Esaret rüzgârları, kızgın felâket çöllerinden yakıcı bir şekilde esiyor. Uyanmayanlar için,ne acıklı son!
Son dönemde iyimserleşen Shakespeare’ın tövbesi mi bu
Eski romance'ların gerçeklere bağlı kalmayan bu havası dışında, Shakespeare'in son oyunlarında bazı ortak özellikler görülür: Bu oyunların dördü de, tragi-komedya türündedir; yani tragedyalara özgü çok acıklı olaylardan, çok derin acılardan sonra, durum tatlıya bağlamr. Kötüler kesin yenilgiye uğrar, iyiler tam bir mutluluğa varır; ölü samlanların yaşadıkları anlaşılır; bebekliklerinde yitirilen evlatlar, yetişkin genç kızlar ve delikanlılar olarak annelerinin babalarının karşısına çıkarlar; fırtınalarda ayrılan aileler birbirine kavuşur; yıllar yılı dargın olanlar barışır, v.b. Shakespeare bu son oyunlarında, büyük komedyalarında ya da tragedyalarında olduğu gibi, kişilerin gerçekiere uygun bir biçimde davranıp konuşmalarına, iç çelişkilerine ya da başka kişilerle çatışmalarına değil; sadece konuya, yani anlatılan öyküye ve bu öyküde ele alınan olaylar dizisine önem verir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Günümüzde Fransız toplumunda çocuk ölümlerinin oran, %8'i geçmez. Beklenen yaşam süresi kadında seksen, erkekte yetmiş ikidir. Bunun yanı sıra özellikle kalp-damar hastalıklarına ve kansere müdahale ederek ölüm eğrisini daha da düşürmek mümkün görünüyor. Fakat bu noktada yaşam kalitesi sorunu bütün ağırlığıyla kendini gösteriyor. Yaşlılarda bunama ya da her dört yaşlıdan birine musallat olan Alzheimer hastalığı konusunda gerçek bir ilerleme kaydedebilmiş değiliz. Yaşlılarımızı Swift'in Gülliver'in Gezileri'nde anlattığı, kulağı duymayıp gözü görmediği halde bir türlü ölemeyen Ölümsüzler'inki gibi acıklı bir son bekliyor olmasın sakın?
Sayfa 28 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Dedem beni eskiden bir camiye götürmüştü. Namazdan sonra imam Arapça dualar okudu. İmam okurken dedem öyle ağladı, öyle ağladı ki... Dedem ağlayınca, ben de kendimi tutamayıp ağlamıştım. Camiden çıkıp eve giderken, - Arapça biliyor musun da imamın dediklerine ağladın dede? diye sormuştum. - Ne imam Arapça biliyor, ne de ben... demişti. -Öyleyse niye ağladın? - Hiç ağlanmaz olur mu? İmam nasıl okuyordu, duymadın mı? Kimbilir ne acıklı, ne güzel şeyler söylüyordur! Dedem, imamın sesini hatırlayıp yeniden ağlamaya başlamıştı. Benim de gözlerim sulanmıştı. Oysa imam belki de çok sevindirici bir dua okumuştu.
Sayfa 127 - Nesin Yayınevi - 80 Baskı
Tüm dünya edebiyatı, Bulgar edebiyatı da istisna değil, an­neyi yüceltir ve babaya acıklı, Kafkaesk mektuplar yazar.
İstemediği bir insanla aynı yatağa girmekten daha acıklı ne olabilir.