Sanatın Tarihsel Yolculuğu
Puan vermedi·448 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 09:00
“Sanat eseri olmayan bir eser yapılabilir mi?” (s. 406) Bu kitap sanat tarihini anlatan bir kitap değil, Larry Shiner’ın Sanatın İcadı adlı çalışması, bugün doğal ve evrensel kabul ettiğimiz sanat anlayışının nasıl ortaya anlatmaktadır. Kitabın ana fikri, büyük S ile yazılan “Sanat”ın ezelden beri var olan doğal bir kategori olmadığı, belirli tarihsel koşullar içinde üretilmiş bir kavram olduğu yönündedir. Kitabın içeriğinde çok sanatçı, müze, deha, estetik ve zanaat gibi bugün kendiliğinden varmış gibi görünen kavramların nasıl inşa edildiğini anlatılmaktadır. Kitabın ana tezini en iyi özetleyen ifadelerden biri E. H. Gombrich’ten yapılan şu alıntı olabilir: “Büyük S ile başlayan Sanat’ın var olmadığının bilincinde olunulsun.” (s.32) Yazara göre sanat; bir kavramlar ve kurumlar kümesi de değil insanların anlam yükledikleri, değer verdikleri ve inandıkları bir alandır: “Sanat sadece bir kavramlar ve kurumlar kümesi değil aynı zamanda insanların inandıkları bir şey, bir huzur kaynağı ve bir sevgi nesnesidir.” (s. 26) Kitabı okurken özellikle dört ana temaya odaklandım: Sanatın tarihsel bir kategori olarak ortaya çıkışı, sanat ve zanaat ayrımının kurulması, modern müzenin doğuşu ve sanatçının kutsallaştırılması. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri “Devrim ve Müze” başlıklı kısımdı. Günümüzde müzeleri kültürel hayatın doğal kurumları olarak düşünmeye alışığız. Oysa Shiner, modern sanat müzesinin belirli bir tarihsel krizin ürünü olduğunu anlatıyor. Fransız Devrimi sırasında krallığa ait heykellerin, portrelerin ve anıtların yok edilmesini isteyenlerle bunların korunmasını savunanlar arasında yaşanan tartışmalar sonunda çözüm müzede bulunuyor. Krallığı temsil eden nesneler eski siyasal ve dinsel bağlamlarından koparılarak Louvre’da toplanıyor. Böylece aynı nesneler hem eski
Sanat
Sanatın İcadıLarry Shiner · Ayrıntı Yayınları · 2010176 okunma
Marksist Klasikleri Okuma Klavuzu / Komünist Parti Manifestosu
Puan vermedi·
Kılavuzun bu bölümü bana şunu gösterdi: Komünist Manifesto sadece barikatlarda haykırılan öfkeli bir miting konuşması ya da geçmişin tozlu sayfalarında kalmış bir bildiri değilmiş. Her cümlesinin ardında, insanlığın makûs talihini değiştirme arzusuyla ilmek ilmek işlenmiş devasa bir felsefi emek ve adanmışlık yatıyor. Kitabı düz bir metin gibi okuyup geçmek yerine bu kılavuzun rehberliğinde satır aralarına sızmak; Marx'ın o genç, hırslı ve dünyayı sarsan zihninin ritmini yakalamamı, neyi neden yazdığını daha derinden hissetmemi sağladı. Kılavuz sayesinde sayfaları karıştırırken, metnin o en sarsıcı gerçeğiyle yüzleştim: "Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve insanlar nihayet yaşamın gerçek koşullarıyla ve kendi türdeşleriyle olan ilişkileriyle soğukkanlılıkla yüzleşmek zorunda kalıyorlar." Bugünden geriye bakınca, o eski sayfaların sönmeyen bir ateş gibi hâlâ nasıl sıcak kalabildiğini ve bu sözlerin bugünün dünyasını bile nasıl gölge gibi takip ettiğini şimdi çok daha iyi anlıyorum.
İnceleme
Marksist Klasikleri Okuma KılavuzuKolektif · Yordam Kitap · 201519 okunma
Reklam
Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2026 94. kitabı
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Japonya’da, savaşın o büyük yıkımını ve toplumun yaşadığı derin kimlik krizini anlatan bir edebi hareket doğdu: Burayha. Geleneklere, katı kurallara başkaldıran ve kelime anlamı bir nevi 'çöküş' olan bir yazar topluluğu... İşte o kutsal ilan edilen sahte değerlerin büyük enkazından geriye bu topluluğun o melankolik aydınları kaldı. Ango Sakaguçi de o yıkımın tam ortasında, her türlü dayatmanın tamamen uzağında duran bir isim. İnsanın sahteliklerden sıyrılıp kendi çıplak gerçeğiyle, o kaçınılmaz düşüşüyle yüzleşmesi gerektiğini savunan o ödünsüz ruhun ta kendisi. Bu tavizsiz ve net duruş, öykülerinin o tekinsiz dehlizlerinden denemelerinin her bir satırına kadar kendini açıkça hissettiriyor. Tam da bu noktada, Çevirmen Kuzey Baykal’ın kaleme aldığı o kıymetli ön sözü okurken yazarın bu tavizsiz ruhunu daha da derinden hissediyoruz. Eser, aslında çok önceden bambaşka bir yayınevinin mutfağında demleniyormuş. Fakat Baykal, kendi yayınevlerini yani Ayabakan Yayınları'nı kurunca bu edebi mücevheri kendi bünyelerinde parlatmak istemiş. İyi ki de öyle yapmış; zira bu sakınılan özen kitabın her satırında kendini hissettiriyor. Biz Uzak Doğu kültürünü dışarıdan hep katı geleneklere bağlılık, uysal bir adanmışlık ve mutlak bir itaatkarlık üzerinden okuruz. Bizdeki 'kader' algısının onlardaki o trajik, onurlu karşılığı olan Harakiri gibi. Ancak Sakaguçi, bu dışsal şekilciliğin ardındaki o muazzam toplumsal sıkışmışlığı deşifre ediyor. Bize gösterdiği şey çok net aslında; şekilciliğe değil, öze bağlı kalındığı müddetçe ne bir kültür yozlaşabilir ne de insanın öz benliği kaybolur. Çünkü Japon toplumunun o insanı mengene gibi sıkan yapısı; bireyi yapmak istedikleri ile geleneklerin ondan mutlak olarak beklediği 'yapması gerekenler' arasında dehşet
Çöküş ÜzerineAngo Sakaguçi · Ayabakan Yayınları · 20263 okunma
9/10
·376 syf.··
2026 2. kitabı
Savaş ve Açlar Başkasının başına gelenleri neden yüreğimde daha çok hissediyorum? Bu his, kendime olan saygımın ve benlik duygumun zayıflığını mı çarpıyor yüzüme? Epeydir, doğrusunu söylemek gerekirse çokça yıldır; belki de kendimi bildim bileli başkası önce gelirdi kendi varlığımdan. Nedenini düşünmekten yoruldum, istemiyorum artık bunu düşünmeyi. Benliğime, ötekine ve ikisinin omuz vererek şekillendirdiği hayat denilen şeye yönelttiğim kavrayışımı keskin bıçaklarla kesmek, kanatmak istemiyorum artık. Çok kanadım. Böyleyim işte; ister kendime saygımın olmadığını açığa çıkarsın bu özgecilik ister merhametimin özümü delip mahvedecek büyüklükte olduğunu, irademin ise nefesime dahi kuvvet veremeyecek cılızlıkta olduğunu söylesin bana, umurumda değil artık. Dünyayı böyle görmeye eğilimliyim ve ne yaparsam yapayım bu değişmeyecek. Yaşadıkça, umut edip umuduma ihanet ettikçe öğreniyorum. Başkasına yönelmiş bu adanmışlık hali; kendi duygularıma, hislerime, korkularıma ve insana dair her türlü duygu durumuna kendini layık görmeme tehlikesini içinde barındırıyor bence. Acı, başkasının acısı olduğunda onarılmaya değer oluyor. Mutluluk, ancak başkasına yaraşıyor; sevgi, ancak ötekine yöneldiğinde anlam kazanıyor sanki. Peki ya ben? Ben, benliğim, özüm nerededir bunca hengamenin arasında? Bana layık bir sevgi, bir hikâye, bir aşk, bir hüzün, bir öfke ve bir heyecan yok mudur? Varmış. Hasan İzzettin Dinamo ile öğrendim. İnsanın hikayesi Rus yazarlar anlatınca özeldi bu zamana kadar. Yalnızca o büyük Moskof yazarlar anlatabilirdi sanki varoluşa haykırılan büyük trajedileri. Yalnızca Fransızlar destansı bir romantizm yazabilirdi hayatımızı uğruna adayabileceğimiz bir masal uğruna. Sadece İngilizler bilebilirdi nezaketi, nükteyi, büyük ama temkinli iştahları. Öyle değilmiş, savaşın
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,204 okunma
Geçmişin karanlığı ve geleceğin gizemi
10/10
·736 syf.··
2026 44. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 22:52
Son sayfayı okuyup kitabı kapattıktan sonra göz yaşımı silip, ben ne okudum dedim. BEN NE OKUDUM!! Bütün bunlar nasıl oldu, biz buraya nasıl geldik, bu nasıl bir başlangıç, nasıl bi bitiş. Sonun başlangıçı dedikleri bu olsa gerek. Mükemmeldi her sayfasıyla, her satırıyla. Birbirlerini bir damla kanda boğacak karakterlerin kutsal bir amaç uğruna yan yana gelip, böyle kusursuzca kusurlu bir ekip oluşturması ve okurken keyiften dört köşe olmak mükemmeldi. Gabriel, Dior, ve Celene…ve gündoğumu için verdikleri mücadelede onlara eklenen diğer karakterlerin derinliği o kadar yerinde yazılmış ki.. Phoebe favori kadın karakterim gerçekten. O güç o inanmışlık ve adanmışlık mükemmeldi. Celene’ın ve Gabriel’in arasında ki sır perdesi biraz da olsa açılıyor ve bir çok şeyi öğreniyoruz, fakat bitti mi..tabiki bitmedi daha neler neler var. Dior’un kitaplara konu olacak azmi ve dayanıklılığı kendine hayran bırakacak türdendi. Gabriel ile kavuştuktan sonra onun kollarında kendini bırakmasını o kadar iyi anlıyorum ki… Canım Gabriel ve Dior bağı diyorum. Bir çok sır bir çok ölüm ve bir çok kavuşma okuduk ama sona gelince aslında daha hiç bir şey okumadığımızı sadece bir geçiş yaptığımızı anlıyoruz. Çok katmanlı, zeka savaşlarıyla dolu bambaşka bir kurgu.. Lanetliler İmparatorluğu
1000Kitap
Lanetliler İmparatorluğuJay Kristoff · Pegasus Yayınları · 202514 okunma
Okumak paylaşıldığı an toplumsal bir devrime dönüşür..!
10/10
·147 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:22
Bu eserden yola çıkarak; Bir insanın kitaplara bakış açısının hayatını ve hayatları nasıl değiştirdiği, çocuklara ve kadınlara yaklaşımı, kitap okumanın sadece kendimizle değil bütün insanlıkla ilgili bir serüven olduğunu söyleyebilirim. Temelde bireye indirgediğimizde değişken bir oran ama ruhsal olarak Mustafa güzelgöz karakteri yanında fakir basit ve yüzeysel düşündüğümüzü düşünüyorum her ne kadar dijitalleşme erişimi kolaylaştırsa da okuma oranını düşürüp bilgi kirliliğini de arttırmış durumda Bu durumda mustafanın azim ve çabası yokluktan değil ruhunda taşıdığı azim ve şevkle ve geleceğe tohum atma arzusu ile ilgilidir Mustafa Güzelgöz karşısında "fakir, basit ve yüzeysel" kalıyoruz. O, heybesindeki üç beş kitapla derinleşmeyi, sorgulamayı ve insanı insana bağlamayı başarıyordu. Biz ise veri okyanusunun içinde boğulurken entelektüel olarak susuz kalıyoruz. Çünkü bizde eksik olan "erişim" değil; Mustafa Bey'in ruhundaki o "keşfetme ve geleceği inşa etme şevki."hikayesini sadece bir "imkânsızlıklar içinde çare bulma" öyküsü olarak okursak çok yüzeysel kalırız. Çünkü yokluk, insanı yaratıcılığa zorlayabilir ama onu sürdürülebilir kılan, toplumsal bir aşka dönüştüren şey içsel bir motivasyondur; yani ruhsal adanmışlık. O tohumu atma arzusu olmasa, bürokrasinin çıkardığı ilk engelde veya köylünün ilk kayıtsızlığında "Eşek de sizin olsun, kitap da," deyip kenara çekilebilirdi. Ve bu şevkin hayat bulduğu ağaç, Mustafa Bey'in samimi yaklaşımı ile çocuklar oldu.Çocuklar, yetişkinler gibi maskelerle veya çıkarlarla bakmazlar dünyaya. Onların masumiyeti ve güzelliğe olan saf tutkusu, Mustafa Bey’in heybesinden çıkan kitapları birer sihirli değneğe dönüştürüyor. Biz bugün samimiyeti, hasbi olmayı (hiçbir çıkar gözetmeden yapmayı), karşılıksız üretmeyi özlüyoruz. ​Mustafa
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,3bin okunma
Reklam
Reklam