Modern insan hâlleri
Puan vermedi·400 syf.··
2026 31. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 21:33
Modern belirli bir grup tarafından belirli bir zaman ve mekânda kullanılan veya kabul edilen egemen giyim tarzıdır.farklıliklari ve özgürlüğü insanlara zenginlik sayan bu sistem nasıl da egemen sınıfını oluştururup tekciligi dayatıyor.modernite köleliğin elleri ve ayakları zincire vurulmuş klâsik köleliğin ortada kaldırmasiyla köleliğin ortada kaldırdığını inandırmaya çalışsa da sadece şekil ve biçimsel olarak köleliğin değiştiği farklı bir yöntem ve tarzlarla devam ettiğini biliyoruz ve görüyoruz.modernitenin öncülüğü TVler,reklamlar ve kapilast sistemin tezgahiyla insanlara kendi düşünce sisteminin pazarlıyor yada ikna ve algı yöntemleriyle inandırmaya yada istediği forma göre şekil vermeye yönlendiriyor.modernitenin dini Avmler olmuştur birey bu sistemde var olduğunu hissetmek için tüketmek zorundadır çünkü AVMler tüketim toplumunun kültürünü bir din ritüel merkezdir.Midernite kadını bir meta aracı olarak kullanılmakta pazerlamakata yada farklı figürlerle kendinsini ve emeğini yada bedenini sömürmektedir.bireysel tercih adı altında kadın bedenini algı ve sömürü aracı olarak kullanılmaktadır tercihler görünüş itibarıyla bireysel olabilir ama sonucu toplumsaldir,ahlakidir,hukukidir.bundan dolayı bu benim bedenim bu benim tercihim diyerek kimse bana karışamaz demek hakkına sahip değildir çünkü beden bize verilen bir emanettir.bugun modern eşcinsel,LGBT ve sapkın düşüncelere sahip kesimlerin ve eylemlerini özgürlük bireysel tercihe saygı,hakşinaslik savunan modernite,aynı şey çeşitli sebeblerle mağdur edilen milyonlara görmezden ve hatta birçok durumda bu mağduriyetlerin bizzat faili veya faillerinin yandaşı olurken üstünü de ustalıkla örttüğü bir gerçeği gözler önüne seriyor.o da din ve ilahi olan kavgasıdır başörtüsü nedeniyle onlarca yıllık emekleri gasp edilen
Modern ÇöküşCelaleddin Vatandaş · Açılım Kitap · 2015492 okunma
6/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 22:55
"Papalagi" (veya orijinal adıyla Der Papalagi), Alman yazar Erich Scheurmann tarafından 1920 yılında yayımlanmış oldukça sıra dışı ve düşündürücü bir kitap. Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir. Samoa'ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti. Kapitalizmin yaşatıldığı sekuler toplumu daha yakından tanımak için, modernliğin medeniyet diye pazarlandığı sistemi görmek istediğimizde tüm açıklığı gerçekliği ile "Papalagi" karşımızda. Kitap ismi ile iddialı ve dikkat çekici olduğu kadar, kısa olmasına rağmen yine de anlamlı, bakış açısı sunması, düşündürücü olmasıyla beni kendine çekti ve okurken içimden tebrikler sunduğum bir kitap oldu adeta. Özellikle Afrika Dramını okuyup bu konuda bir ders aldıktan sonra, kapitalizm ve demokrasi gibi, "Kur'an'ın da ifadesiyle; yaldızlı sözler" ile insanların nasıl kandırıldığını, insanların peşinden koştukları dünya ve içindeki nimetlerin aslında aracı iken nasıl yegane amaca dönüştüğünü anlatan ve yeniden anladığım çok güzel bir kitap. İnsanoğlu tabiatı gereği unutan, dalan, günaha meyilli bir varlık olması nedeniyle kendine hakikati anlatacak, yaşamının içindeki yaratılanların amacını hatırlatacak türden kitaplar okumaya muhtaç. Özellikle de mana ile maddenin yer değiştirdiği, anlam kargaşası yaşandığı, duyguların renginin kaybolduğu bir çağda, bir zaman diliminde Batıyı ve batının bize sunduğu ya da dikte ettiği kültürü, bugün özenilen o Avrupai yaşamın aslında arka planını çok güzel anlatan bir kitap ve her insanın okumasını istediğim, dili hafif bir kitap oldu benim için. Papalagi yani beyaz adam, sömürünün
1000Kitap
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Acı
8/10
·136 syf.··
2026 16. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 14:42
Neyin kimin savaşı bu.. Evlerdeki tenceleri sattıran hatta kızları.. İnsanoğlu sığamadı şu koca dunyaya dar geldı de saldırdı sağa sola yıktı dagıttı yaktı öldürdü. Küçücük kızları. Neden! Yok hiç bir neden yok. Açgözlülük. Yakılan yıkılan dağıtılan harcanan yaralanan kızların bedenleri şimdi hikaye. Vardır belkı daha aramızda ınanmayan. Onları okuyupta karnına yumruk yemıs gıbı kalmayanın ınsanlığından şüphe duymamak elde degıl. İki göz yası döker okur gecerım dıye başladım bu kıtaba, utanıyorum. Göz yaslarım kaskatı kaldı ruhumda. Ağlayamadım bıle. Şimdi bitti ya kitap boğazımda yumrusu kaldı kocaman yutkunamadım bile. Bir belki ne buyukmus kaç kadın sığınmıs ıcıne.. satıldıgımız yurdumuza belkı bir gün döneriz diye.. kadın dıyorum da daha cocuk yüzlü kadınlasmıs mecbur kalmıs kucucuk bedenlerı anlayın siz. Öfkeliyim. En azından yasandı bıttı başka kızlar yasamıyor dıye tesellı edemedım kendimi çünkü biliyorum bitmedi ah bitmedi kızların adları degıstı de hıkayelerı degısmedı. Yıkılasın dunya. Kop ey kıyamet kurtar cocukları. Bizim gücümüz yetmiyor. Açgözlülüğümüz bitmiyor doymuyor bu ınsan doymuyor!
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20241,973 okunma
Korku bazen aynaya baktığımız an da başlayabilir
8/10
·288 syf.·
2026 50. kitabı
Bilgi büyüdükçe vicdan mı küçüldü? Ne dersiniz? Uzun zamandır böylesine çarpıcı ve ha noldu ha nolacak diye sayfalarını araladığım nadir kitaplardan biri oldu bu kitap. İçinde birçok ders çıkarttıran ve yanlışı nasıl daha yanlış yapılmamasını bildiren, doğruyu niçin doğru olarak kabul ettiğimizi sorgulatan bir dev. Evet dev diyorum ve inanın abartmış olmuyorum. Bu gibi kitapların istisnasız herkesin okumas gerek. Hani şey vardır ya bazı mekanlara damsız girilmez (tabir-i caizse) bana göre de eğer sıkır bir okursanız bazı kitapları okumadan ben okurum demek bana sahte değil de hani şey gibi biraz eksik gibi geliyor. Çünkü biliyoruz ki her okuduğumuz eser bizim ufkumuzu genişletmekle kalmıyor. Simyamıza gereken proteini karbonhidratı sadece saf okuyarak vermiyoruz. İşte bazı kitaplar var ki bütünü olmasa bile o çoğunluklu enerjiyi vitamini belleği ne varsa dolduruyor (karşılıyor). Frankenstein'ı okurken gerçekten abartısız söylüyorum, bambaşka bir tasvirdeydim. Öncelikle kurgudan başlasam iyi olacak çünkü o kadar şahane kiiii. İnsanın hele ki benim gibi estetiğe önem veren çarpıcı görülmemiş mekanlara ilgisi olan soluğunuzun yönünü şaşırtan modelde bir okursanız. Bundan zevk almamanız im-kan-sız. Eğer keyif almazsanız buyrun ben burdayım:))) Efektler ve müzik geçişlerinde sadece Korelilerin başarılı olduğunu düşünürdüm ta ki bu filmi izleyene kadar. Oldukça sıra dışı ha biraz da kan kokan (hassasiyetiniz varsa oraları hızlı geçebilirsiniz şimdiden uyarayım da belki çok etkilenenler vardır aramızda) şahsen bir tiksinmedim değil ama ne bekliyordum ki zaten insanoğlu denen yaratık bu gibi davranışları günümüzde de sergilemiyor mu? Neyse film tabi ki kitaptan bağımsız işliyor mesela Frankenstein'ın kardeşi kitapta uzun uzadıya verilmişken filmde daha kısa canlandırmalarda
İnceleme & Yorum
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Kızıl Panda Yayınları · 021,7bin okunma
AĞIR SPOİLERR!!!
10/10
·400 syf.··
2026 10. kitabı
Selam millet! Bugün sizlere favori filmim, çocukluğumun mazisi "The Maze Runner'ın" ilk kitabının incelemesiyle karşınızdayım. Okuma sıralaması aşağıda belirttiğim şekildedir... 1- Labirent: Ölüm Emri 2- Labirent: Virüs Kodu 3- Labirent: Ölümcül Kaçış 4- Labirent: Alev Deneyleri 5- Labirent: Son İsyan 6- Labirent: Deli Sarayı Bunun haricinde üç tane yan seri kitabı mevcuttur. Ana seriyi bitirince bu kitapları da en kısa sürede temin edip, incelemelerini yapmayı iple çekiyorum zira şu ana kadar sadece bir kitabına bir inceleme yapılmış durumda. Kitabın konusuna gelecek olursak dünya güneş patlamalarıyla kavrulmuş ardından türlü zorluklarla yaşanmaz bir hal almıştır. Gıda azdır ve dünya nüfusu tüm bu zorluklara karşın çok fazladır. Nüfusu eritmek için "İsyan" o zamanın adıyla "Patlama Sonrası Koalisyonu" tam on üç yıl önce yani bizim ana karakterlerimizin üç- dört yaşında olduğu zamanlar bir virüs üretip, bunu masum insanları yok etmek için kullanmıştır. Fakat bir sorun vardır; Bu virüs o kadar bulaşıcıdır ki, tedavisini üretmeden fütursuzca kendi insanlarını katletmeleri bir noktada kendilerini de bulacaktır. Ne derler bilir, "Ne ekersen onu biçersin!" Şahsen bu kadar şeytani düşünce günümüzün Covit-19'u gibi kötü bir amaca hizmet etmişti.
Bilim-Kurgu
Labirent: Ölüm EmriJames Dashner · Pegasus Yayınları · 20155,4bin okunma
Bozkırın Tezenesine Bir Saygı Duruşu: Aşkın Son Ozanı
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 07:18
​Bazı kitaplar sadece okunmak için değil, dinlemek ve hissetmek içindir. Sinan Yağmur’un Aşkın Son Ozanı eseri benim için tam olarak böyle bir yolculuktu. Sayfaları çevirirken kulağımda hep o bildik bağlama tınısı, genzimde ise Anadolu’nun o kavurucu ama dürüst tozu vardı. Bu kitap, sadece bir biyografi değil; bir garibin dünyadan geçerken bıraktığı ayak izlerinin kağıda dökülmüş hali. ​ ​Kitabı okurken altını çizdiğim, üzerine uzun uzun düşündüğüm ve kalbimi sızlatan bazı bölümleri kendi hislerimle harmanlamak isterim: Kadınlar insandır, biz insanoğlu... ​Bu cümle kitapta Neşet Ertaş’ın kadına, anneye ve varoluşa bakışının özeti olarak sunuluyor. Ne kadar zarif, değil mi? Ertaş’ın penceresinden baktığımızda, erkeğin ancak bir kadının (annenin) vesilesiyle insanlık mertebesine adım atabileceğini görüyoruz. Bu satırları okurken modern dünyanın o kaba nezaketsizliğinden utanıyor insan. Bir ozan, dünyayı kadın üzerinden böyle kutsarken biz nerede hata yaptık diye sormadan edemiyorum. ​Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez. ​Sinan Yağmur, bu meşhur dizeyi anlatırken aslında gönül gözünün önemini vurguluyor. Kitap boyunca Neşet Ertaş’ın şöhretin parıltısından kaçıp nasıl hep o görünmez yolları aradığını görüyoruz. Hüzün tam da burada başlıyor: Bugün herkesin birbirini görmeye çalıştığı, ama kimsenin kimseyi hissetmediği bir çağda, bu gizli yolun yolcusu olmak ne kadar da kıymetli ve yalnız bir eylem. ​Kendi kendisinden utanmayan, yeryüzünde kimseden utanmaz. ​Bu alıntı, kitabın en sarsıcı yerlerinden biriydi. Ertaş’ın o mahcup, o mütevazı duruşunun ardındaki devasa ahlakı gösteriyor. Sinan Yağmur, ozanın Almanya yıllarındaki gurbet acısını, yalnızlığını ve o dik duruşunu öyle bir anlatmış ki; kendimizi sorgularken buluyoruz. Kendi iç mahkememizde kaç
1000Kitap
Aşkın Son OzanıSinan Yağmur · Kapı Yayınları · 2021246 okunma