dönüşümlerin çoğunun önce zihinlerde başladığı görülür. Zihinleri şekillendiren ise düşünceler, fikirler ve onları taşıyan metinlerdir. Çünkü söz, bir iletişim aracı olmanın ötesinde; hafızanın, kültürün ve medeniyetin taşıyıcısıdır.
Bizler bugün, geçmişin bu büyük metinlerinin mirasçılarıyız. Onları okuyarak, anlayarak ve eleştirerek tarihle bağ kurarız. Belki de geleceğe yön verecek bir sonraki büyük metin, henüz yazılmamış ve bir yerlerde birinin zihninde şekillenmeyi bekliyordur.
· Bilge Kağan’ın Orhun Kitabeleri (Göktürk harfli metinler): Sadece birer yazıt değil; Türk milletine “kendin ol, devletini kaybetme, bilgeliği bırakma” çağrısıdır. Türk adının ve bilincinin bin yılı aşan bir hafızaya
Pir Sultan Abdal’ı bilmeyenimiz yoktur. Dinlediğimiz çoğu sazlı türkünün sözleri Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinden alınmadır malum. Hayatı hakkında pek fazla bir şey bilmesek de Şah’a karşı duyduğu sevgi Osmanlı’nın Sivas valisi Hızır Paşa tarafından idam edilişi söylenegelir. Kitap içerisinde Pir Sultan Abdal’a atfedilen toplam 491 şiir mevcut.
Yazarın bazı tezleri var asla kanıtlanamayacak. Eski Bizans’ta Hristiyanlıktan kaçan bir inanış olduğunu ve bunların en eski Aleviler olduğundan bahsediyor. Hatta pir Silvinus diye birinin Pir sultan Abdal olduğunu iddia ediyor. Aslında demek istediği şu olmalı: Bu insanların Hz Ali ile ilgileri yok, bu insanlar binyıllar evvel bu topraklardaydı. Evet bu görüşü savunabiliriz, isimleri Aleviler, Luviler, Işık insanları, Bektaşiler, Hakdostları vs ne dersek diyelim bu insanlar bu topraklarda idi. Ve Türkler ile müthiş bir uyum gösterdiler. Her iki topluluk da mertlikte ortak idiler. Eski Türk inanışları ile benzer inanışlar yaşıyorlardı, doğaya saygı, güneşe rahmet vb. Ayrıca bu insanların döngüsel bir hayat anlayışıyla devridaim yaptığımıza dair inanışları vardı. Tanrı her şeydi ve her varlıkta idi. Nitekim bu toplulukların bu toprakların öz evlatları oldukları aşikar yoksa Arap dini ile alakaları yok. Hem Balkan’daki Alevi dediğimiz insanın, Çorum’daki Alevi dediğimiz insanın kökenlerine de baktığımızda ne ilgileri olabilir Arabistan ile. Yıllar boyu kıyıma uğramışlar ve özellikle Yavuz Selimden sonra müthiş bir propaganda ile parçalara ayrılıp dağıtılmışlar. Hep dağ köylerine kuş uçmaz kervan geçemez bölgelere atılmışlar. Yazarın bazı tezleri çok uçuk görünse de bir çok meseleyi aydınlığa kavuşturması açısından güzel. Ayrıca Hacı Bektaş Veliden önce pirlerin sultanının Battal Gazi olduğunu ve büyük bir dede olduğunu da iddia ediyor. Tarihi çarpıttıklarını ve bu toplumun kökenlerinin hikayesini tahribata uğratmak istediklerini belirtmiş. Çok haksız sayılmaz.
Merhabalar bugün sizlere edebiyat tarihinin en önemli romanlarına imza atan Lev N. Tolstoy'un bir kitabıyla geldim. Ömrünün son yıllarında manevi yönü daha kuvvetli eserler verdiği bir döneme giren Tolstoy insanlara sevmeyi, hoşgörülü ve anlayışlı olmayı, paylaşmanın güzelliğini anlattığı kısa hikayeler kaleme almış bu eserinde. Hikayelerinde ise Allah inancı ve sevgisi dikkat çekmekte l, Allah'ı sevmeyenin insanları da sevmeyeceğini vurgulamaktadır.
Bu eser'de dört hikaye var. İnsan Ne ile Yaşar hikayesi benim en çok sevdiğim hikaye oldu. Manevi anlamda ve ders çıkarılacak çok şey vardı bana göre. Ama tüm hikayelerde aynı etkiyi hissediyorsunuz yinede. Bir meleğin yeryüzüne Allah tarafından ceza verilip inmesi ile başlayan serüveninden bahsediyor bu hikaye. İnsana ne kadar Toprak lazım isimli hikayede ise açgözlü Pahom isimli bir köylünün arazi ve mallarını büyütme çabasını anlatıyor. Boş Davul isimli hikayede ise açgözlü bir çarın köylünün karısına göz dikmesi ile olaylar cereyan ediyor. İhtiyar şeytanın üç yavrusu isimli hikayede ise Abdal İvan'la iki erkek kardeşi ve bir kız kardeşinin hikayesini anlatıyor. Aralarında en komik olanda buydu aslında.
Kitap çocuk klasiklerinden olsa da her yaşa hitap ediyor. Severek, eğlenerek, ders çıkararak ve bir günde okuyup bitirebileceğiniz bir eser. Anlam ve manevi yönden de güçlü. Yazarın diğer eserlerini de çok merak ediyorum. Kısa zamanda onlara da göz atacağım inşallah.
``Biz kardeşleri sevdiğimiz için, ölümden yaşama geçtiğimizi biliyoruz. Sevmeyen ölümde kalır.``
``Dünya vallahi sahip olup da kardeşine ihtiyaç içinde gördüğü halde ondan şefkatine esirgeyen kişi de Allah'ın sevgisi olabilir mi?``
``Yavrularımızı, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim.``
``Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü
Büyük bir sevinçle alıp zar zor bitirdiğim nadir kitaplardan. Neresinden yorumlamaya başlayacağımı bilemiyorum. Öncelikle Hallac-ı Mansur üzerine çokça kitap okudum. Mansur' u tanımayan birisi bu şahıs ne anlatıyor kimden bahsediyor diyebilir. Roman sanki yazilmak için yazılmış. Anlamsız ve boş yere sarf edilmiş cümleler içerisinde boğuluyorsunuz...
Burada ne demek istedi diye düşünmeye gerek duymadan. Ankara' da çöp toplayan kimseler üzerinden Mansur ile bağlantılı kısa hikayelerden oluşuyor genelde. Fikir guzel ne yazık ki gidişat kötü olmuş. Malesef romanı beğenmedim. Şimdi belli sayfalarda parça parça elestirilerim olacak. Yazar sürekli Tanrı ibaresini kullanıyor. Beni aşırı rahatsız etti. Yani tasavvufi bir romanda NFK'ninda dediği gibi Allah tanrının belasını versin...
Diğer bir husussa Hallaç üzerinden kendi dusuncelerini dile getirmesi. O kadar rahatsız edici ki. Yaratan ve Mansur arasındaki konuşmayı kendi yapmış gibi vahdeti vücudu ilginç şekilde tamamlayan cümleler ...
Sayfa 121 ve 122 de Hristiyan bir rahibin Mansur ile bağlantısı. Burada da tasavvufta dinler arası diyaloğa giriyoruz galiba!!
Sayfa 151,Pir Sultan Abdal in başına gelmiş gibi anlatılan müftü olayı Seyyid Nesimi olayıdır.
Ayrıca sayfa 75 te çöpten vibratör, kadın fantezi çamaşırları vb.seylerin çıktığını anlatıyor. Tasavvufi bir romanda bir insan neden bunlardan bahsetme gereği duyar.
Romanın hiç mi iyi yanı yok derseniz. Çöp felsefesi üzerine sayfa 74 te; Bir insanı, aileyi, semti merak ediyorsanız çöplerine bakmalısınız.
Ayrıca her semtin çöpü kendine hastır.
*Allah'ın baha değil bahane Allah'ı olduğunu biliyordu!
Ben bir anlam vermedim buyurun sizler verin ...
Hallâc-ı MansûrSadık Yalsızuçanlar · Profil Kitap · 202511 okunma
Pir Sultan Abdal sadece bir ozan değildir, aynı zamanda güçlü bir toplumsal muhaliftir.
Asılma sebebini sadece İran Şah'ını öven, yardım dileyen şiirlerine bağlayamayız. Asıl sebep; Anadolu'daki Alevi-Sunni geriliminin, devlet-halk çatışmasının yarattığı kırılma, Osmanlı Devleti'nin doğudaki en büyük rakibinin Safevi devleti olması ve Anadolu'daki Türkmenler üzerindeki Safevi devleti etkisidir.
Pir Sultan Abdal siyasi bir tehdit olarak görülmüş ve asılmıştır.
Bu kitapta yaşamı ve yaşadığı çağdaki önemli siyasi ve mezhepsel konular da yer alıyor. Sadece bir şiir kitabı değil. Mezheplerin ortaya çıkmasından tutun Osmanlı tarihine kadar bir çok önemli husus bu küçük cep boy kitapta yer alıyor