"Hemşehricilik Zihniyeti"miz - Nejdet Sançar
İçimizde yaşamakta ve hüküm sürmekte olan bir takım görenekler var. Dünün düşüncesinin doğru saydığı ve ondan dolayı gönüllere ve kafalara giren bu göreneklerin artık bugün yalnız bir kelime ile adlandırılmaları gerekiyor: Kötü... Dünden miras kalan her kötü şeyle savaşırken, bu iyi olmayan görenekleri de unutmamak lazımdır. Bunlardan biri "hemşehricilik zihniyeti"mizdir. Hemşehricilik zihniyeti, kötü ve pek kötü düşüncelerimizden biridir. Bu düşünceyi okumamışlardan başlayıp okumuşlarımıza ve hatta aydınlarımıza kadar pek çoğumuzda bulmak mümkündür. Hemşehricilik zihniyeti içimizde manevi bir hastalık halinde o derece kuvvetle yaşamaktadır ki, onun bizi düşürdüğü yanlışları bile görememekte, bu zihniyetle milletimize karşı kötülükler işlemekteyiz. Hemşehricilik zihniyeti, ne yazık ki, bir nevi yurtseverlik gibi duyulmakta ve anlaşılmaktadır. Halbuki ilk bakışta iyi gibi görünen bu zihniyet, cemiyet hayatımızda kötü ve bazen çok kötü sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü bu zihniyet bizde "hemşehriyi kayırma ve koruma" ruhunu yaratmış bulunmaktadır Üzüntüyle söylemek lazımdır ki pek çoğumuzda "hemşehriyi kayırma ve koruma" ruhu vardır. Erzincanlı büyük memur, Erzincanlı küçük memuru kayırmakta ve korumaktadır. Çünkü o hemşehrisidir. Koruyan da, korunan da bunda bir kötülük bulmamakta, olayı, bir Türk'ün bir Türkü koruması kadar tabii görmekte. hatta bunu bir yurtseverlik (!) saymaktadır. Konyalı talebe, kavga eden Konyalı, Afyonlu arkadaşlarından birinciye yardım etmektedir. Çünkü o hemşehrisidir. Görenek ona bu yardımı pek tabii göstermekte, hatta bunu bir nevi yurtseverlik saydırmaktadır. Antepli filan, aynı yerden falana vazife başında da olsa, yumuşak ve müsamahalı davranmaktadır. Çünkü o hemşehrisidir. Bunun böyle olması milli bir gayret gibi sanılmaktadır. Edirneli
Sayfa 323
“ Bu kadınlardan üç dört sefer hapse girmiş çok namlıları var. Ben, bunca yıllık kaçakçı Adanalı Hasan, ancak bir seferlik düşmüşümdür mahpusaneye. Yiğitlik kadınlarda kaldı, yavrum kaçakçı Hasan! Ha gayret! “
Sayfa 58·Kitabı okuyor
Reklam
Of çok iyi olay bee
Usta şen bir kahkaha daha attı. "Hepsi sana helal olsun, deli oğlan. En sonunda yanında bir kız gördüm ya, daha da gururlandım." Bakışları bana döndü. "Ot gibi gelip gidiyordu buraya. Delikanlı adam sevdası kadar şanlanır, yanar, pişer, olgunlaşır. Hani senin sevdan, diyordum. Ben o işlerden anlamam, diyordu. Bak, ne güzel anlıyormuşsun işte, hergele." Bakışlarımız birbirine değdi. Biz çok küçükken pişmiştik o ateşte. "Sen hep ne dersin, Necati Usta?" derken bakışlarını benden koparпр Usulca Necati abiye baktı. "Ne bileyim, oğlum?" dedi en Adanalı hâliyle. "Ben hep bir şey derim." "Gönül bir kuştur..." dedi Murathan. Usta ise anında anımsayıp, "Ancak kendi yuvasını bulunca bülbül olur," dedi. "Aynen ondan," dedi Murathan derin bir gülüşle. Bakışlarını tekrar bana çevirdi. "Biz yuvamızı inşa etmiştik ama rüzgâr sert esince yolumuzu kaybetmiştik. Yıllar sonra ancak bulabildik." Gülümsemem derin ve bir o kadar anlamlıydı.
Bir elinde sancak, bir elinde yalın kılıç... 1922 sıcaklarında İzmir'e ilk giren Adanalı atlı şimdi, 1925'te nerelerdedir? Ne yapıyor? Hangi beyin çiftliğinde ırgat? Yarıcı?
8 Ekim 1978 akşamı, Ülkücü militanlar Ankara Bahçelievler'de Türkiye İşçi Partisi üyesi 7 gencin oturduğu evi bastılar ve hepsini öldürdüler. Cinayete adı karışanlar arasında, daha sonra adları çeşitli olaylar vesilesiyle sıklıkla kamuoyunun önüne gelecek olan Abdullah Çatlı, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adanalı ve Haluk Kırcı da bulunuyordu. Katliam emrini veren Abdullah Çatlı'ydı.
Sayfa 297·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Adana İsyanı, Ermenilerin kışkırtmaları ile başlamıştı. İki Türk gencini sebepsiz yere öldüren Ermeni komitecileri, katilleri adalete teslim etmemişler, hatta teslim almaya gelen güvenlik güçlerine ateş açarak olayların başlamasını tetiklemişlerdi. Ermeni tahriki ve provokasyonu, olayların hızla büyümesine ve üç gün boyunca devam edecek olan kanlı sokak çatışmalarına sebep olmuştu. İstanbul Hükümeti, bütün şehre yapılarak önlenemez hal alan Adana İsyanını bastırmak için şehre asker sevk etmekle yetinmemiş, sıkıyönetim ilan etmek zorunda da kalmıştı. Olaylar kontrol altına alındığında ortaya çıkan manzara tam bir facia idi. Tespitlere göre, Ermeni provokasyonu neticesinde çıkan olaylarda 17,000 Ermeni ile 2.000 Adanalı Türk hayatını kaybetmişti. Olayların sonunda ortaya şöyle bir acı tablo daha çıkmıştı: Emperyalist devletlerden gelen " Adana'da Ermeniler katlediliyor. " yaygarasi karşısında panikleyen Osmanlı Hükümeti, yargılamalar sırasında, çeteci Ermenilere dokunmamış, olayların akışı içinde yer almak durumunda kalmış 47 Türk'ü idam cezasına çarptırmıştı.
Reklam
Reklam