• Havayolları terminaline yakın bir kahvede yazıyorum bu mektubu. Gidip tekelden dört tane Samsun aldım. Ahmet Say küçük bir çakmak armağan etti. İzin verirsen onunla bir sigara yakacağım.
    Cemal Süreya
    Sayfa 112 - Yapı Kredi Yayınları
  • 320 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Hz Aişe annemizi anlatan harika bir kitapti.her insan okusun faydalansin cennetle müjdelenen bir insanın nasıl hala ibadet ve insanlara rehber olmaya çalıştığını gorsun.ilk müslüman anne ve babadan dünyaya gelen müslüman bebek idi. Aişe annemiz. İftira eylemini müşrikler üzerinde uygulamış ama müşrikler tabiki hüsrana uğramıştır. Ölümü ise herkezi yasa boğmuştur.cennetle müjdelenen en son fani mubarekte dünyadan ayrılmıştı.asri saadet bitmismiydi.iyi okumalar .
  • %32 (122/384)
    ·Puan vermedi
    Nâzım Hikmet'i cezaevine attıran kişinin Fevzi Çakmak olduğu düşünülüyor... (1947li yıllar)

    Şeyh Bedrettin Destanı yayımlandığı zaman birileri Ahmet Muhip Dıranas'tan kitabı kötülemesini istemiş olmalılar ki yazının son satırları şöyleydi: Ben Nazım Hikmet'in bu eserini tenkitten vazgeçiyorum darılmayın zira onu sevdim ve ondan heyecan duydum. Ama 1950'de Nazım Hikmet'in affı için imza veren Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet, Cahit Sıtkı gibi Ankaralı şairler arasında yer almadı. Ertesi yıl Nazım Hikmet yurt dışına kaçtığı zaman ise "Zafer" gazetesinde, "Canı Cehenneme!" diye bir yazı yazdı.(Nâzım Karşıtı)

    Nâzım Hikmet'in, Komitern kararlarını eleştirme özgürlüğü isteyen başka bir örgütlenmede yer aldığı için, T.K.P.'den uzaklaştırılmasına karar verildi.(Nâzım'ın 1932 TKP'DEN uzaklaştırılma nedeni)

    Nâzım'ın hayatında hep yanında olan karakter Vâlâ Nureddin'dir.
    Nâzım yaptığı şeyleri mektupla hep Kemal Tahir'e bildirmiş yeni yazdığı kitaplarından bahsetmiştir.
    Nâzım'ın aşk dolu şiirlerine ilham olan kadın Piraye aynı zamanda Nâzım'a hep destek olmuş ve diğer yazılarında da en büyük ilhamcısı olmuştur. İyi bir edebiyatçı olmak için mutlaka roman yazmış olmakta gerekiyor sözleri Nâzım'ı etkilemiştir. Tolstoy gibi iyi yazarların yazdığı romanlardan bahseden Piraye'ye birgün onlardan çok daha iyi roman yazacağını söylemiştir. Piraye'den ayrıldığı zaman bile Nâzım'ın bu hırsı devam etmiş...
    Hayatı boyunca cezaevine hukuki açıdan suçsuzluğu ispat edilmiş olduğu halde girmiştir.
    Nâzım'ı 3 yazar sürekli desteklemiş cezaevinde iken çıkması için çalışmışlardır. Bunlar; Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'dır.

    Nâzım Hikmet 28 yıl hapis yediği davadan haksız yere yatmasından dolayı açlık grevine girmiş ve bu sırada Nâzım'ın davasını bilen tüm yetkililer değişmişti. Çünkü başa demokrat parti hükümeti gelmişti.13 yıl hapis sonunda avukatlarının ve sevenlerinin büyük uğraşı ile Nâzım hapisten çıkarılmış fakat açık şekilde polisler ile takip ettiriliyordu. Hapisten çıkan Nâzım, Münevver ile kiraya çıkmak için ev aramış fakat kira fiyatlarının arttığını görünce annesi Celile Hanım'ın cevizlikteki evinde kalmıştır bir süre. Polislerin takibinden dolayı Nâzım evden kitap yazıp baskıya gönderemiyordu ki basım yapacak cesarette bir yayımevi de yoktu. Gazetede de çalışamayan Nâzım'a yeniden İpek stüdyosunda çalışması önerildi. Münevver hanımın doğumu yaklaşınca Nâzım kiraya çıkmış taksit ve borç ile ev eşyaları almıştı.
    Daha sonra üzerine oyunlar oynanan Nâzım çürük çıktığı askerliğini yapmadığı gerekçesi ile alınarak muayene edildi ve belgeleri incelemeleri Deniz Harp bitirdiğini çürük çıktığını söyledi. Böyle bir belge bulunmadığını söylediler. Avukatına bunları iletti Nâzım fakat o belgeyi bulamadılar. Nâzım'ı Sivas Zara da 2 yıl askerlik görevini yapmak için göndereceklerini söylediler o vakit Nâzım kağıdı bulmak için zaman istemiş ve 10 gün zaman verilmiştir. Nâzım kağıdı bulamayınca Refik Erduran'ın sürat motoru ile Bulgaristan'a gitmek istemiş fakat Romanya'ya giden bir gemiyi görünce ona binmiş ve Romanya'ya kaçmış oradan da Sovyetler Birliğine geçmiştir. Coşkulu bir kalabalık ve çiçeklerle karşılanan Nâzım'ın radyodan Sovyetlerde olduğu duyulup daha sonra coşkulu karşılama da çekilen fotoğrafları gazetelerde basılınca hakaretler yemiş ve vatandaşlıktan çıkarılmıştır.
    Orhan Selim takma adı Nâzım'a aittir.
  • Ben ülkemi çok seviyorum… Neyini seviyorum biliyor musunuz? Birbirine girmiş o betonarme binalarını seviyorum, yağmur yağarken üstüne bastığın o kaldırım taşı var ya bütün suyu üstüne fışkırtan ben o kaldırım taşını seviyorum. Öyle b*k gibi ıslanmayı da seviyorum. Kuyrukta beklerken herkesin hakkını gasp edip en öne geçen adam var ya ben o adamı seviyorum. Adam samimi bir kere, kimseye medeniyet kastırmıyor. Adamın işi acil, adam dan diye öne gidiyor, bitti. Ben de o adamı seviyorum ya! Seviyorum.
    “Mümtaz sen bu memleketin yazarlarından kaç tanesini tanırsın?”
    “Valla tanırım ya… Bir sürü yazar var, değil mi başkanım? Yani mesela Orhan Veli var, Yaşar Kemal var. Var işte ya.”
    “Kaçını okudun peki Mümtaz?”
    “Ya… Şimdi bak benim öyle zamanım olmadı okumak için.”
    “Allah belanı versin Mümtaz! Ben onların hepsini okudum Mümtaz, hepsini. Attila İlhan okudum, her sayfasında memleket aşkı var, Kemal Tahir okudum. Necip Fazıl’ı da okudum. Ahmet Hamdi Tanpınar’la sabahladım. Kaç kere, kaç kere hem de… Ama en çok Cemil Meriç’i kıskandım biliyor musunuz… Adam okumaktan kör oldu kör. Ben onların hepsine aşığım. Niye biliyor musunuz? Çünkü bu ülkeye ait her şeye tapıyorum ben!“
    “Başkanım senin çocuğun var mıydı?”
    “Evet, var.”
    “Hiç elinden tutup Süleymaniye’yi gezdirdin mi?”
    “I ıh.”
    “Şöyle bir karşısına geçip; ‘Ulan bu adamlar böyle bir güzelliği nasıl yaptılar acaba’ diye hayret ettin mi? Ben ettim, ağzım açık kalarak hem de… Bu ülkede yaşadığım için şükrettim. Bu ülkenin her santimetrekaresine ayrı ayrı aşığım ben, seviyorum. Seviyorum ama sizin gibi değil işte, sizin gibi değil. N’olmuş yani, n’apalım yani onu da mı sizin gibi yapalım, hı?”
    “Ya ama şimdi bu memleketin düşmanı yok demek değil ki”
    “Ulan düşmanı olacak tabii! Zaten düşmanları olacak. Niye? Çünkü çok güzel, ben de görsem ben de düşman olurum. Ya kıskanırsın bir kere kıskanırsın! Nasıl kıskanmazsın! Ulan tüpte kaçak var mı diye bakmak için çakmak yakan adamı sen nasıl kıskanmazsın benim aklım almıyor ya!
    Ben ülkemi çok seviyorum! Üstelik de bu ülke beni hiç sevmemişken seviyorum, ölene kadar da sevmeye devam edeceğim ama sizin gibi değil. Sizin gibi değil işte!”
  • Ben ölürüm adamım, şöyle ya da böyle
    Dünyaya bir soru işareti daha çakmak için
    Yeri göğü inleten Tanrım
    Eğer varsan söyle, cenaze namazımı kılayım...
    Ahmet Erhan
    Sayfa 98 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • 1.
    Bu dağın kaşında kimin var
    Ey!.. yıldızsız düşlerin yorumcusu
    Ne dalarsın su şehirlerine ayaküstü
    Bir yanımda;
    Hiç durmayan yılan konçertosu
    kurbağa senfonisi
    Diğer yanımda; gecenin sudaki aksi
    2.
    Bu dağın kaşında kimin var
    Ey!.. günleri sayılı umut yolcusu
    Ne dalarsın gözlerindeki kuyuya
    Derinlikler inilmez olan değildir her zaman
    3.
    Bu dağın ağzında kimin var
    Ey!.. pusulası boşluklardan kaybolan avcı
    Ne ararsın çatlak dudakların kıyılarında
    4.
    Bu dağın elinde kimin var
    Ey!.. düşlerini soyut imgelerle salan
    Dağdelisi şair
    Ne ararsın dağın kaşında gözünde
    Dağın buz tutmuş ağzında
    Ne arar dudakların
  • "Anlayın diye yazmıyorum. Anlamayacağınızı biliyorum.Size anlattığım da yok zaten. Kendime yazıyorum.Eğer bir tane daha benden olan varsa, ona yazıyorum. Bu kalemi uzun zamandır kullanmıyorum. Bu kalemi paramparça edeli çok oldu. Bu kalemi ciğerlerime batıralı, bu kalemle göğsümü oyup kalbimi yırtalı çok oldu. Tüm bunların değersiz birer zırvalık olduğunu biliyorum. Şu kelimlerden bahsediyorum ve yazdığım şu palavralardan. Hahaha. Aptal adam.Aaaaptal! Sana sesleniyorum, duy beni. Aaaaptal!.Hahah.Kendime sesleniyorum. Ellerindeki şu kelepçeler var ya aptal adam,bir zincirin bağladığı şu iki demir halka,(ki çıkarıldıkları anda bileklerini kızarttıklarına tanık olacaksın, kıpkırmızı), şu eylül gününde, şu kara bulutların çiseleyerek kanadığı gökyüzünün altında, şu martıların üzerinde uçuştuğu maviliğini yavaş yavaş yitiren denizin karşısında, insanların güz mevsiminde dertlerini dinleyen şu güzelim kayaların; yalnızların,dostların,yoldaşların,yarenlerin oturup boşaltığı şu güzelim bankların; şu güzelim çimenlerin, rüzgarların yapraklarını savurduğu şu güzelim ağaçların önünde, önünde aptal adam, önünde, yaşadığın eski bir aşkın hatırlarını tamamiyle taşıyan bir manzaranın önünde aptal adam, şu kelepçeler, şu demir parçaları kollarına takılıyor. Aranıyorsun. Neden.Hakaret suçu."Siz beş yüz metre ileriye gidin. Ben sizin yanınıza koşarak geleceğim. Burada takma, şu demir parçalarını. Ayıp oluyor. Tüm anılara ayıp oluyor. Burada olmaz, burada olmaz..." diyemiyorsun aptal adam. Şaşırmışsın, altüst olmuşsun. Gülüyorsun, ne hahaha, ben mi aranıyorum, ben nasıl aranırım...Çünkü aptal adam, şu manzarayı, şu bulunduğun, hatta göğe bakma durağı adını verdiğin şu manzarayı paylaştığın kadın senden "kendisine karşı hakaret suçu işlediğin gerçekçesiyle" şikayetçi olmuş. Kaderine bak aptal adam, tam da burada, ne olurdu bugün gelmeseydin, belin kırık, raporlusun, yat evde, n'olurdu bugün gelmeseydin buraya...Kaderine tüküreyim aptal adam, gel buraya, hıııgh puuu ! Hahaha. Hiçbir şey hissetmiyorsun aptal adam, tamamiyle hissiz olmuşsun. Hastaneye getirdiler seni. Bir şeyin var mı dediler. Yok. Hastanedeki insanların gözleri aptal adamın üzerinde. Aa suçlu, aa katil, aa cani, aa aptal. hahah.Yok.Ruhsuz piç seni! Hissiz göt! Karakola girdin. Nezarethaneye attılar. Bağcıklarını da alalım, asar bu kendini, kötü bakıyor dediler, ayakkabının bağcıklarını da söküp bir nezarethaneye tıktılar seni aptal adam. Şimdi gördüğün sadece demir parmaklıklar.Demir parmaklıkların kilidinde anahtarı döndüren polis, sana " merak etme, yarın salarlar seni, aramak istediğin kimse var mı?" Yok.İnsan oraya girdiği zaman hep orada yatacakmış gibi hissediyor, o zaman bağcıklarını söktürdüğüne üzülüyor değil mi, hahaha.

    -Hayırdır kardeşim niye girdin diye, yan tarafında yatan üç kadından biri seslendi sana.
    -On leşim var kardeşim.
    -Allah kurtarsın.
    -Sigaran varsa, kurtarır belki.Benimkileri aldılar.Bana bir paket verirsen,borcumu öderim.
    -Hayatımda ilk defa bir katile sigara ısmarlıyorum hahaha.

    Yan taraftan bir el, bir paket kent swtich ile çakmak uzattı sana.Kadınların konuşası vardı ama sen gidip aptal adam,köşenin tekine tüneyip bir yarım saatlik suskunluktan sonra hissiz ruhunla ve çirkin sesinle mırıldana mırıldana Ahmet Kaya'nın Penceresiz Kaldım Anne türküsünü söyleme başladın.

    Dinle!

    Duvarlar konuşmuyor anne...
    Duvarlar konuşmuyor anne...
    Açık kalmıyor hiçbir kapı
    Hani benim gençliğim nerde?
    Yağmurlar birikti anne"