ağaçları severmişim meğer
çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino'da kışın çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibar
kayınlar Rus sayılıyor
kavakları Türk saydığımız gibi
İzmir'in kavakları
dökülür yaprakları
bize de Çakıcı derler
yâr fidan boylum
yakarız konakları
Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına ucu işlemeli
yolları severmişim meğer
asfaltını da
Vera direksiyonda Moskova'dan Kırım'a gidiyoruz Koktebel'e
asıl adı Göktepe ili
bir kapalı kutuda ikimiz
dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz uzak
hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım eşkıyalar çıktı karşıma Bolu'dan inerken Gerede'ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayrı alacakları eşyam da yok
ve on sekizimizde en değersiz eşyamız canımızdır
bunu bir kere daha yazdımdı
çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöze gidiyorum ramazan gecesi
Bu iki kadın onu anlamıyordu, yakınında dolaşan, elinden kayıp giden mutluluğu ona vermeye bir türlü razı olmuyorlardı, âdeta ümitsizlik içinde saçlarını karıştırdı, başını kaşıdı Tuşin. Ah, o ayı pençelerini bir geçirebilseydi, bir daha hiç bırakır mıydı o mutluluğu! Oysa onlar ne görebiliyor ne de anlayabiliyorlardı, durmadan yoluna aniden yükselen, sonra kaybolan tepeler çıkarıyorlardı, ama o aşkının müthiş gücüyle ve çileyle alt etmişti bu engelleri, tepeler artık yoktu!
Bu savaşa girmiş, kılıç sallamış, savaş meydanından sağ çıkmış, ama yok olmak üzere olan mutluluğuna kavuşamamıştı, bu olacak şey miydi? Aşılması imkânsız tek bir tepe vardı: Vera bir başkasını seviyordu, mutluluğu onda bulacağını umuyordu. İşte gerçek uçurum, gerçek yalıyar buydu!