Ögrenci dediğinin cebi para görmeye görsün, o saat sırtını saglamca dayayacağı bir hayali sütun yukseliverir icinde. Yürüyüşü değişir,yükselmek için dayanacagi bir destek bulduğunu hisseder; bakışları dik, guvenli, hareketleri çeviktir. Bir gün sünepe, çekingen, ensesine vur lokmasını elinden al havasindadir da; ertesi gün başbakana gözunu kırpmadan bïr tokat aşk eder. Hiç duyulmamış, isitilmemiş seyler ister canı; her seyi ister, her şeyi yapabilir, yerli yersiz her seyi arzu eder, keyfi yerindedir, cömerttir ve de açik yürekli. Sonunda daha dün kanatsız olan kuş, kanatlarına kavusmustur. Meteliğe kurşun atan ögrenci, tıpkı bin bir tehlike atlatıp bir kemik aşıran bir köpek gibi bir tutamcık zevk kapmiştir. Kemigi kırar, iliğini emer ve gene kosar durur. Ama cebindeki birkaç altını şıkırdatan genç adam gıdım gıdım onun tadını çikarir, tekrar sayar, ayakları yerden kesilir, başı bulutlarda olur, sefalet kelimesinin ne demeye geldigini bile bilmez olur. Paris tümüyle ona aittir. Her seyin pırıl pırıl parladığı, Işıl Işıl ışıdığı ve alev alev yandığı çağ! Ne erkegin ne kadının, hiç kimsenin yararlanmadigi şen, neşeli, güç, kuvvet çağı! Tüm zevklerin katmerlestiği, borçlar ve siddetli korkular çağı!