Haha, muhtemel sonum..:D
“… acıklı bir aşk hikâyesi anlatmaya başladı. Olmayan sevgiliyle dans ediyor, sevişiyor, terk ediliyor, sonunda içli içli ağlıyordu.”
Sayfa 400·Kitabı okudu
Edebiyat
“Babalar hakkında yazmak daha zordur. Belki de annenizle aranızda görünmez bir göbek bağı varlığını çocukluğunuz boyunca sürdürdüğü içindir; anne hep yanınızdadır, öğle yemeğini hazırlar, hastayken size o bakar, elini alnınıza koyar; anne, içinde yüzdüğünüz hava gibidir. Baba bambaşka bir şeydir - puslu, belirsiz ve karanlıktır, bazen korkutucudur, çoğu zaman ortada yoktur, sigarasının şnorkeline kenetlenerek başka sularda ve bulutlarda yüzer. Tüm dünya edebiyatı, Bulgar edebiyatı da istisna değil, anneyi yüceltir ve babaya acıklı, Kafkaesk mektuplar yazar.”
Reklam
Yumurtayı aslında nasıl sevdiğinizin bile farkında değilsiniz...
"Fark etmez" cevabı hayır diyemeyenlerin yedek cümlesidir. Ne kadar çok kullanırsanız, o kadar yabancılaşmaya başlarsınız kendinize. Bir süre sonra bırakın ne istediğinizi söyleyip ne istemediğinizi açıklamayı, evde kahvaltı hazırlarken bile "Fark etmez. Öyle de yerim, böyle de..." sonucuna varırsınız ki bu varlık ve benlik sınırlarınızın artık iyice silikleşmeye başlamış olduğunun bir göstergesidir ve aslında acıklı bir sonuçtur.
Mektuplarınızda bu acıklı işler anlatırken ne olur benden olduğum gibi bahsedin. Hiçbir kabahati mazur göstermeyin lakin hiçbirini de fena niyet karıştırarak anlatmayın. O takdirde “Bu adam severken aklı başında değildi ama çok sevmişti. “Bu adam kolayca kıskanmazdı ama bir kere kıskanınca kendini tamamen kaybetti. Bu daha kıymetli bir inciyi fırlatıp attı. Bu adam ağlamaya alışık değildi ama gözleri yenilince Arabistan ağaçlarının her derde deva zamlı kadar süratle gözyaşı döktü.”
Sayfa 142·Kitabı okudu
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih! (1969)
Büyük Doğu
Şiir
Aynı madalyonun öteki yüzündeki manzara da daha az acıklı değildir: 28 Mayıs günü Ankara'da öldürülen Ali Balseven'in başına gelen iş yine sosyal hastalıklara karşı aşısız bir güruhun marifetidir: 1948 Maraş doğumlu olup sıkıntılı bir hayat mücadelesinden sonra Ankara Ziraat Fakültesi'ne giren ve gözü pek, katıksız Türkçü bir genç olan Ali Balseven milliyetçi partidir diye MHP'ye girip bu partiden, Türkçü olmadığı kesinlikle anlaşıldık-tan sonra çıktığı için üstüne çektiği düşmanlıklar sebe-biyle ve kahpece öldürülmüştür. Balseven'i öldürenler bir kere nâmert insanlardır. Mert olsalardı silâhsız bir kişinin üzerine silahlı birkaç kişiyle saldırmaz, görülecek hesapları varsa onu eşit şartlarda erkekçe vuruşmaya çağırırlardı. Sonra bunlar kuş beyinli yaratıklardır. Bu davranışın kendilerine bir şey kazandırmayıp çok şey kaybettireceği, Balseven gibi düşünenlere ise çok şey kazandıracağını düşünememiş-lerdir. Onlara hatırlatalım: Türkçülük kolay iş değildir. Geceleyin köşe bekleyip bir kişiye birkaç kişiyle saldırmak gibi rezaletlerin Türkçülükte elbette yeri yok-tur. Türkçülük sözünün eri olmak, ettiği yemine sadık kalmak ve yalan söylememektir. Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile "biz yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık" gibi gülünç sözler söyle-mez. Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz. Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkala-rını kötüleyerek liderlik davası gütmeleri, hilekâr dalta-banların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunma-malıdır. Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere "hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim" diye mektup yazanların liderlik dâvası Don Kişot cakasından başka bir şey değildir.
Sayfa 402 - 403·Kitabı okudu
Reklam
Reklam