"Bazı insanlar kendilerini öyle arındırırlar ki kalpleri pampak olur. Bu arınma, tövbe, zikirler, pişmanlık ve istiğfarlarla (Allah'tan af dilemelerle) gerçekleşir.
Allah katında sen de aynı şekilde günahlarla kirlenmiş durumdasın, haram yiyor, harama bakıyorsun. Kendini haramlara ve şehvetlere kaptıran kimse, kalbini karartır.
Şayet sen sıhhat ve âfiyet içindeyken tövbe etmezsen, Allah seni hastalık ve sıkıntılarla bunaltıp dener. Bunu da yıkanmış bir elbise gibi her tür günahtan arınarak çıkasın diye yapar.
Öyleyse kalbinin aynasını inziva ve zikirle Hakk'a kavuşuncaya kadar parlat!
Öyle zikret, öyle zikirler yap ki, senden nurlar yayılsın!
Bir kuyu kazmak isteyip bir metre kadar orayı, bir metre kadar burayı kazıp duran kimse gibi olma! Bu şekilde su asla çıkmaz. Tam aksine sen suyu buluncaya kadar tek bir yeri kaz!"
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hasan-ı Basrî (rh) der ki:
"Duyduğumuza göre şeytan şöyle demiş:
'Ümmet-i Muhammed'i kandırarak bazı günahlara girmesini sağladım. Fakat Allah Teâlâ'dan af dileyip kusurlarını bağışlatarak belimi kırdılar. Fakat ben onlara öyle günahlar işletirim ki onlar için
Allah Teâlâ'dan af dilemezler. Bunlar boş istek ve heveslerin peşine düşmeleridir."
Lanetli şeytan doğru söyledi. Zira böyle insanlar saplantı ve taassupları yüzünden günahlara sürüklendiğini bilmezler ki tevbe edebilsinler.
"Almanya'ya git, birkaç yıl kal, af çıkınca gelirsin. Nasıl bunu söylersin? Ben Türklük için hapse de girerim, zindana da girerim, mezara da girerim, yine de ülkemi terk etmem!"
"Af dilekçenizin kabul edileceğinden eminim" diyordu, "fakat yine de bir günahın ağırlığı altındasınız, bundan kurtulmanız lazım. Bana kalırsa insanların adaleti hiçtir. Tanrı'nın adaleti ise her şeydir."