• 520 syf.
    ·10 günde·10/10
    Gördüğüm herkes tarafından şişirilerek anlatılan, çoğu yerinde kendime rastlayacağımı iddia ettikleri, inceleme, alıntı ve yorumlarını çok severek takip ettiğim Anıl Gündüz ‘ın bile “İster bir günde ister bir ayda bitir. Kitap bittiğinde Martin Eden heryerine nüfuz etmiş olacak. Her sayfada onunla birlikte sen de tükeneceksin. Huzursuzluğu huzurunu sevmenin acı ironisine bürünüyorsun. Bir Martin Eden bir de Dostoyevski bunu başaranlardan” diye yorumladığı şaheser kitap. Martin Eden.

    Kitap hakkında konuşmadan önce, başta “Bitirdiğimde size haklı olduğunuzu söylemenizi çok isterim.” dediğim Anıl’a haklı olduğunu söylemek isterim. En sevdiğim kitap Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’idir. Sanırım en sevdiğim ikinci kitabı Martin Eden sayesinde belirlemiş oldum.

    Neyse, çok uzatmadan kitaba geleyim. Kitabı bitireli 2-3 saat oldu, biraz sakinleşeyim öyle yazayım dedim. Sakinleştim fakat yine yazamıyor, konuyu nereden başlayacağımı bilemiyorum. Oğuz Atay’ın “sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim” sözünün bittiği yerde, ben de Martin Eden’a “sana iyi bir inceleme yapabilmek için en az senin kadar okumuş olmayı dilerdim.” diyorum kendi kendime. Pek inceleyebileceğimi, kendimi buna müstahak gördüğümü ve hakkını verebileceğimi zannetmiyorum burjuva sınıfındaki bir kıza olan aşkı uğruna kendi kendine üç yıllık sıkı bir eğitim rafine bir yazara dönüşen bu yabani denizciyi. Onu çok sevdim, ondan çok etkilendim ve ister bireycilik konusunda, Nietzche ve Spencer’da olsun, ister de sosyalizm konusunda ondan çok yararlandım. Başta kitabı kısa bir özet geçmem gerekiyor sanırım;


    alt tabakadan denizci bir gencin, aristokrat bir ailenin kızına aşık olmasıyla başlar her şey. bu kadının bulunduğu ortamlarda, ailesi ile saygı-sevgi ilişkilerinde, aldığı eğitime hayran olan bu yabani denizci, yani Martin Eden aşık olduğu kadının seviyesine çıkabilmek için kendini geliştirmeye başlar. Aşık olduğu kadının da ona destek olmasıyla birlikte sınıf atlamaya çalışır, sürekli kütüphaneye gider, gördüğü her entellektüel konuşmayı hayran hayran dinleyip bir şeyler kazanmak ister. Bu süre zarfında, konuşması değişir, diksiyonu değişir, bol bol kitap okur, bir şey kapmak için gördüğü her konuşmayı dikkatle dinler. Yine bu günlerden bir gün parktaki sosyalistlerden birinin “bilinmezlik tanrıdır ve Spencer onun peygamberidir.” dediğini işitir ve Spencer’ı okumaya başlar. Ondan sonra hayatı değişmeye, kendini tanımaya, at sırtındaki bir atlı gibi bireyciliğe doğru koşar.. Bir zamanlar özendiği aristokrat aileyi cebine koyacak kadar çok şey öğrenir, bir zamanlar tanrı gibi baktığı onların üniversite diplomalı boş kafalı insanlar olduğunu fark ederek onlardan hızla uzaklaşır. Onlardan soğur ama sevgilisine olan aşkı yüzünden ilişkisini kesmek istemediği için bu süre zarfında evlenmek için de yazmaya başlar ama bırakın evlenecek parayı denkleştirmeyi, reddedilen mektupların idareleri, mektup pulları, daktilo kirası, çalışmadığı için çektiği parasızlık derken hayatı sefalet içerisine girer. Az yer, az içer, az uyur ama yine de bir gün başarılı olacağım diyerek gece gündüz yazmaya başlar ama bir türlü yazdığı hikayeleri, romanları, denemeleri satacak yayıncı bulamaz. Sevgilisinin kendisine inancı git gide düşer, ailesinin de rızası olmadığı için eninde sonunda sefalet çeken bu genç ile ayrılırlar. Neyse işte kısa kesmem gerekirse, sonunda günün birinde bir yayınevi tarafından yazdıkları beğenilir ve Martin Eden çok para kazanmaya başlar. para kazanmaya başladıkça ünü artar ünü arttıkça yüzüne bakmayan insanlar onu baloya, yemeklere davet ederler. Sevdiği kadının ailesi önceleri Martin’in yüzüne bakmazken sonraları yemeğe davet ederler hatta kızıyla evlenebileceğini bile söylerler. Martin’in gururu, Ruth’a karşı sönmüş olan aşkına galip gelmiştir Martin bunu reddeder. Yazmayı bırakır. Denizlere açılacağını söyler. Martin’in çok fazla parası ama bu ün, şöhret onun yaşama sevincini almıştır. Gemide iken kendisini okyanusların serin ve derin sularına bırakır ve herkesten uzaklaşır.

    Evet Martin Eden. İtiraf etmeliyim ki, her şey biter bitmez katılmak istedim sana, öldürmek istedim kendimi. Bir denizin kenarında olsam, sen gibi bırakırdım bedenimi, sonra da yaşama içgüdüsüyle alay eder, derine iterdim ellerimi. Utandım yaşam dediğim kisveden, utandım göğsümü şişirip indiren bu görünmez bu renksiz, tatsız, bu kokusuz, bu kahpelerin ve oyuncuların soluduğu ve belki onlardan birinin daha önce ciğerlerinde gezinmiş olan havayı içimde dolaştırmaktan. Kötülükten başka ne yaptık? hayatta yılmadan verdikleri tek mücadele, renkleri soldurmak -en parlakları bile- birini gri yapana kadar sömürmek olan insanlar, başka ne yaptılar? Bir hiçken bir tam yaptıktan sonra kendini, kişinin tamlığını, yalnızca aptal unvanlar ve toplumca kabul ile ölçen, hiçbirinin gerçek değeri ne anlayıp ne özümsediği, birinden bakıp diğerine kopya ettiği, aristokrat havasında görünüp içi bomboş bir tınısızlık dolu o aptal sosyete, o aptal kalabalık, o aptal övgüler, o aptal yergiler, yerin dibine batsın. Oysa Martin, tüm o alkışladığınız eserleri, bir saman alevi gibi parlayan ilginiz yücelmeden önce de yazmıştı, onları size tek tek okumuştu. Açlıktan ölürken yazmıştı, açlıktan ölürken günlerce yemek yemeyip, rehin verdiği tek takım elbisesinin parasıyla pullar alıp size yollamıştı. Siz onlarca kere reddetmiştiniz. Kabulunüz, neden ne yazılanlar, ne Martin, ne olanlar değiştiği halde -tek değişen bir parlama- çok sonradan geldi? Neden o açken, sadece açlığını izleyip, açlığı "boş" işlerle uğraşma şamarı olarak atfedip, reva gördünüz, bir öğün dahi paylaşmadınız da, artık buna ihtiyacı kalmadığında her sofrada arandı Martin? Oysa insanların ona bu gösterdiği ilginin sebebi olan her şeyi, o açlıkta yazmıştı. Tüm görünüşte büyük, akılca lümpen bedenler; bir komedyada, duyduklarını tekrar eden papağanlarsınız, sizinle paylaşmaya değer değil içten gelen tek bir kelime bile. yavan bir sarılık ve ahestelikte midem bulanıyor. "Siz o zaman yazılmış eserlerim yüzünden karnımı şimdi doyuruyorsunuz. çünkü karnımı doyurmak bir şeref payesi haline gelmiş. Karnımı şimdi doyuruyorsunuz, çünkü siz sürü hayvanısınız; çünkü güruha siz de dahilsiniz ve çünkü şu anda güruh zihniyetinin kör ve otomatik düşüncesi, benim karnımı doyurmak."

    Evet Anıl Gündüz , itiraf etmeliyim ki kitap bittiğinde Martin Eden her yerime nüfus etmişti. Jack London bu yarı otobiyografik eseri ile her sayfada beni Martin Eden’la birlikte tüketti. Onunla ruhunun içine baktım, gücünü ve güçsüzlüğünü gördüm, başına gelenlere üzüldüm, salaklıklarına güldüm, ateşli nutuklarında heyecanlandım, “asıl pislikler”i dinlerken onun gibi kıpır kıpır hissettim, aşkını hissedişine gıpta ettim, yaşadığı aydınlanma sonucunda içyüzünü fark ettiği burjuva toplumuna uyum sağlamayınca yürüdüğü sona kahroldum. Kitapla birlikte bittim.
  • İnsan!
    Allah kulunu yaratırken bir avuc toprak sudan yaratmış ..
    Yunus Emre'nin dediği gibi “Bir avuç toprak, biraz da suyum ben. Neyimle övüneyim, işte buyum ben.” keşke herkes senin gibi diyebilse demek geliyor içimden yunus emrenin dizelerini okurken !
    Ve yine Hz.İmam Ali derki hiç bir şey insan kadar yükselip insan kadar alçalamaz …

    Bu söze sonuna kadar katılıyorum !
    Doğru dersin pirim etten kemikten olan insan bir avuc toprak bir avuc su ıle yoğrulan insan istediği zaman alcalıp istediği kadar yükselebiliyor .İnsan olmak erdemliktir insan olmanın erdemliğini taşıyabilen çok nadir demek istiyorum ..
    İnsanlar o kadar alcalmış ki vicdanları körelmiş ki insan insan dediğine zulum eder olmus…
    Hayatın gecim şartları mı insanları bu noktada körleştirdi insan olmaktan diyede düşünmüyor değilim fakat bir cevap bulamamak da belirsizleştiriyor düşüncelerimi…
    İnsan kadar zalim varmı diyor içimdeki ses yine içimdeki ses Okunacak en büyük kitap insan diyor !
    Etrafımda insanım diye dolanan maskeli o kadar insancık oynayan rolunda baş oyuncu var ki artık ne okumak istemiyorum...Sitemimi dile getirmek acı veriyor
    Ekiden dostluk vardı ölümüne sen dur sana gelen kurşunun önüne ben giderim ben ölürüm hesabı şimdi kim ölmüş kim kalmış belli değil…Birinin ekmeği olmasa cat kapı cekinmeden calar kapısını isterdi ekmeğim yetmedi senden alayımda ben yapınca veririm denilirdi vermese de kimsenin gözü görmezdi ..Şimdi kimse acmısın tokmusun diye sormuyor .Komşusu acken tok yatan misali …Aç gözlülük ,hırs ,benlik,ego ,almış başını gidiyor ...Oysa Düğünler dernekler dostla olurdu insan gözü kapalı dosttuna anahtarını teslim ederdi aklına tek bir soru gelmeden kız,erkek cocuklarını, gözü kapalı teslim eder di
    Annesi evde değilken okuldan gelen öğrenci komsunun kapısını calar hiç tereddüt etmeden güvenle kalırdı .. Peki günümüzde cocuğunu bırakabilceği bir ev yada aile kaldı mı ? bırakın evini cocuğunu anahtarını teslim etmeyi insanların insana olan güveni tükendi bitti!
    Çıkar menfaat ilişkileri nefsiyle vicdanın yeri değiştikce insanlıkta bitti ac gözlülük cekememezlik coğaldı oysaki eskiden bir derdin olduğunda sıgınağın sırdaşın dost bildiğin insandı şimdi ayagının altına sabun koyup kaydırmadıkları ne kaldı iki yüzlü dostlar insanlar revanşta …
    Güven kelimesi sadece lafta kaldı insan yine bir baska insanı menfaati için satar olmuş iki yüzlülük cıkar menfaat ilişkileri günden güne coğalmakta …
    İnsan azizim insana saygı duymaz olmus yüzlerde binlerce maske maskeli balo misali yanımız ötemiz …Namert bir dosttum olcağına mert bir düşmanım olsun dilere hitap olmus …
    İnsan olmak bu kadar mı ağır yüktü erdemli olabilmek bu kadar mı zordu diyesim gelsede ki dilimin ucuna...
    Hünkar Hacı Bektaş- ı velinin sözleri geliyor …Eliniz kirli idi yıkayıp temizlendiniz,
    Ayağınız kirli idi yıkayıp temizlendiniz. Yüreğinizdeki kini, kibri, hasetliği, şehveti su ile nasıl temizleyeceksiniz.“ Ve yine devamla; ”
    Şu şişeyi görüyor musunuz ? İnsan bir şişeye benzer; bu şişenin içi pislikle doluysa bunun ağzını kapatıp da çeşmenin altında yüzlerce kere yıkasanız da bu temiz olamaz, yapılacak iş nedir? Bunun kapağını açmak, pisliği dökmek, şişenin içini yıkadıktan sonra da dışını yıkamaktır.“ Der ve devamla; ”
    Daima tövbecisin, ne vakit bu tövbeden, tövbe edeceksin onu söyle?“ Burada Hz. Pirin bahsettiği insanın ruh temizliği ve ahlak temizliğidir.
    Eline- Diline- Beline sahip olmaktır. Gerçek temizlik insanın gönlünde, ruhunda, düşüncelerinde yapacağı temizliktir. İnsan ruhunu her türlü kirlerinden arındırmalı ki gerçek insanı kamil olabilsin.İnsan tarikatta tövbe edip, Allah'ın hakiki evi olan kalbini temizlemek zorundadır. Yüce Allah bir ayetinde: ”
    Ben size şah damarınızdan daha yakınım" buyuruyor. Onun evi biz insanoğlunun kalbidir.
    Bizimde o evi tertemiz tutmamız gerekir. Hz. Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli “Arif arılığı Tahir'dir” buyuruyor. Tahir kelimesinin sözcük anlamı her türlü kirden arınmış demektir.
    Arif olan kişiler, ruhunu, düşüncelerini, gönlünü her türlü kirden arındırmış, birer İnsan-ı Kamildirler.
    Haliyle sormak istiyor insan dosttum diyenlere kardeşim diyenlere Can diyenlere insanım diyenlere siz yüreklerinizdeki kini kibri menfaati nankörlüğü ne zaman arındırıp insan olabilme yolunda adım atacaksınız ?
    Kefene sarıldığın gün bittin efendi 4 metre bez oda nasip olursa !

    Zahmin
  • Yaşam ne berbat şey yahu! Mide boşken, en hafif yük bile insana ağır geliyor galiba.
  • Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir rastlantı ya da zorunlulukla edindiği­miz ilintiler, yakınlıklardır.
    Sayfa 26

    Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim; bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm.
    Ona iyilik etmeyi onun bana iyilik etmesinden daha çok is­temekle kalmam; kendine her edeceği iyiliğin bana da iyilik olmasını isterim. Bana en büyük iyiliği kendine iyilik ettiği zaman etmiş olur.
    Sayfa 28

    Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak.
    Sayfa 31

    Niçin başka güneş başka toprak ararsın?
    Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
    Horatius
    Sayfa 32

    İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler da­ha az engel olur geminin gidişine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle. Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla. Onun için kalabalıktan kaçmak yet­mez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez: İçimizde­ ki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendi­mizden koparmamız gerek.
    Sayfa 32

    Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi Kendinden daha çok sevmeğe kalkar?
    Terentius
    Sayfa 35

    Yaptığı iyiliği başkaları duysun diye, kendisine daha fazla değer verilsin diye yapan, doğruluğu dillerde dolaşmak şartıyla doğru olan adamdan pek hayır gelmez.
    Sayfa 45

    Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
    Sayfa 55

    Yaşıyor ama bilmiyor yaşadığını.
    Ovidius
    Sayfa 59

    “Talih ne kadar güler yüz göste­rirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir halden bambaş­ka bir hale geçiverir.”
    Sayfa 65

    Kendimizi erkenden bilmeye başlamazsak, nasıl baş ederiz bunca dertler, bunca kötülüklerle?
    Sayfa 75

    Vicdan içimize korku saldığı gibi, suçsuzsak rahatlık ve güven verir bize. Ben kendimden söyleyebilirim ki türlü kö­tü durumlarda, içimden geçeni, niyetlerimin temizliğini gizlice kendim bildiğim, düşündüğüm için daha korkusuz adım­larla yürümüşümdür.
    Sayfa 78

    Bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak.
    Sayfa 82

    Vermede nasıl bir üstün olma niteliği varsa, almada da bir boyun eğme niteliği vardır.
    Sayfa 83

    Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim.
    Sayfa 90

    İnsan kötü şeyleri, bilmedi­ği, beceremediği için değil, canı istemediği için yapmamalı.
    Sayfa 95

    Kötülük etmeyi istememek başka, bilmemek başkadır.
    Seneca
    Sayfa 95

    Her an sendeleyip düşebilirim. Gözlerim bir şöyle görüyor, bir böyle. Açken başka adamım sanki, yemekten sonra baş­ka. Keyfim yerindeyse, hava da güzelse kötü kişi değilim:
    Ama bir nasır canımı yakmayagörsün, asık suratlı, aksi, yanına yaklaşılmaz bir adam olurum. Aynı atın yürüyüşü bir rahat gelir bana, bir rahatsız; aynı yolu bir uzun bulurum, bir kısa; aynı biçim bir hoşuma gider, bir zıddıma. Bir gün her işe yatkınım, bir başka gün hiçbir şey gelmez elimden.
    Bugün sevindiğim şeye yarın üzülebilirim. İçimde durmadan değişen, ele avuca sığmayan bir sürü duygu. Kara kara düşünceler, derken bir öfke; ağlamaklı bir haldeyken, birdenbire taşkın bir sevinç. Kitapları karıştırırken bakarım, dün içinde türlü güzellikler bulduğum, okudukça coştuğum bir yer bugün bir şey demez olmuş bana: Eviririm, çeviririm, orasını burasını okurum, nafile: O sayfalar boşalmış, yabancılaşmıştır artık benim için.
    Sayfa 102

    İnsanın sağlığı ve düşüncesi yerinde değilse, hazdan, mutluluktan da bir şey anlamaz.
    Sayfa 105

    Bizi mutlu eden, bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varmaktır.
    Sayfa 106

    Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür: ona iyiliği, kötü­lüğü katan sizsiniz.
    Sayfa 111

    Haya­tın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır:
    Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır. Şunu an­lamakta geç kalmayın: Doya doya yaşamak yılların çoklu­ğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır.
    Sayfa 113

    İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız.
    Sayfa 115

    Paranın saklanılması kazanılmasından daha zahmetli bir iştir.
    Sayfa 121

    Herkesin gözü dışardadır; ben gözümü içime çevirir, içime diker, içimde gez­diririm. Herkes önüne bakar, ben içime bakarım: Benim işim gücüm kendimledir. Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendimi tadarım. Herkes kendinden başka şeylerin peşinde­dir; hep kendinin ötesine gitmek sevdasındadır. Bense kendi içimde yuvarlanıp gidiyorum.
    Sayfa 131

    Tehlikelerden kaçınmakta aşırı telaşa düşmek kendimizi tehlikenin kucağına atmanın en kestirme yoludur.
    Sayfa 138

    Oysa ki insan sevincini büyülterek anlatmalı, üzüntü­lerini kısaltarak.
    Sayfa 142

    Gerçekten alış­kanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş ya­vaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür; ama, zamanla, oraya yerleşip kök­leşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez...
    Sayfa 143

    Kendimiz sandığımızdan çok daha zenginiz; ama bizi ordan burdan alarak, dilenerek yaşamaya alıştırmışlar: kendi­mizden çok başkalarından faydalanmaya zorlamışlar bizi.
    Sayfa 144

    İnsanın zihnine dolduracağımız ilk sözler onun ahlakını ve ruhunu yoğuracak, ona kendini tanımasını, iyi yaşamasını ve iyi öl­mesini öğretecek olan sözler olmalıdır.
    Sayfa 146

    Zafer zafer değildir, yenilen düşman yenilgiyi kabul etmedikçe.
    Claudianus
    Sayfa 149

    Hiçbir şeyde aşırı gitme yok.
    Sayfa 156

    Kendine dost olan bilin ki herkese de dosttur.
    Seneca
    Sayfa 159

    Ve susmada bile sözler, yalvarmalar vardır.
    Tasso
    Sayfa 165

    Hasta iken beni üzen şey canımın istediğini yapmamak değil, canımın bir şey istemez oluşudur. Keşke bir şey istese de yapsam: Hekimler zor durdurur beni. Sağken bütün kaygım da umutlu, istekli olmaktır. Uyuşuk, isteksiz olmak ne acıklı bir şeydir.
    Sayfa 180

    Gitmiyoruz, götürülüyoruz: Suyun akıntılı veya durgun oluşuna göre kimi ağır ağır, kimi hızla akıp giden şeyler gibi.
    Sayfa 193

    İnsanın en kötü hali kendini bilmez ve yönetmez olduğu zamandır.
    Sayfa 197

    Hiç kimseye fazla sev­giyle bağlanmak, bir uşak gibi sadık olmak istemem. Çünkü insanı ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi haydi ihanet eder.
    Sayfa 199

    Dünyada insana insan kadar kötülük edebilecek hiçbir hayvan olmadığını anlamıştı.
    Sayfa 221

    Kitaplar ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altında­dır. Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sı­kıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım ki­şilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni. Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmadıkları zaman acılarımı tör­pülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur; hemen beni kendi­lerine çeker, içimdekinden uzaklaştırırlar. Öyleyken, onları yalnız daha gerçek, daha canlı, daha doğal rahatlıklar bula­madığım zaman aramama hiç de kızmaz, her zaman aynı yüzle karşılarlar beni.
    Sayfa 223

    Kitaplarımın dilediğim zaman bana sevinç verecekleri, yaşamama destek olacakları düşüncesi anlatabi­leceğimden daha büyük bir rahatlık verir bana. İnsan haya­tı denen bu yolculukta benim bulduğum en iyi nevale kitap­lardır ve ondan yoksun anlayışta insanlara çok acırım.
    Sayfa 224

    Kedimle oynadığım zaman, kim bilir, belki benim onun­la oyalandığımdan çok o benimle oyalanıyor.
    Sayfa 226

    Nasıl tarımda, bir şeyi dikmeden önce ve dikerken bile yapılan işler belli ve kolay, ama dikilen yaşamaya başlayınca onu yetiştirmenin bir sürü yolları ve zorluğu varsa, insanları dikmede de fazla bir ustalık yoktur, ama doğduktan sonra onları büyütme ve beslemede, kaygılar, korkularla dolu değişik bir sürü bakım yollarına başvurulur.
    Sayfa 241

    Kiminin içtendir mutluluğu, kiminin dıştan.
    Sayfa 245

    Dünyada insanlığını bilmekten, insanca yaşamaktan da­ ha güzel, daha doğru bir iş yoktur. Bilimlerin en çetini de bu hayatı iyi yaşamasını bilmektir.
    Sayfa 257

    En iyisi gençlerde öğrenme hevesini ve sevgisini uyandır­maktır, yoksa kitap yüklü birer eşek yaparız onları, kırbaç zoruyla bilim dolu bir çanta taşıtıyorlar onlara; oysa bilimi evimizde saklamak yetmez, evlenmek gerek onunla.
    Sayfa 260

    Aldatmaya ve aldanmaya en elverişli şeyler bilmediğimiz şeylerdir. Bir defa, görülmedik şeylere insan nedense kolay inanır; sonra da, üzerlerinde konuşmaya, düşünmeye alışık olmadığımız için, bunlara kolay kolay karşı da koyamayız.
    Sayfa 261

    Bir eylemi yararlı olduğu için dürüst ve güzel saymak yanlıştır; herkesi o eyleme zorlamak, yararlı diye herkes için şerefli olacağı sonucuna varmak doğru değildir.
    Sayfa 270
    Michel de Montaigne
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi