Bahçemde minicik bir elma fidanı vardı. Bir tek elma vermişti. Hiç birimizin görmediği bir yıldız gibi pırıl pırıl bir tek elma. Onu koparacak, soyacak, kabuklarını Al Seklavi'me yedirecek, yarısını karıma verecek, yarısını da kendim alacaktım. Bütün kalbimle inanıyordum: Nur topu gibi doğacaktı o yaratıcı ormanların eskiliğinde kalan mutluluğumuz. Ama üzerinde iğne ucu kadar olsun bir tek pürüz bulunmayan o pırıl pırıl elmanın içinden kapkara, kıvır kıvır bir kurt çıktı.Ahh o şiirin ve çocukluğun kelebeği! Hiç kimsenin görmediği bir yıldız gibi gelip dala konan, kırmızısı alevli, yeşili pırıl pırıl elmanın içindeki iğrenç kurt onun işiydi. Pembe beyaz elma çiçeğinin içine bırakıp gitmişti yumurtasını. Çiçek, içinde o yumurta elma olmuş, kurdu besleye besleye büyümüştü. Kader doğumundan az sonra, olmak şansı ile birlikte başlamıştı. Ne bilecek bunu? Kim bilir ki?
***
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
…Ama durumumuz aynı değil ki. Benim senin gibi özel bir yeteneğim yok, ben insanların verdiği sıfatlara muhtaç olanlardanım. Senin böyle şeylere hiç ihtiyacın yok. Sen insanlara muhtaç değilsin, insanlar sana muhtaç.
*
Geceleri âşık olur, birbirimize aşkımızı geceleri ilan ederiz. Gündüzler, bizi mantığımızı kullanmaya, kendi hapishanemize kapanmaya zorlar. Gün boyunca, baskı güçleri, aşkın özgürlüğüne karşı savaşır. Ancak gece bir daha âşık olur ve "seni seviyorum", deriz. Gündüzleri söylenen "seni seviyorum"lar, geceye gönderme yapar.
Ne geceydi! Wilhelm! Şimdi her şeye dayanırım. Onu bir daha görmeyeceğim! Ah dostum, boynuna sarılabilsem, binlerce gözyaşı ve heyecanla kalbimi saran duygularımı anlatabilsem sana!