• Pek çok farklı insan türünün yan yana hayatta kaldığı bir dünyada nasıl kültürler, toplumlar ve politik yapılar ortaya çıkardı? Örneğin dini inançlar nasıl gelişirdi? Dini kitaplar Adem ile Havva'nın Neandertallerin atası olduğunu mu söylerdi? Ya da İsa Denisovalıların günahları için mi ölürdü, ya da Kur'an cennette türü ne olursa olsun tüm insanlar için mi yer ayırırdı?
  • Çıplaklık Hıristiyan geleneğinde "silinmez bir teolojik imza" taşır. Agamben'in tezine göre "Âdem ve Havva İlk Günah'tan önce çıplak değil bir "merhamet giysisi" ya da "ışık giysisi" ile örtülüydüler. İşledikleri günah ilahi giysilerinden olmalarına yol açtı. Çırılçıplak kalınca örtünmek zorunda hissettiler kendilerini. Buna göre çıplaklık merhamet giysisinin yitirilişi anlamına gelir. Agamben teolojik aygıt* (Dispositif) dışında bir çıplaklık tasarlamaya çalışır. Bu esnada da çıplak bedenin Benjamin'deki yüceliğini pornografiye kadar uzatır. Yarı çıplak pornografik bir modele ilişkin olarak şöyle der: "Gülümseyerek çıplaklığını sergileyen bir yüzün söylediği tek bir şey vardır: 'Sırrımı mı öğrenmek istiyorsun? Örtümü anlamak mı istiyorsun? Pekâlâ, bak o zaman, eğer becerebilirsen seyret bu komple, affedilemez sırdan arınmışlığı! ... Ama işte güzelliğin büyüsünün çıplaklık tarafından bu yok edilişi, görünüşün sırdan ve anlamdan yoksun bu yüce ve zavallıca teşhir edilişidir teolojik aygıtı etkisizleştirecek olan ..."
  • Cebel-i Rahme: Rahme Tepesi. Burası, insanlık serüvenin başladığı yerdir. Hz. Adem ve Havva’nın yeryüzünde ilk defa buluştuğu yer. Hz. Adem, cennette günah işler, yasak ağaca yürür ve meyvesinden yer. Sonra *“Rabbena zalemna enfusena Ve in lem tağfirlena ve terhemna lenekunenne minel hasirin”*(Araf-23). Ayette buyrulduğu gibi, Hz. Havva ile birlikte *“Ya Rab, biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, kaybedenlerden oluruz Ya Rabbi”* diye feryat ederler.

    Allah, onları cennetten çıkarır. Hz. Adem ile Havva, ilk defa bu dağın tepesinde buluşurlar. Hz. Adem ile Havva günahlarından dolayı gözyaşlarına boğulurlar, ağlarlar ve yalvarırlar: Ya Rabbi sana nasıl tevbe edelim, bize tevbeyi öğret. Allahu Teala Hz. Adem’e öğretir.

    Ey Adem, harama yürüdüğün ayaklarını topuklarınla beraber yıka. Yasak ağaca uzanan elini, harama uzanan elini dirseğinle beraber yıka. Harama baktığın yüzünü yıka, yediğin ağzını, kokladığını burnunu yıka. Abdest, Hz. Adem’in tevbesidir. İlk abdesti alan Hz. Adem’dir. Her abdest bir tevbedir aslında. Her abdestle dökülen maddi kirler değil, günah kirleridir.
    Yasin Suresi’ni hatırlayın: *“O gün insanların ağızlarını mühürleriz, ellerini konuştururuz, ayakları kazandıklarına şahitlik eder.”* Kıyamet günü, elimiz, ayağımız aleyhimize şahitlik etmesin diye Allah abdest nimetini vermiştir insanlığa. Son ayette size olan nimetimi tamamladım diyor Allahu Teala. İslam nimettir, külfet değildir asla. Ama bugün Müslümanlar için din, külfet haline gelmiştir ne yazık ki. Abdest bizim için külfet gibi. Abdest olmasaydı, hepimiz organlarımızın aleyhimize şahitliğinden helak olurduk. Abdestliyken abdest almaya ne der eskiler? Nurun ala nur. İşte bundandır.

    Her abdest bir tevbedir.
  • Bugün Tarık Akan'ın Ölüm Yıl dönümü büyük usta sanatçı aydın saygın onurlu sanatçımızı saygıyla anıyoruz... 🌹🌹🌹💖💖💖
    Tarık Akan (1949 - 2016)
    13 Aralık 1949 İstanbul doğumlu sinema oyuncusudur. Gercek Adı Tarık Tahsin Üregül'dür. Ses Dergisi'nin yarışmasında birinci seçilerek sinemaya girdi.

    Yıldız Teknik Üniversitesi, Makina Mühendisliği ve Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu. Babası emekli albaydır.

    2002 yılında "Anne kafamda bit var" isimli bir kitap çıkarmıştır. 1991 yılında daha önceleri kendisininde okuduğu Taş Özel İlkokulu'nu yap işlet devret sistemi ile alarak Özel Taş Koleji'ni kurdu.

    Eğitim konusunda da diğer işlerinde olduğu gibi başarılı oldu. Aziz Nesin'in vefatından sonra görevini devir alan oğlu Ali Esin'den vakıf başkanlığını devir aldı.

    Sinemacılığın kötü gittiği 1975-1980'li yıllarda ticari taksi alarak kiralama sistemi ile ticarete devam edip pornografik filmlerde yer almamayı tercih etti.

    Yazları fırsat bulduğunda Bodrum Akyarlar'da manço kulüp yanında taştan bir Rum evini restore edip dostlarını da ağırladığı bir yazlık haline getirdi.

    Sanatçı Tarık Akan, 16 Eylül 2016 Cuma günü İstanbul'da tedavi gördüğü özel bir hastanede hayatını kaybetti. Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören ünlü oyuncu Tarık Akan, İstanbul'da tedavi gördüğü özel hastanede yaşama veda etti.

    Filmografi

    Vizontele Tuuba (film) (2003)
    Gülüm (film) (2002)
    Meşrutiyet - Abdülhamit Düşerken (film) (2002)
    Hayal Kurma Dersleri (film) (2000)
    Eylül Fırtınası (1999)
    Mektup (film) (1996)
    Aşk Üzerine Söylenmemiş Herşey-Hep Aynı (film) (1995)
    Çözülmeler (film) (1993)
    Yolcu (film) (1993)
    Devlerin Ölümü (film) (1991)
    Uzun ince Bir Yol (film) (1991)
    Bir Kadın Düşmanı (film) (1991)
    Bir Küçük Bulut (film) (1990)
    Karartma Geceleri (film) (1990)
    Berdel (film) (1990)
    Üçüncü Göz (film) (1989)
    Dönüş (film) (1988)
    Yağmur Kaçakları (film) (1987)
    Kızımın Kanı (film) (1987)
    Ses (film) (1986)
    Adem ile Havva (film) (1986)
    Kıskıvrak (film) (1986)
    Acı Dünyalar (film) (1986)
    Beyoğlu`nun Arka Yakası (film) (1986)
    Bir Avuç Cennet (film) (1985)
    Tele Kızlar (film) (1985)
    Paramparça (film) (1985)
    Kan (film) (1985)
    Damga (film) (1984)
    Alev Alev (film) (1984)
    Yosma (film) (1984)
    Pehlivan (film) (1984)
    Beyaz Ölüm (film) (1983)
    Gecenin Sonu (film) (1983)
    Derman (film) (1983)
    Çocuklar Çiçektir (film) (1983)
    Arkadaşım (film) (1982)
    Yol (film) (1982)
    Kaçak (film) (1982)
    Delikan (film) (1981)
    Herhangi Bir Kadın (film) (1981)
    Adak (film) (1980)
    Sürü (film) (1978)
    Seninle Son Defa (film) (1978)
    Maden (film) (1978)
    Kanal (film) (1978)
    Lekeli Melek (film) (1978)
    Bizim Kız (film) (1977)
    Baraj (film) (1977)
    Nehir (film) (1977)
    Sevgili Dayım (film) (1977)
    Şeref Sözü (film) (1977)
    Aşk Dediğin Laf Değildir (film) (1976)
    Öyle Olsun (film) (1976)
    Kader Bağlayınca (film) (1976)
    Gece Kuşu Zehra (film) (1975)
    Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (film) (1975)
    Ateş Böceği (film) (1975)
    Merhaba (Bizim Aile) (film) (1975)
    Delisin (film) (1975)
    Evcilik Oyunu (film) (1975)
    Ah Nerede (film) (1975)
    Çapkın Hırsız (film) (1975)
    Mavi boncuk (1974)
    Hababam Sınıfı (film) (1974)
    Memleketim (film) (1974)
    Mahçup Delikanlı (film) (1974)
    Esir Hayat (film) (1974)
    Kanlı Deniz (film) (1974)
    Boşver Arkadaş (film) (1974)
    Yaz Bekarı (film) (1974)
    Oh Olsun (film) (1973)
    Canım Kardeşim (film) (1973)
    Yalancı Yarim (film) (1973)
    Umut Dünyası (film) (1973)
    Bebek Yüzlü (film) (1973)
    Yeryüzünde Bir Melek (film) (1973)
    Üç Sevgili (film) (1972)
    Tatlı Dillim (film) (1972)
    Sev Kardeşim (film) (1972)
    Para (film) (1972)
    Azat Kuşu (film) (1972)
    Suçlu (film) (1972)
    Sisli Hatıralar (film) (1972)
    Aşkların En Güzeli (film) (1972)
    Feryat (film) (1972)
    Kaderimin Oyunu (film) (1972)
    Melek mi, Şeytan mı? (film) (1971)
    Beyoğlu Güzeli (film) (1971)
    Vefasız (film) (1971)
    Emine (film) (1971)
    Solan Bir Yaprak Gibi (film) (1971)

    Ödüllerinden Bazıları

    1973: 10. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Suçlu
    1978: 14. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Maden
    1984: 21. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Pehlivan
    1989: 26. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Üçüncü Göz
    1990: 27. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Karartma Geceleri
    1992: 6. Adana Altın Koza Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Karartma Geceleri
    1996: 33. Antalya Altın Portakal Film Festivali - Yaşam Boyu Onur Ödülü
    2003: 40. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Erkek Oyuncu, Gülüm
  • SÜMERLER HAKKINDA ŞUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

    1- Temmuz ayının, Sümer çoban tanrısı Dumuzi' nin adından geldiğini...

    2- Havva adının, Eski bir mezopotamya dilinde ''yaşatan kadın'' anlamına geldiğini ve bununda kökeninin, Sümer mitolojisinde, hastalık geçiren bilgelik tanrısı Enkiyi tedavi eden 7 tanrıçadan biri olan , tanrının kaburgalarını iyileştiren tanrıça Ninti olduğunu(ninti:kaburga kadını, nin aynı zamanda hayat anlamına geliyor, ninti aynı zamanda Hayatın kadını, Can veren Kadın anlamına geliyor)

    3- Adem kelimesinin, Aramice Adamo, başka bir mezopotamya dilinde Ha-Adamo olarak geçtiğini ve Sümerce de ''Kırmızı toprak'' anlamına geldiğini...

    4- Eski Sümer de çok yaygın bir inanış olan ve İbrani dinlerinin de kökeni olan Ay tanrı kültünün, İngilizcede şu an kullanılan haftanın isimlerine etkidiğini..(Monday:Aya tapılan gün, Saturday:Saturn gezegenine tapılan gün, Sunday:Güneşe tapılan gün..)

    5- Arap yarımadasında lakabı Allah olan Ay tanrısı Sİn'in adının ''Bilgelik Kralı'' anlamına geldiğini...

    6- İslamda , Kuranın Lehv-i Mahvuz da saklandığı masalının kökeninin Sümer mitolojisi olduğunu...

    7- Kuranda geçen Adn cenneti kavramının kökeninin İran Veda inancı olduğunu....

    8- Mahşerde insanların üzerinden geçeceği anlatılan Sırat köprüsünün kökeninin İran afsaneleri olduğunu...

    9- Arkeoloji ve Tarih bilimlerinin elde ettiği günümüze kadar ki verilere göre, dünya medeniyetinin kökeninin Eski Yunan değil, Eski Yunan'ı da etkileyen Sümer kültürü olduğunu...

    10- Sümerlerdeki, tanrılar hiyerarşisinin zamanla, ilahi olduğu söylenen İslam ve Musevilikte cinlere ve meleklere dönüştüğünü....

    11- Nuh tufanının kökeninin de yine Sümer mitolojisi olduğunu...( efsaneye göre, tanrılar, insanların çoğalmasından o kadar rahatsız olurlar ki, 4 tanrı karar alıp insanları bir tufan ile öldürmeye karar verirler..Bilgelik tanrısı Enki, bunu duyunca, Şuruppak şehrinde yaşayan Utnapiştim'e duvar arkasından tufan olacağını, bir gemi yapıp içine ailesini, akrabalarını, sanatçıları, çeşitli hayvanları ve otları almasını söylüyor..Utnapiştim, gemiyi 7 günde yapar.Sonra tufan başlatılıyor, tufan o kadar güçlü oluyor ki tanrılar bile yüksek yerlere çıkıyor, sonunda 6gün 6 gece süren tufan biter ve gemi Nisir dağına oturur, Utnapiştim üç kuş gönderir.güvercin geri döner, sonra kırlangıç salar, o da geri döner, saldığı kuzgun gelmeyince inip, tanrılara adaklar adarlar...)(tarihi kayıtlara göre mezopotamya da Fırat, Dicle ve bunların birleştiği Şattu'l Arap, sayısız kere taşmış ve yerleşim yerlerini ortadan kaldırmıştır..)

    12- Yüksek yüksek Babil kulelerini BAbilliler'in , yıldızlardaki tanrılara ulaşmak için yaptıklarını...

    13- Sümer tapınaklarında, tarı namına seks yapan rahibelerin, diğerlerinden ayırılabilmeleri için başlarını örttüklerini, İ:Ö:1500 lerde bir Asur kralının,yaptığı bir kanunun 40. maddesi ile evli kadınların ve dulların da başlarını örtmelerini zorunlu kıldığını, fakat diğerlerinin örtmesi durumunda ceza alacağını...

    14- Mekkenin ilk olarak Ay tanrısı Sin'e tapınmak amacı ile yapıldığını...

    15- Kabe'nin, Tanrı Sin'e adanmış en büyük mabet olduğunu...

    16- Hilal'in Ay tanrısının simgesi olduğunu ve Hilal'in halen İslam ülkelerinin birçoğunun bayrağında yer aldığını...

    17- Ay tanrısına tapmak için Sümerlilerin, büyük Zigguratlar yaptırdıklarını, ibadet günlerini belirlemek için gök yüzünü incelerken 1 yılın 365 gün olduğunu, yılı ayın çevrimine göre aylara böldüklerini, ayın çevrimine göre aya bağlı yılın her yıl 10 gün beriye geldiğini ve bunu telafi etmek için hesaplamalar yaparken 13 sayısını uğursuz, istenmeyen olarak bulduklarını ve bu düşüncenin halen devam ettiğini....(hatta bu çağda bazı havayolu şirketlerinin 13 numaralı koltuğa yer vermediğini..)
    .....
    Kısaca Tarihin Sümerlerle başladığını ve monoteizmin kaynağının Sümer efsaneleri olduğunu.....

    biliyor muydunuz???
  • «Peki albayım, vazgeçtim: Önce hiç bir şey yoktu. Bütün evren, kelimesiz bir tekdüzelikten ibaretti. Fakat o sırada kelime icat edilmediği için, bu bölümü anlatamıyoruz. Tanrı, bir süre sonra, tekdüzelikten sıkıldığı için durgunluğu yarattı. Sonra durgun yaratıldı. Bu sıfat tek başına var olmadığı için, durgun denizler ve durgun havalar ve durgun karalar ortaya çıktı. (Sadece bir dilbilgisi zorunluluğu yüzünden.) Durgunluk bulut getirmediği için denizler her zaman mavi ve durgunluk havayı karıştırmadığı için dalgasızdı. Hareket olmadığı için büyüme yoktu. Ne yükselme vardı ne genişleme. Kimse kimseyi geçmiyordu. Yarışma icat edilmemişti. Ve Tanrı, Hüsamettin Tambay’ın ilk atasını, insanı yarattı. İşte ondan türeyenler:
    İlk Tambay, çok tanınmış bir kişiydi, eşi yoktu: Adem Tambay. O zamanlar daha savaş yoktu. Ve Adem Albay, savaşsızlıktan ve kadınsızlıktan sıkıldığı için Havva’yı aradı. Rumeli Kavağı’na gitmek için vapur bekliyordu Beşiktaş iskelesinde. Daha o zamanlar Kavaklar yasak bölge değildi. Ve daha o zamanlar utanma icat edilmediği Havva ikinci mevki bekleme salonunun tahta sıralarında otururken, Adem Albayın bakışlarından sıkılmadı. Ve ikisi de sanki koca dünyada yalnızdılar. Ve sanki bu uçsuz bucaksız topraklar üzerinde onlardan başka kimse yoktu. İşte Adem Tambay ve Havva, ilk gülümsemeyi o anda, ihtiyaç yüzünden icat ettiler.
    Adem Tambay, Kuleli’de geçirmiş olduğu cinsi mahrumiyet yıllarının verdiği yorgunlukla, Havva’yı Havva’dan istedi. Ve evlendiler. Birlikte şart hizmetine gittiler. Ve Adem Albay, şark hizmetinin ikinci yılında, Zühtü’yü doğurttu. Adem Tambay, Zühtü’nün tevellüdünden sonra, daha otuz ve dört yüz elli altı yıl yaşadı; başka kızları ve oğulları oldu. Karısıyla kavga ederek iki kere evi terketti. Ve albaylığının dört ve yetmişinci yılında, bir bildiriye imza koyduğu için, sağlık sebebiyle erken emekli oldu.
    Zühtü Tambay, yedi ve otuz yaşında, kıta hizmeti sırasında albay oldu. Ve Zühtü Albay, altı ve kırk yaşında evlendi. Evliliğinin yedinci yılında Turgut Tambay’ı doğurttu. Ve bu tevellüdün altıncı yılında kendini içkiye verdi. Bu tarihten iki ve yirmi yıl sonra, içkiyi altı ve sekseninci defa bıraktığı sırada bir gün evde otururken, havanın güneşli olmasına rağmen dışarda bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığını işiterek şaşırdı. Ve bu şaşkınlığını alay doktoruna anlattığı için, doktor binbaşıyla konuştuğundan sekiz ve doksan gün sonra aşırı sinir yorgunluğu yüzünden malulen tekaüde sevkedildi. Ve Zühtü Tambay, içkisizlik sebebiyle güneşli bir günü yağmurlu zannettiği tarihten itibaren kırk ve üç yüz sekiz yıl yaşadı. Başka oğulları ve kızları oldu, kendinden yedi yaş büyük bir kadını metres tuttu, karısının ölümü üzerine metresinin evine yerleşti. Torunlarını, onun yaşadığı eve hiç getirmediler; onları sevmek için kapı kapı dolaştı. Hayatının son yıllarında, «Tarih-i Umumiye Esasları» adlı eseri kaleme aldı. O sıralarda fazla bir tarih olmadığı için kitap, beş ve yirmi sahifeden ibaretti.
    Turgut Tambay, daha albay olmadan, bir kızla münasebeti cinsiyede bulunduğu için, iki ve yirmi yaşında evlendi. Evliliğinin sekizinci yılında mümtazen terfi ederek albay oldu. İki yıl sonra orduda ilk defa sınıflar teessüs etti ve Turgut Tambay, hanedanının ilk sınıflı albayı olarak topçu zabiti unvanını aldı. Unvanı aldıktan yedi ve yirmi yıl sonra Nizamettin’i doğurttu. Onun doğumundan sonra kırk ve iki yüz dört yıl yaşadı. Tambay hanedanı içinde generalliğe en çok yaklaşan albay olduğu halde, paşalığına iki ay kala, üst kademelerde fazla albay bulunduğu gerekçesiyle, emekliye sevkedildi. Emekli ikramiyesiyle aldığı araba, takside çalışırken, sürücüsü tarafından bir ağaca çarptırıldığı için ömrünün son yılları, fakrü zaruret içinde geçti.
    Nizamettin Tambay, dört ve otuz yaşında, görücü metoduyla evlendi ve hemen erkânıharp mektebine —o sıralarda yeni icat olunmuştu— yazıldı. Birincilikle mezun olmak üzereyken, kendisine hakaret eden bir binbaşı —miralaylar tarihi hocası— ile giriştiği bir tartışma sonunda, binbaşıyı bedenen hırpaladığı için, ordudan tardedildi. (Binbaşı, Zühtü Albaydan söz ederken, «akıl hastası» yerine «deli» tabirini kullanmıştı.) Nizamettin Tambay, albay olamayacağını anlayınca, bunca yıl emek vermiş olduğu ülkesini terkederek, Kenan illerine göç etti. Yanında altı karısı —ikisi görücü, ikisi iğfal ve ikisi de acıma sonucu— yirmi oğlu ve otuz ve dört kızı olduğu halde, bir gece Kenan ekspresinde kiraladığı bir vagonun içinde yurdunu geride bıraktı.
    İmdi Adem, Zühtü’yü, doğurttu; Zühtü, Turgut’u doğurttu; Turgut, Nizamettin’i doğurttu; Nizamettin Tambay’ın, Kenan iline gitmeden önce yaşadığı ülkedeki cetleri bunlardır. Yeni yurdunda, mebzul miktarda su bulunduğu için, Nizamettin’den sonra Tambayların sayısı yeryüzünde hızla arttı. Son yapılan sayımda (geçici sonuçlar) Tambay hanedanının nüfusu, yedi ve seksen bin altı yüz kırka ulaşmıştı. Birer çay içer misiniz albaylarım?»
    Oğuz Atay
    Sayfa 77 - İletişim
  • Prof. Dr. Şaban Öz

    1. Hüseyin, Yezîd'e değil, Yezîdleşen topluma isyan etmiştir...

    2. Muharrem'in onunda olduğu rivayet edilen Adem'in yeryüzüne indirilmesi, Adem'le Havva'nın buluşması, Kızıldeniz'in yarılması, Nuh'un gemisinin karaya oturması, Yunus'un balığın karnından kurtulması vs. vs. vs. şeklindeki anlatıların tamamı ama tamamı uydurmadır! Tek bir amaç vardır HÜSEYİN'İ UNUTTURMAK! Dün rivayetlerle unutturdular, bugün aşurelerle unutturuyorlar!

    3. Aşure gününde olduğu iddia edilen hâdiselerin hep sevindirici şeyler olduğundan da mı bir şey anlamıyorsunuz! Muharrem'in onunda tek bir şey oldu; HÜSEYİN ÖLDÜRÜLDÜ!

    4. Hüseyin'in bedeli hep aynı! Dün Hüseyin'i üç dirheme satanlar bugün bir kase aşureye satıyorlar!

    5. Aşure yapanlar/yiyenler Hüseyin'in öldürülmesini mi kutluyor itirazı: Sahi doğru ya, bu aşureyi yapıp dağıtıp yiyenler Nuh'un gemisinden inmişlerdi!

    6. Gökten Cebrail’le beraber Adem, Nuh, İbrahim, İsmail…ve Hz. Peygamber’in inip tabuttan Hüseyin’in başını çıkarmaları: Meclisî, XLV, 126; güneş ve ayın tutulduğuna dair haberler: Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, 165; Meclisî, XLV, 201-219. Hz. Hüseyin’in öldürülmesi ile ortaya çıkan bir takım doğaüstü olaylar için ayrıca bkz., İbn Hacer, Tehzîbu’t-Tehzîb, I, 593; Meclisî, XLV, 127-128. Bu tür haberlerin üretilmesinde genellikle Şiî düşüncenin tesirinden bahsedilmiştir. Bkz., İbn Teymiyye, Minhâc, IV, 517; İbn Kesîr, el-Bidâye, VIII, 598-599. Ancak konuyla alakalı bütün haberlerin de Şiî geleneğe yüklenmesinin haksızlık olacağı kanısındayız. Zira Hz. Hüseyin’in bu şekilde katledilmesi mezhep ayrımı olmaksızın bütün Müslümanları derinden üzmüştür ve teselli bulma, intikam alma, acıyı paylaşma gibi psikolojik nedenlerin, bu tür haberlerin imalinde ciddi katkısı olmuştur. (Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, Ankara Okulu Yay., Ankara 2012)

    7. İbn Kesîr’in de ifade ettiği gibi, İbn Ziyâd’ın Hüseyin’in kafasını Yezîd’e gönderip göndermediği tartışılmıştır. Bununla beraber genel kabul; kafanın Yezîd’e gönderildiği yolundadır... Bununla beraber Yezîd’in başlangıçta nasıl bir tutum izleyeceği konusunda bir parça şaşırdığını da kabul etmek durumundayız. Nitekim Kerbelâ esirlerini Hüseyin’in kafası önünde iken karşılaması veya kafasını sergilemesi iktidarını/gücünü göstermeye çalışması açısından mümkündür. Ancak gerek kadınların tepkisi, gerekse olayın vahametini anlaması, kafanın kaldırılmasına neden olmuştur. Bu bağlamda Hüseyin’in kafasının nereye defnedildiği de üzerinde çok durulan bir meseledir. Hiç şüphesiz bu tartışmada sonraki dönemlerde Hüseyin’in kafası özelinde temsiliyet yüklenen Kerbelâ’nın, siyasî malzeme yapılmaya çalışılmasının ciddi rolü vardır. (kaynaklar ve diğer kısımlar için bkz., Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, Ankara Okulu Yay., Ankara 2012)

    8. Hz. Hüseyin’in neden İbn Ziyâd’ın hükmüne razı olarak teslim olmadığı konusunda İbn Rezzân, “Hüseyin, İbn Ziyâd’ın katılığını biliyordu. Amcasının oğlunu, Hânî’yi, Kays b. Müshir ve Abdullah b. Baktar’ı öldürtmüştü. Sonra Hüseyin, İbn Ziyâd’ın hükmüne razı olarak teslim olacağı büyük bir iş işlememişti. Ne kimseyi öldürmüş, ne de devlet kurmak için ordu sevk etmişti. Açık görüşü Kûfe’ye gelmekti. Bilakis orduyu gördüğünden beri gitmek istediğini arz etmişti… Sonra kendisinin konumunu, yaşını da düşünürsek nasıl olur da şöhret peşinden koşan birinin hükmüne razı olarak teslim olabilirdi? Hüseyin, Yezîd’in hükmüne razı olarak teslim olmak istiyordu çünkü onun ahlakını ve özelliklerini biliyordu.” (İbn Rezzân, 273) derken başka bir yerde de, “Hüseyin’in İbn Ziyâd’ın hükmüne razı olmama sebebi; onun hükmüne inse sonunun ne olacağını ancak Allah bilirdi ve muhtemelen onun hakkındaki hüküm ölüm olacaktı.” demektedir. (İbn Rezzân, 329). Biz, bunlar arasında Hüseyin’in konumunun etkili olduğu kanaatinde olduğumuzu belirtmeliyiz. Kureyş’in en büyük iki ailesinden biri olan Benî Hâşim’in başındaki insanın Ziyâd b. Ebihi’nin oğlu Ubeydullah’ın hükmüne inmesi o kadar da kolay bir hâdise değildir. Sıhhati konusunda emin olmamakla beraber el-İmâme’de zikredilen bir metin bu söylediklerimizin gelenekte de ifadesini bulduğunu göstermektedir: “Hüseyin, “Zâniyyenin oğlunun hükmüne mi ineceğim? Vallahi hayır yapmam. Ölüm bundan çok daha kolaydır” dedi.” İbn Kuteybe, el-İmâme, II, 184 (Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, Ankara Okulu Yay., Ankara 2012)

    9. Sünni kesim içerisine sızmış bir takım Nâsibe’nin (Ali düşmanları) görüşlerinin Sünni düşünceye mal edildiğini, Ebu Bekr İbnu’l-Arabî’nin Hüseyin’in şehit edilmesiyle ilgili olarak söylediği, “Onu ancak dedesinden işittikleri nedeniyle öldürdüler…” şeklindeki ifadesinin (el-Avâsım mine’l-Kavâsım, 232) son derece çirkin bir iftira olduğunu biliyor muydunuz? Bununla ilgili Kerbelâ mitolojisi diyeceğimiz, hadisenin önceden Resulullah tarafından haber verilmesi, cinlerin, hatiflerin, gök ve yerin, meleklerin, nebilerin, Fatıma’nın Hüseyin’e ağlamalarını konu alan, gökyüzünün kızıla dönmesi, duvarlardan kan akması, taşların altında kan görülmesi, gökten kan yağması gibi rivayetlerin de uydurma olduğunu biliyor muydunuz? (Ayrıntılı bilgi için bkz., Şaban Öz, Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi, 94-96)

    10-Yılların verdiği tecrübe ile biliyorum ki, yine taşlanacağım, yine birileri kopasıca burunlarını kıvıracak ve yine kazanlar kurulacak. Yine millet ağzını şapırtada şapırtada aşureleri götürecek veya aşure kuyruklarına girecek! Hüseyin mi? Bir ara onu da konuşuruz...