Göknuradair, bir alıntı ekledi.
20 May 14:01 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Senin dinin ne Peki?"
"Orasını pek sorma işte,ama sorsan da yüzüm kara çıkmaz. Bence bir kimse başka birine dar gününde yardım ederse, sövmezse, kötü söylemezse, her işe burnunu sokmazsa, Tanrı ' nin adını küçük 't' ile yazmazsa işini sağlama bağlamıştır. Bir kiliseye bağlanmış kadar sağlamdır durumu."

Adem'le Havva'nın Güncesi ve Seçme Öyküler, Mark Twain (Sayfa 69 - Yapı Kredi Yayınları)Adem'le Havva'nın Güncesi ve Seçme Öyküler, Mark Twain (Sayfa 69 - Yapı Kredi Yayınları)

Adem ile Havva üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için. Birincisi kelimeler, ikincisi aşk, üçüncüsü annelik duygusu. Kelimeleri Adem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva’ya kaldı. Ama aşk çok ağırdı…

Nora_, bir alıntı ekledi.
 18 May 14:33 · Kitabı okuyor

Cennet Şiirciği
Cennet'teki iki kişiden bir seçim yapmaları istenir: ya özgür olmadan mutlu olmaları ya da mutlu olmadan özgür olmaları; üçüncü bir seçenek sunulmaz. Budalalar özgür olmayı seçerler, sonra ne oldu, yüzyıllar boyunca zincirleri özlediler. Zincirlerini, anlıyor musunuz, dünyanın yazgısını. Yüzyıllar boyunca! Ve ancak biz mutluluğun nasıl geri getirilebileceğini tahmin ettik... Hayır, sonrasını dinleyin! Eskilerin Tanrı'sı ve biz, masanın etrafında yan yanayız. Evet! Şeytan'ın kesin olarak hakkından gelme konusunda biz Tanrı'ya yardım ettik, ne de olsa insanları yasakları çiğnemeye ve zararlı özgürlüğün tadına bakmaları için teşvik eden oydu, yılan dili olan o oldu. Biz ise çizmelerimizle başını ezdik: cart! Ve yine cennet hazır. Ve bizler yeniden Adem ile Havva gibi saf ve günahsızız. İyilik ve kötülük konusunda hiçbir karışıklığa yer yok.
...
Eski çağlarda yaşayanlar burada olsalardı, ahlaklı mı, ahlaka aykırı mı diye fikir yürütmek, tartışmak ve kafa patlatmak zorunda kalırlardı...

Biz, Yevgeni İvanoviç Zamyatin (Sayfa 69)Biz, Yevgeni İvanoviç Zamyatin (Sayfa 69)

Bir garip hikaye...

Allah 'Adem' i topraktan yarattı. Sonra aldı onu cennetine koydu. Sonra 'Havva' yı yarattı cennette. Adem'in yanına koydu. Sonra çok sonra. 'Adem ile Havva' yasak meyveden yiyince, Allah onları cennetinden kovdu. Lakin yine de 'Adem ile Havva' arasında büyük bir fark vardı. O ki; 'Adem' cennetten kovularak doğduğu yere, toprağa döndü yeniden. Oysa ki 'Havva' doğduğu yerden kovulmuştu.

Orucunu Açarken Tutabilir Misin?
Erbabı görüyor olmalı, Ramazan günlerini ”oruc”un hakikatinden mahrum bir surette geçirmekle kalmıyor; kendimizi esrarından da uzak tutuyoruz.

İbadetlerin, hakikati dışında, bir ahkâmı (açık hükümleri, kuralları) olur, bir de esrarı (sırları, yani gizli kuralları).

Din adamlarının (ulema-yı rüsumun) bildikleri, orucun açık hükümlerinden ibarettir. Onlar ancak bildikleri hakkında konuşabilirler. Bildikleri, yani okudukları hakkında… Sadece kendilerine söyleneni söyleyebilirler: öğretileni.

Oruçluyken yapılacak ve yapılamayacak olan işleri sıralarlar ve sonra bu kurallara titizlikle uyulmasını tavsiye ederler.

Kurallara uyanların kurtulacağı, uymayanların ise helâk olacağı bildirilir.

Doğrusu da budur. Açık hükümlere uyanlar kurtulurlar; uymayanlarsa helâk olurlar.

Lâkin bir şartla. Herkes hangi seviyede helâk olabilecekse ancak o seviyede necat bulabilir. Başka bir deyişle kişinin kârı, zararı nev”indendir.

Demek ki kârın mertebeleri olduğu gibi, zararın da mertebeleri vardır ve yapıp yapmadıkları, her kulu, kendi mertebesinin kârına ve zararına ulaştırır.

Cennetin de, cehennemin de mertebeleri vardır. Herkes kendi mertebesinin cennetine ve yine kendi mertebesinin cehennemine gidecektir.

Herkes bu dünyada da, öte dünyada da istediğini alacaktır. İstediğini ve beklediğini.

***

İbadetlerin esrarı, yani gizli hükümleri, okumakla öğrenilmez. Sırlar, bilenlerin değil, görenlerin nazarına açarlar kendilerini.

Zahire değil, bâtına bakanların nazarlarına…

İbadetlerin esrarı okumakla elde edilmez bu yüzden. Yaşamak gerek. Bizzat nefsinde görmek gerek. Açlığı bütün hücrelerine kadar hissetmek gerek.

Efendimiz, “Düşünmek ibadetin yarısıdır; az yemekse ibadetin ta kendisidir” diye buyurur.

Orucun Arapçası savm ve siyam”dır ve her iki kelimenin anlamı da ”tutmak”tır. Nefsi tutmaktır, tutulması gereken ne varsa, ondan: yiyecekten, içecekten, şehvetten, öfkeden, kinden, nefretten, hasedden, sevgisizlikten, hayvanlıktan…

İştah ve şehvet… aynı kökten.

Adem ile Havva, yaşam ağacından yedikleri için cenneten kovulmuşlardı. Ne garip değil mi, iştah ile şehveti bir araya getiren bir eyleme kalkışmaktı bütün suçları. Yemek.

Türkçe”de hem isim, hem fiil: “yemek yemek”.

***

Oruç, en azından iştah ve şehveti kontrol altında tutmaktır. Kuvve-i şeheviyeyi.

Ve elbette, saldırganlığın her türlüsünden uzak durmaktır. Yani kuvve-i gazabiyenin dizginlerini ele geçirmektir.

Niçin?

Kalbin kapılarını açabilmek için…

Zihnî melekeleri daha kuvvetlendirebilmek için..

Nefsin mâlâyâni işlerinden kurtulup ruhun derinliklerine dalmak için…

Bir süreliğine de olsa hayvanlığı bırakıp insan olduğumuzu hatırlamak için…

***

Aç olmakla değil ama, bile isteye aç kalmakla varoluş arasındaki güçlü bağlantı, çağdaşlarımız tarafından görülemiyor ne yazık ki.

Dindarlar belirli saatlerde aç kalmayı marifet biliyorlar ve vazifelerini yaptıklarını düşünüyorlar.

Pekâlâ, zahiren makbul olsun oruçları.

Lâkin bir sürü para harcayıp pahalı restaurant”larda açık büfe iftar yapanların orucu ne derece makbuldür, biraz olsun düşünmeli değil mi?

İftar değil ki bunun adı, bilâkis tıkınmak, hatta yemeğe saldırmak. Hiçbir ayda olmadığı şekliyle hem de.

Şatafatlı sofralarda debedebe içinde iftar yapmak görgüsüzlüktür. Ramazanın ruhaniyetine tecavüzdür. Orucun maneviyatını ihlâldir.

***

Bu dindarca şatafat ve debdebenin sebebi ne?

Güya İslâm”ı, İslâmî ritüelleri kamusal alanda görünür kılmak!

Bunca tantana, sırf görünür olmak pahasına. Yılbaşının gürültüsüyle yarışırcasına.

Zarf bütün cesametiyle ortada. Peki ya mazruf?

İbadetten beklenen o sükun ve nezaket, o maneviyat ve ruhaniyet, acaba açık büfe iftarlarda mı?

Tüketim toplumunda açlığın faziletlerinden konuşulabilir mi? Konuşulamaz.

İktidar ve hâkimiyetin olduğu yerde ihlâsa ihtiyaç duyulur mu? Duyulmaz.

***

Ahmed Avni Konuk, Şerh-i Mesnevî”de, “Aşk öyle bir şeydir ki onunla Hakk”ın sırlarının kokusu duyulur” der. Mütevazi bir iftarla açılacak oruç da böyledir.

Ey talib, sorduğun için söylüyorum: Orucu ne kadar ve nasıl tuttuğun çok önemli değil, asıl önemli olan, orucu nasıl açtığın.

Sen, Muhammed”in yetimlerinden ol, orucunu, asıl açarken tut!

Ve zenginlerin parayı nasıl kazandıklarını boşver, sen o parayı nasıl harcadıklarına bak!

Eğer tutmayı ve bakmayı bilirsen.



Dücane Cündioğlu

Mehmet A., bir alıntı ekledi.
14 May 22:17

Kültürümüz, ilk insan çiftinin yaratılışı ve erkek-kadın arasındaki sevgi söz konusu olduğunda, iki farklı utanç kaynağına sahiptir: Adem altında bir konuma itilmemek için onu terk eden Lilith ve yine Adem'in "ona karşı dayanılmaz bir tiksinti" duyduğu gerekçesi ile cennetten kovulan birinci Havva. Oysaki bu ikinci kadın artık sadece "toprak"tan değil, et ve kandan yapılmış kadındır. Üçüncü denemede nihayet ortaya çıkan ikinci Havva ise aslında Adem'den yaratıldığı için Adem'in kızıdır. İlişki kültürümüzün beşiğinde aslında Oidipus değil, arzularını kızına yönlendiren bir baba yatmaktadır. Kültürel ve psikolojik açıdan düzeltilmesi gereken bir şey varsa, nedenini belki de bu ilginç bağlantıda aramalıyız!

Lilith, Vera Zingsem (Sayfa 13 - İlya İzmir Yayınları - 2. Basım, 2007, Çeviri: Devrim Doğan Yüzer)Lilith, Vera Zingsem (Sayfa 13 - İlya İzmir Yayınları - 2. Basım, 2007, Çeviri: Devrim Doğan Yüzer)
Harun Bora Tunç, bir alıntı ekledi.
14 May 15:50 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Psikolojik ve Ahlâkî Bir Sorun Olarak İtaatsizlik
İtaatsizlik Adem ile Havva'yı özgür kıldı. Gözlerini açtıklarında birbirlerine yabancı oldukları gibi dış dünya da onlara yabancı ve düşmancaydı. İtaatsizlik doğa ile aralarındaki ilk bağı kopardı ve onları kişiselleştirdi. "İlk günah" Adem'i yozlaştırmak şöyle dursun, onu özgür kıldı. Artık insanoğlu cennetten çıkıp kendi gücüne güvenmeyi ve insan olmayı öğrenmeliydi.

İtaatsizlik Üzerine, Erich Fromm (Sayfa 7 - Yaprak Kitap)İtaatsizlik Üzerine, Erich Fromm (Sayfa 7 - Yaprak Kitap)
Li-3, Adem ile Havva’nın Güncesi'ni inceledi.
 14 May 13:30 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi

SADECE ADEM İLE HAVVA'NIN GÜNCESİ ÖYKÜSÜNÜN YORUMLAMASI


Öncelikle bu yazıyı okurken arka fonda, aşağıda ilişik olan şarkıyı dinlemenizi hatta sonrasında klibini izlemenizi öneririm.

SOKO - First Love Never Die : https://youtu.be/-_Y2jfK06pY

---------------------------------------

Havva anamız Adem babamız veya Eva anamız Adam babamız dünya yuvamız.

Düşünsenize, gözünüzü bir açmışsınız, her yer o kadar canlı renklere sahip ki!
Her şey o kadar saf ve temiz ki aldığınız oksijen ciğerinizi yakıyor. Daha yeni doğdunuz ve yeni doğar doğmaz gözleriniz yanmaya başlıyor cennet bahçesinin zerafetinden.

Bir gün uyanmışsınız ve kaburganızda bir leke var. Yanı başınızda da uzun saçlı bir yaratık! Kim bu nereden geldi? Zararlı mı? Yaratık doğruluyor ve ses çıkarıyor.
Her şeye isim takıyor. Adem'in peşinden ayrılmıyor. Çünkü bu yaratık sevgi dolu ve yaşadığı dünyayı hayvanları bitkileri o kadar çok seviyor ki her nesne ile arkadaş oluyor.

Yıldızlar ile dost oluyor onları selamlıyor. Adem'i merak ediyor ve sonra ne oluyor biliyor musunuz???

Adem'e değer veriyor. Tabi o zamanlar aşk meşk falan yok. Ama Eva anamız Ademi çok çok çok seviyor. Onun gönlünü almak için de yasak ağaçtan elmalar topluyor Adem'e veriyor.

-"Yasak elmalar bunlar. Onun dediğine göre bir iş açacakmışım başıma. Olsun!
Onu hoşnut kılmak uğruna, başıma gelecek her işi göze almaya hazırım." diyor koca yürekli Eva.

Adem ise hep ondan kaçıyor. Onun çekip gitmesini istiyor. Miskinliğine devam etmek istiyor.

-"Yeni yaratık kendisinin dişi olduğunu söylüyor. Belki de uyduruyordur. Her neyse, beni hiç ilgilendirmez.
Başımdan çekip gitse de şu çenesinden kurtulsam tek." diye düşünüyor Adem.

O malum elmanın yenmesiyle bütün dünya değişiyor ve dünyaya ÖLÜM geliyor. Kaplanların koynunda uyuyabilirdi Eva önceden ama artık uyuyamıyor. Bütün canlılar birbirlerini yemeye başlıyor. Ölüm dünyaya balyoz gibi iniyor.

Kaçıp iki insan başka yere yuva kuruyor. Bir gün Havva ufak bir yaratık ile beliriyor. Adını Kabil koyuyorlar. Kimse bu yaratığın ne olduğunu bilmiyor. Sonrada bir tane daha yaratık geliyor. Buna da Habil diyorlar.

Artık ilk ailemiz yuvasında yaşıyor. Zaman geliyor geçiyor derken dünyaya gelen ÖLÜM, herkese tadını tattırıyor.

Bildiğimiz üzere Kabil kardeşi Habil'i yaralıyor ve ölmesine sebep oluyor. Henüz aileden kimse ÖLÜMün ne demek olduğunu bilmiyor ki! Şeytanın tasvir ettiği gibi "uzun bir uyku hali, ama bildiğin bir uyku değil.". Eva ana için ne büyük bir acı. Dünyanın ilk cinayeti, ilk ölümü, ilk acısı, ilk kaybı, ilk gözyaşı.... Bir ananın ilk feryadı. Acaba Havva ana o elmayı yediğine pişman olmuş muydu oğlunu ölü görünce? Bunu asla bilemeyiz sanırım.

Ömrünü sevgiye ve güzelliğe adamış Havva anamızı saygı ve sevgi ile yad ediyorum.

Adem klasik erkek, hisseder ama pek belli edemez. Adem de onu çok seviyor ve hatta diyor ki:
-Aradan geçen bunca yıldan sonra, başlangıçta Havva'yı zaman zaman yanlış anlamış olduğumu görüyorum. Cennet Bahçesi'nde onsuz yaşamaktansa, dışarıda onunla birlikte yaşamak çok daha güzel. İlkin çok konuştuğunu düşünüyordum hep, şimdi ise bir gün susmasının, sesinin günlerimden silinmesinin benim için büyük bir acı olacağını düşünüyorum.
Bizi birbirimize yaklaştıran, bana onun yüreğindeki iyiliği, ruhundaki tatlılığı tanımayı öğreten o ilk kestane bin yaşasın!

Biraz ketum olsa da Adem baba iyi birisi. Havva yı çok sevmiş sonraları. Yukarıda da diyor ya..

Adem'in güncelerinde cümleler birer ikişer cümle ile sınırlı iken Havva'nın günceleri oldukça uzun ve betimleme kaynıyor. Çünkü Eva sevgi dolup taşan bir kalbe sahip. Konuşmayı da çok seviyor :)))

Çok enfes ve mizahi yönü güçlü bir öykü idi. Herkese tavsiye ederim. Normalde tavsiye işini sevmem pek ama bu kısa ve sıcacık öykü için istisna yapabilirim. :))

Okuyacak olanlara keyifler dilerim.

Bu öyküden edindiğim çıkarımlar şunlardır:

1) Dünyaya ölüm indiğinden bu yana, hayatı çok ciddiye almak aptallıktır.
2) Sevgi sadece insana değil canlıya, cansıza, dünyaya, galaksiye, evrene beslenebilen bir duygudur.
3) Sevdiklerimizin ölümüne ağlamak, kendi bencilliğimizden ileri gelir. Biz en çok kendimizi düşünürüz.
4) Sevdiklerimizin ardından elbette göz yaşı dökeriz ama dökerken de güzel anılar ile tebessüm edebilmeliyiz.
5) Sevgi yetmez tek başına; emek, özveri, mücadele, dayanışma varsa sevgi bir anlam kazanır. Yoksa sadece beş harfli bir kelimeden öte gidemez.
6) Sevdiklerimize kızarken, tavır alırken veya kötü söz söylerken, onların bir gün hayatımızdan göçüp gideceğini, ardından ise bize pişmanlıkların kalacağını düşünmek gerek bazen.
7) Kaybedişler aslında birer kazanımdır. Bazıları meyvelerini geç verir.
8) Sevilenler ihmale gelmez.
9) Sevdiğini söylemek, belli etmek ayıp bir şey değil.
10) Ayıp derseniz şayet, en büyük ayıbı işleyin. Şahane sevin, doğaçlama dans edin.
11) Sizi mutlu edecek şeyleri asla ve asla ertelemeyin. Mottomuz şu olsun "ŞİMDİ DEĞİL İSE NE ZAMAN"

Sevgi ile sağlıcakla, esen kalın.



Eva'nın mezarında ise şu yazılıymış:

Cennet, O'nun olduğu yerdi.
Adem

---------------------------------------
Final şarkımız da yine aynı sanatçıdan.
SOKO - We Might Be Dead By Tomorrow : https://youtu.be/hqj8_RdLoJE

Li-3, bir alıntı ekledi.
13 May 10:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi

Miskin Adem :'))
Havva:
Bu yaratığın ne işe yarayacağını çok merak ediyorum doğrusu. Hiçbir şey yaptığını görmedim.

Adem ile Havva’nın Güncesi, Mark Twain (Sayfa 30 - Yky)Adem ile Havva’nın Güncesi, Mark Twain (Sayfa 30 - Yky)