Mika öfkeyle şehrin meydanındaki anıtın tepesine çıktı ve kalabalığa konuştu:
“Dünyanın en güzel şehrinin insanları! Bir zamanlar bu şehirde kuşlar ağaçtan ağaca, daldan dala uçar; deniz her gün, evlerimizin arasına tatlı ve esintili bir rüzgar salar; dört mevsim binlerce çiçek, kokusunu soluğumuza doldururdu. Ne yazık ki bir daha o günler gelmeyecek. Yeni hükümdarımız bizim büyük günahlar işlediğimizi düşünüyor. Belli ki bizi tanımıyor ve belli ki biz onu hiç tanımamışız. Özgürce yaşadığımız için hatalar yaptığımızı düşünüyor. Bize yardım etmeyecek.”
Nasıl Reichenbach
henüz daha matematik ve fizik bilimlerin ileri bir aşamasına gel
memiş bir toplumda . felsefesine uygun bir çevre yaratamamışsa,
Kessler de sosyalizmin Hıristiyan çeşidinin marksist çeşidinden
daha üstün olduğuna kimseyi inandıramamışu.
Osmanlılık, İslâmcılık ve Türkçülük adını verdiği gibi, bazen
de üç meslek-i siyasî de demektedir. Müslüman birliği veya Türk birliğine yönelen siyâset, Osmanlı Devleti için aynı çıkarları
ve sakıncaları kapsamaktadır. Eylem yönünden de aynı
kolaylık ve güçlük vardır, denilebilir. Böyle bir durumda
İslâmlık ve Türklük siyâsetlerinden hangisi yürütülmelidir?
İnsan-gerçekliği kendi varlığında ızdırap çeker, çünkü kendi için olmaktan çıkmaksızın kendindeye
erişemeyeceğinden ötürü, o olmaya muktedir olmadığı bir bütünlüğün sürekli istilası altında varlıkta ortaya çıkar. Şu halde insan gerçekliği, doğası gereği mutsuz
bilinçtir ve bu mutsuzluk halinin ötesine geçmesi imkânsızdır.