Bu kelime Farsça bir kelimedir. Berhur faydalanmak, Berhurdar ise faydalanan anlamındadır. Tuttuğu işten semere görenc feyizlenen, mesut olan kişiye Berhurdar denir. Ecdadımız bunu "Berhurdar ol" şeklinde "Hayır gör, Hayır üzere ol" manasında dua kalıbı ile söylemişlerdir. Zamanla bu söyleyiş Berhudar olarak yerleşmiştir.
Melamilerin ekseriyeti Seyyid Muhammed Nurul Arabi'den sonra veraset-i muhammediye'nin Hacı Ahmet Efendi'ye intikal ettiğine kail iken, gulat-ı melamiye ve çoğunluğun şeri hatalarından dolayı Ahmet Amiş Efendi melametini izhar etmedi. Bu nedenle melamilik hakkındaki halkın yanlış ve haksız telakkisini büsbütün kaldırmak maksadıyladır ki, biz o adı yasak ettik demiştir. Hz Ahmet Amiş Efendi melami olan kişiler içinde müstesna olarak salikleriyle yalnız sohbet ve nazar ile teslik eder ve meratıp telkin etmezdi.
Oğuz türkçesinden gelen Bu kelimenin kökü "tuğrağ"dır. kelime "Tuğra" olarak Arapça ve Farsçaya da geçmiş ve bu şekli ile Osmanlı türkçesinde de kullanılmıştır. Osmanlı padişahlarının Resmi yazılarda ve paralarda imza yerine kullandıkları özel bir şekli olan işaretlere bu isim verilirdi. özellikle madeni paraların resimli tarafına Tuğra denilir. zıttı yazıdır. zamanla söyleyiş Tura şeklinde dilde yerleşmiştir. yine bu kelimeden hareketle Osmanlı Ferman, Berat ve resmi belgelere Tuğra koyma işine "Tuğra çekmek" denilirdi. Resmi evraka Tuğra çeken görevlilere "tuğrakeş" "tuğranüvis" ismi verilirdi.