En yakının da gün gelir el olur.
10/10
·592 syf.·
2026 13. kitabı
Ve mevsim geçer… Gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, Canından saydığın yar bile bir gün gelir el olur. Aklın şaşar… Dostun düşmana dönüşür. Düşman kalkar dost olur. Öyle garip bir dünya… Olmaz dediğin ne varsa olur. Düşmem dersin düşersin. Şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya; Öldüm der durur… Yine de yaşarsın!… Mevlana Celaleddin-i Rumi Kitap kanserin son evresinde olan Hazarın annesi Benan ile hastane odasında tam on yıl süren küslüğün bitmesi ile başlıyor. 90larına yaklaşmış Benan,öz kardeşi tarafından kandırılmış ve annesine küsmüş olan oğlunu ölmeden önce görmek ister, ikisinin de zamanı azdır. Ancak Benan ölmeden önce oğlunun bilmediği tüm gerçekleri ona anlatmaya karar verir ve yazardan anılarını kitaplaştırmasını ister. Kitabı da her gelişinde bir kısmını oğluna okur. Hazar zamanla toparlanırken Benan da geçirdiği kazayı atlatmaya çalışmaktadır. Bir kadın ama güzel ve onurlu bir kadın olan Benan yaşamdan keyf almayı bilen, sağlığına dikkat eden, çok sevdiği ikinci eşi Suatı kaybetmiş ama ona kavuşmayı bekleyen güzel yürekli bir kadın imajı çizerek başliyor kitap. Benan... Cihangir Kırımdar'ın göz bebeği lacivert gözlü güzel kızı. Kırımdam Türkiye'ye sığınmış ölene kadar vatan topraklarının, orada kalan ailesinin hasretiyle yanmış, ailesi için çalışıp didinmiş, zeki, aydın bir adamdır Cihangir. Benan 'ı tüm bildiği değerler ve yetenekle donatmak için elinden geleni yapmış ne çare ki şımarık züppe komşu çocuğu Talat'tan da kötü kalpli küçük kızı Figen'den de cahil ve küçük kızına her zaman daha düşkün olan karısı Müjgan'dan da yeterince koruyamamıştır. Benan her zaman çalışkan ve iyi yürekli, becerikli bir kızdır. Babası onu kültürlü biri olarak yetiştirmekte, Benanın yeteneklerini parlatmaya çalışmaktadır. Figen babasından sebepsiz yere çekinmekte
Duygu ve Düşünce
Bir Harp Gelini - Benan'ın DefteriNermin Bezmen · Doğan Kitap Yayınları · 2017424 okunma
Kaderini seçemezsin âşık olacağın insanıda sahi ne kadar tanyoruz
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Kaderini seçemezsin.Âşık olacağın insanı da .Sahi ne kadar tanıyoruz birbirimizi? Sana ikimizi anlatmaya geliyorum...Hayat, elimizde olanlara verdiğimiz değer ile hayal ettiklerimize verdiğimiz değer arasında gizlidir.Elinde olanın değerini bilen insan ne muhtaç olur ne mutsuz.Elindekinin değerini bilmeyen insan ise ne kurduğu hayallere kavuşabilir ne de mutlu olur.Hayat er ya da geç bize bunu öğretir.Bu hayatta hepimizin bir hikayesi var.Hepimiz yaşamak için doğarız ama yaşamadan,sadece birşeyler için çırpındıktan sonra hayata veda ederiz.Çünkü doğum ile ölüm arasındaki o ince çizgide yaşamayı unutan insanlarız.Hayat, iki yarımın bir bütün olmasından ibaret.Şimdi ya yarım kalacaksın ya da onunla bir bütün olup hikayeni anlatacaksın? Tercih senin... "Yaşanması mümkünken yaşanmayan her aşk gün gelir bizden bunun hesabını sorar çünkü; Adamlık,bir kadını bir ömür sadakatle sevmekten geçer.Kadınlık da kendini bir ömür sadakatle aşkla sevecek adamın değerini bilmekle geçer. Kimin için yaratıldığını bilmiyorsun elbette ama hikayenin başrolü sensin.Aşkı senin ,acısı senin.Kimse içinde kopan fırtınaları bilmez anlatsan anlamaz,anlamak zorunda da değil zaten.İnsanlar hep konuşur çünkü; hayat senin ,tasası onlarındır çokkkk severek okudum seni çokkda sevdim tavsiye ederim
Alıntı
Bana İkimizi AnlatAhmet Batman · Destek Yayınları · 201410,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·192 syf.··
2026 1. kitabı
·
50 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2026 07:45
Yoğurdun yeşil olmasıyla başlayan bir yolculuk... Çürüme... Bir hayal dünyasının tüm inanmışlığıyla açılan kapısı ve ardından çürüyen şeker ev... Hansel ve Gratel'in yakarak kurtulduğu kör cadı. Ya da yanarak oldukları son akşam yemeği; İsa'nın. Bir celladın arşiv odasında, bir iradenin yok sayılmasıyla başlayan şeker ve çikolata kokulu bir çürüme... Masal bu ya tüm o yapış yapışlığın arasında, ortasında, tam kalbinde gerçeklik yanılsaması... Son masumiyet karinesinin yok edilmesi bir ruhta... Sahteliğin bile çürümesi, bahaneler... Oyun içinde oyunlar, yalanlar... Kimin kimi öldürdüğü belli olmayan bezgin bir savaş... Tüm savaşlarda zafer yangısıyla tutuşan hilekâr ve yorgun bir savaşçı... İçinde acı barındıran son ümit propagandasını yok sayarak salladığı kılıcın kendi boynunda yer bulması... Zafer sizin paşam! Yok saydığınız tüm sınırlar, gördüğünüz tüm bu yıkım iradenizin, tacizinizin ve zaferinizin iniltileri altında tüm acısıyla sizin; Ancak Ölü. Çürümüş merhamet de bu olabilirdi; çarpıtılmış bir yaşam ya da sahici bir son! Çatal hamlesi bir tahtada, lakin sevginin Şah'ı teslim edeceği kimin aklına gelirdi...? Kaleyi içten fethetmek de dahilse bu çürük oyuna çok iyi piyon olurdu küçük bir kızdan... Buyrun paşam, altında kalacağınız milyonlarca söz, ölü bir tebaa, her gün ölmek yerine bir gün ölmeyi seçen bir Şah! Bütün bu çürümüşlüğün içinde en sahisi; cesaretinizin korumaya değil, yakıp yıkmaya yetebilmesi ancak. Bundan bu çürümüş şehrin çürük anahtarı kesik başınıza armağan; dilinizde şişen adamlık ise kuru kalabalık, hafızalarda hatıra kalan. Nihayet; "Aşk Venüs'süz, savaş Mars'sız devam eder; tanrılar artık olaylara müdehale etmiyorlarsa da, bu olaylar ne daha fazla açıklanabilir, ne de daha az şaşırtıcı olurlar..." Çürümek; yanlış
1000Kitap
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Bir Kitap Değil, Bir Hafıza: Dede Korkut
10/10
·238 syf.··
2026 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 19:00
Üniversite zamanlarında sınav vakti sorumlu tutulduğumuz için çok umursamadan, bölük pörçük okumalarla Dede Korkut hikâyelerini öğrendiğimi sanıyordum. Aradan geçen yılların ardından insanın içinde gerçekten bu hikâyelere karşı büyük bir merak ve okuma isteği doğuyor. Bu kez kendi isteğimle kitabı raftan alıp okumaya başlayınca ilk hikâyeden son hikâyeye kadar büyülenmişçesine bir okuma süreci yaşadım. Okuyup diğer hikâyeye geçtikçe Fuad Köprülü’nün o meşhur sözünü niye sarf ettiğini daha iyi anlamaya başladım. Yaklaşık 550 yıllık bir geçmişe konuk oluyorsunuz. Beni okurken en çok keyiflendiren şeyler, yer yer hikâyelerin içindeki güldürü düzeyi, olağanüstülük çeşitliliği ve eski zamanlardaki atalarımızın kültür hayatlarına, zihin dünyalarına dair şeyler okumak oldu. Bu kitabın şöyle de bir durumu var. Nasıl bir beklentiyle elinize aldığınız da önemli. Sadece “okuması çok kolay maceralı bir şeyler“ arıyorsanız okurken zaman zaman yavaşlayabilir, belki sıkıldığınızı bile hissedebilirsiniz. Evet bu kitap heyecan dozu yüksek, okunaklı bir kitap fakat olayların mensur, duygu düşünce ve diyalogların manzum biçimde yazılması ve bazen buna eklenen kimi sözcükler de okumayı güçleştirebiliyor. O nedenle bu kitabı okumak için sakin bir kafaya ihtiyacınız var. *** Şüphem yok ki bu eser biz Türklerin değil de Batılıların kültürünün bir ürünü olsaydı, şimdiye kadar bunlarla ilgili ne çok çizgi film, dizi, tiyatro ve çeşitli sanatsal yapıt ortaya koyarlardı ve hatta biz bile bunlardan ne çok istifade ederdik. Bu hikâyeler, kesinlikle üstünde çok daha fazla durmamız, çocuklarımıza anlatmamız gereken kültür ürünlerimizden. Rol model bulamadığı için (üstüne ailenin de cehaleti ve ilgisizliği eklenince) asıp kesmeyi adamlık sanan, iyi yetiştirilmemiş gençlerimize, bu şekilde
Kültür
Dede Korkut KitabıMuharrem Ergin · Boğaziçi Yayınevi · 20172,055 okunma
Asya Kitap Yorumum
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 19:16
Bazen insanı hayatta tutan şey aşk değil, merhamettir.” ‎ ‎Merhabalar canlarım ‎Ben geldim ve bugün sizlere, daha önce askeri kurguda kalemiyle tanıştığım ve severek okuduğum bir yazarın, bu kez bambaşka bir kurgusuyla geldim ‎Meryem Soylu’dan Asya ile sizlerleyim ‎ ‎Asya, üniversite yıllarında tam bir yıl boyunca peşinden koştuğu adamla sevgili olur. Ancak ne yazık ki bu adam tarafından kandırılır ve birlikte olurlar. Bu birlikteliğin ardından Asya hamile kalır ‎Daha bu durumu bebeğinin babasına söyleyemeden, adam Asya’dan ayrılmak ister… (İşte burada içimden bir şeyler koptu ) ‎ ‎Asya’nın ailesi, bir bayılma sonrası bu hamileliği öğrenir. Öğrendikleri an ise Asya için adeta kıyametin başlangıcı olur. Babası ve abisi tarafından hem ağır hakaretlere hem de şiddete maruz kalır ‎Hatta babası, abisinden Asya’yı öldürmesini ister… (Okurken nefesimi tuttum, elim ayağım titredi) ‎Bunun üzerine tren garına giderler. Tam abisi Asya’yı vuracakken, biri ortaya çıkar… ‎O kişi; semtte, mahallede herkesin parmakla gösterdiği, sözüne güvenilen, mertliğiyle bilinen Ömer Asaf’tan başkası değildir ‎ ‎Ömer Asaf, o gün doktordan aldığı bir haberle yıkılmıştır ve nereye gittiğini bilmeden ayakları onu tren garına sürükler. Orada gördüğü manzara karşısında şok olur: ‎Rayların üzerinde, ağzı yüzü kan içinde, eli karnında bir kadın… ‎ ‎Babası ve abisinin niyetini anlayan Ömer Asaf, hem Asya’yı hem de karnındaki bebeği kurtarmak için büyük bir cesaretle ortaya çıkar. ‎Asya’nın babası ve abisine, kızı isteyeceğini ve onunla evleneceğini söyler ‎(İşte o an “adamlık” budur dedim ) ‎ ‎Asya ise bu evliliği hiç istemez. Çünkü sevdiği adam, çocuğu olduğunu öğrenirse ona geri döneceğini düşünüyordur… (Ah be Asya, keşke kendine biraz daha kıyamasaydın ) ‎ ‎Bu sırada Ömer Asaf, ailesine doğru düzgün
AsyaMeryem Soylu · Parola Yayınları · 2024165 okunma
7/10
·556 syf.··
2026 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 15:54
Kitap Adı: Gazap Üzümleri Yazar: John Steinbeck Çeviri: Belkıs Dişbudak Tür: Roman Sayfa: 558 Değerli Kitapseverler: Ocak ayının ikinci haftasınd Gazap Üzümleri’ni PDF formatından okudum . Steinbeck’in daha önce Fareler ve İnsanlar’ını okumuştum; ama bu kitap, onun kaleminin ne kadar derin ve acımasız olabileceğini bir kez daha gösterdi. Evet, dili güzel ama aynı zamanda yorucu. Çünkü her cümlede betimleme var. Toprak, güneş, açlık, yol, yüzler. Hepsi tek tek gözünün önünde beliriyor. Bazen “Bu nasıl bitmeyen bir yol?” dedirtiyor, bazen de “İnsan bir lokma ekmek için tarihte neler yaşamış…” diye düşündürüyor. Steinbeck aslında şunu yapıyor: Umutsuzluktan umuda giden yolu çiziyor. Ve şunu da hatırlatmak gerekiyor: “Bu kitap yoksulluğu anlatmıyor; insanın insanlıktan nasıl çıkarıldığını anlatıyor.” Hikâye 1930’ların sonunda Amerika’nın bazı bölgelerinde topraklar çoraklaşıyor. Güneş kavuruyor, mahsul bitiyor. İnsanlar bir toprağa bakıyor, bir de kendilerine ve çareyi göçte buluyorlar. Ama bu göç, haritada kısa; hayatta ise çok uzun. Herkesin göç için ayrı bir umudu var: Kimi daha iyi bir hayat, kimi sadece daha çok meyve yemek, kimi aç kalmamak istiyor. Yol onları açlıkla, korkuyla ve insanın insana ne kadar acımasız olabildiğiyle sınava sokuyor. Karın tokluğuna çalışmak, kamp kurmak, birlik olmak zorunda kalmak. Ve bir adamlık iş için herkesin birbirini elemesi. O yol, insanı insanla tanıştıran bir öğretmene dönüşüyor. Kitabın özü: Kitaptan aldığım en sert ders şu cümlede gizli: “Tek zengin olan insandır. Fakirler ise zenginleri yücelten ve var eden…” Bugüne bakınca insan ister istemez şunu diyor: Pek de bir şey değişmemiş. Steinbeck bize şunu soruyor: “İnsan olmak kime tanınan bir ayrıcalıktır?” Alıntılar Kitap boyunca altını çizdiğim bazı cümleler: - “İnsanlara
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,6bin okunma