Okyanusun kalbi ya da bilinen adıyla mavi elmas tarihi boyunca gizem ve trajedilerle dolu bir yolculuk yaptı. Bilinen son durağı Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit Han'ın hazinesiydi. Yıllarca saklanan bu sır Nadin Sultan'ın yazdığı kitapta ifşa oldu.
Peki güzeller güzeli Mavi Elmas'ın, Kara Elmas olduğu kadim yolculuğu... Orada neler oldu dersiniz.
Abdülhamit Han'ın tahta çıktığı yıl başkentte yayınlanan 54 gazetenin 47 tanesi yabancıların tekelindeydi. Bunlara ilave olarak 9 Rumca, 9 Ermenice, 7 Fransızca, 3 Bulgarca, 2 İngilizce, 2 İbranice, 1 Almanca, 1 de Arapça yayın yapan gazete vardı.
Abdülhamit, Ağabeyinin tahttan indirilip kendisinin tahta çıkarılmasında etkili, bürokrasinin en parlak ve Avrupa veziri ve vali paşası mithatpaşa’yı önce Taif zindanına sürmüş, sonra da zindanda boğdurmuştu ama bunu öyle bir şekilde yapmıştı ki, kimin yaptığı anlaşılamamıştır..
Sonra redingot devri geldi ve redingotu içinden yarı uşak, yarı kapıkulu, riyakâr, adi bir nesil türedi. Bu neslin en yüksek, en kibar simalarında bile bir saray hademesi hali vardı. Çoğu, İkinci Abdülhamit Han devri ricalinden olan bu adamların her biri bir hile ile efendilerinin arabasına binmiş seyisleri andınıyorlardı. Bunların elinde İstanbul'da konak hayatı birdenbire köşk hayatına intikal ediverdi. Ne yaşayışın, ne düşünüşün, ne giyinişin üslubu kaldı; her șey gelenek dışına çıktı; her beyni tatsız ve soysuz bir Arnuvo ve bir Rokoko merakı sardı: binalarımız, eşyalarımız, elbiselerimiz gibi ahlakımız, terbiyemiz de rokokolaştı. Abdülmecit devrinin o ağır, zarif ve için için gelenekçi Osmanlığından eser kalmadı. Naim Efendi, aşağı yukarı bu redingotlu nesle mensup olmakla beraber, vücudu henüz körpe iken Istanbulin içinde yetişip gelişmiş kimselerdendi.
Abdülhamit Han'a gitti aklım bir anda. Onu tahtından indirmek üzere, azletmek üzere gidenlere sitem ettim. Bazılarına kızdım, haykırdım içimden. "Siz niye onu indiriyorsunuz? O, Osmanlı yıkılmasın diye uğraşıyor, siz Osmanlı'yı yıkmak için onu tahtından indiriyorsunuz!" dedim. Böyle bir hal içerisinde kendime sordum: "Sen nereye gidiyorsun?"