• Ben ölürüm adamım, şöyle ya da böyle
    Dünyaya bir soru işareti daha çakmak için
    Yeri göğü inleten Tanrım
    Eğer varsan söyle, cenaze namazımı kılayım...
    Ahmet Erhan
    Sayfa 98 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • 1.
    Bu dağın kaşında kimin var
    Ey!.. yıldızsız düşlerin yorumcusu
    Ne dalarsın su şehirlerine ayaküstü
    Bir yanımda;
    Hiç durmayan yılan konçertosu
    kurbağa senfonisi
    Diğer yanımda; gecenin sudaki aksi
    2.
    Bu dağın kaşında kimin var
    Ey!.. günleri sayılı umut yolcusu
    Ne dalarsın gözlerindeki kuyuya
    Derinlikler inilmez olan değildir her zaman
    3.
    Bu dağın ağzında kimin var
    Ey!.. pusulası boşluklardan kaybolan avcı
    Ne ararsın çatlak dudakların kıyılarında
    4.
    Bu dağın elinde kimin var
    Ey!.. düşlerini soyut imgelerle salan
    Dağdelisi şair
    Ne ararsın dağın kaşında gözünde
    Dağın buz tutmuş ağzında
    Ne arar dudakların
  • "Anlayın diye yazmıyorum. Anlamayacağınızı biliyorum.Size anlattığım da yok zaten. Kendime yazıyorum.Eğer bir tane daha benden olan varsa, ona yazıyorum. Bu kalemi uzun zamandır kullanmıyorum. Bu kalemi paramparça edeli çok oldu. Bu kalemi ciğerlerime batıralı, bu kalemle göğsümü oyup kalbimi yırtalı çok oldu. Tüm bunların değersiz birer zırvalık olduğunu biliyorum. Şu kelimlerden bahsediyorum ve yazdığım şu palavralardan. Hahaha. Aptal adam.Aaaaptal! Sana sesleniyorum, duy beni. Aaaaptal!.Hahah.Kendime sesleniyorum. Ellerindeki şu kelepçeler var ya aptal adam,bir zincirin bağladığı şu iki demir halka,(ki çıkarıldıkları anda bileklerini kızarttıklarına tanık olacaksın, kıpkırmızı), şu eylül gününde, şu kara bulutların çiseleyerek kanadığı gökyüzünün altında, şu martıların üzerinde uçuştuğu maviliğini yavaş yavaş yitiren denizin karşısında, insanların güz mevsiminde dertlerini dinleyen şu güzelim kayaların; yalnızların,dostların,yoldaşların,yarenlerin oturup boşaltığı şu güzelim bankların; şu güzelim çimenlerin, rüzgarların yapraklarını savurduğu şu güzelim ağaçların önünde, önünde aptal adam, önünde, yaşadığın eski bir aşkın hatırlarını tamamiyle taşıyan bir manzaranın önünde aptal adam, şu kelepçeler, şu demir parçaları kollarına takılıyor. Aranıyorsun. Neden.Hakaret suçu."Siz beş yüz metre ileriye gidin. Ben sizin yanınıza koşarak geleceğim. Burada takma, şu demir parçalarını. Ayıp oluyor. Tüm anılara ayıp oluyor. Burada olmaz, burada olmaz..." diyemiyorsun aptal adam. Şaşırmışsın, altüst olmuşsun. Gülüyorsun, ne hahaha, ben mi aranıyorum, ben nasıl aranırım...Çünkü aptal adam, şu manzarayı, şu bulunduğun, hatta göğe bakma durağı adını verdiğin şu manzarayı paylaştığın kadın senden "kendisine karşı hakaret suçu işlediğin gerçekçesiyle" şikayetçi olmuş. Kaderine bak aptal adam, tam da burada, ne olurdu bugün gelmeseydin, belin kırık, raporlusun, yat evde, n'olurdu bugün gelmeseydin buraya...Kaderine tüküreyim aptal adam, gel buraya, hıııgh puuu ! Hahaha. Hiçbir şey hissetmiyorsun aptal adam, tamamiyle hissiz olmuşsun. Hastaneye getirdiler seni. Bir şeyin var mı dediler. Yok. Hastanedeki insanların gözleri aptal adamın üzerinde. Aa suçlu, aa katil, aa cani, aa aptal. hahah.Yok.Ruhsuz piç seni! Hissiz göt! Karakola girdin. Nezarethaneye attılar. Bağcıklarını da alalım, asar bu kendini, kötü bakıyor dediler, ayakkabının bağcıklarını da söküp bir nezarethaneye tıktılar seni aptal adam. Şimdi gördüğün sadece demir parmaklıklar.Demir parmaklıkların kilidinde anahtarı döndüren polis, sana " merak etme, yarın salarlar seni, aramak istediğin kimse var mı?" Yok.İnsan oraya girdiği zaman hep orada yatacakmış gibi hissediyor, o zaman bağcıklarını söktürdüğüne üzülüyor değil mi, hahaha.

    -Hayırdır kardeşim niye girdin diye, yan tarafında yatan üç kadından biri seslendi sana.
    -On leşim var kardeşim.
    -Allah kurtarsın.
    -Sigaran varsa, kurtarır belki.Benimkileri aldılar.Bana bir paket verirsen,borcumu öderim.
    -Hayatımda ilk defa bir katile sigara ısmarlıyorum hahaha.

    Yan taraftan bir el, bir paket kent swtich ile çakmak uzattı sana.Kadınların konuşası vardı ama sen gidip aptal adam,köşenin tekine tüneyip bir yarım saatlik suskunluktan sonra hissiz ruhunla ve çirkin sesinle mırıldana mırıldana Ahmet Kaya'nın Penceresiz Kaldım Anne türküsünü söyleme başladın.

    Dinle!

    Duvarlar konuşmuyor anne...
    Duvarlar konuşmuyor anne...
    Açık kalmıyor hiçbir kapı
    Hani benim gençliğim nerde?
    Yağmurlar birikti anne"
  • Saygıyla sevgiyle anıyorum... 💖💖💖 🌹🌹🌹

    27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’nin ;

    Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’ın ;

    Kütahya'nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’ın ;

    Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir'e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’in ;

    İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa'nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’in ;

    İzmit ile Adapazarı'nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi'ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ın ;

    Birlikleri ile İzmit ve adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’un ;

    Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılan albay Hüseyin Rauf (Orbay)’ın ;

    İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatı Kuva-yı Milliye'ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet (Bele)’nin ;

    İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ın ;

    Harbiye'de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üst düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından "Hocam" diye hitap edilen, Büyük Taarruz'dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’nin ;

    Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’nin ;

    Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’nin ;;

    İnebolu'da bulunan cephanelerin Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye saran, bebeğine de sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’nın ;

    Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’nın ;

    Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’nin ;

    Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’nin ;

    Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’nin ;

    Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’nın ;

    Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim içim savaştım" diyen İpsiz Recep’in ;

    Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlayan İngiliz Kemal lakabıyla anılan Türk ajan Ahmet Esat (Tomruk)’ un ,

    Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’nın ;

    İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’nin ;

    Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’nın ;

    İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e;
    Sebahat’ın ;
    Zeliha’ın ;

    Darülfünunlu Saime’in ;

    12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’ın ;

    “Muharebe bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’in ;

    Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’in ;

    Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’nin;
    Nebile’nin ;

    Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’nin ;

    Ödemişli Fatma’nın ;

    Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’nin

    Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’nin ;

    Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’nin ;

    Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’nin ;

    Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’nın

    Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’nin ,

    Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’nin ;

    Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’un ,

    Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’nin

    Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’un ....

    Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’in

    “Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal’in

    Kutlu Tini şad , uçmağı Tanrı Dağları olsun ...
  • Western

    Renkli taşlarım senin olsun
    Midye kabuğu koleksiyonum
    Ben öldüm
    Tam şuramdan vuruldum
    Kan kokan bir ikindi ayazında
    Red Kit yalnızlığında
    Çoğul bir Dalton’dum
    Alvarez
    Bütün kovboyları şaşırtan bir numara yaptım
    Ben öldüm
    Che Guevara çizili posterlerde Soldum gitgide soldum
    Gençtim yakışıklıydım
    Dupont çakmak kullanırdım
    Ve bir kerede yakardım sigaramı Şimdi her şehrin alanında
    Unutulmuş bir heykel yalnızlığı
    Tam gözümün bebeğinde bir namlu. Gözümün bebeği için
    beşik olsun diye
    Pulunda Alain Delon'un en yakışıklı resmi

    Şimdi iyi şimdi kötü şimdi çirkinim Ben öldüm

    Ardımdan konuşulanları duymak için...
  • "
    Ben ölürüm adamım, şöyle ya da böyle

    Dünyaya bir soru işareti daha çakmak için

    Yeri göğü inleten Tanrım

    Eğer varsan söyle, cenaze namazımı kılayım.. "
  • Renkli taşlarım senin olsun
    Midye kabuğu koleksiyonum
    Ben öldüm
    Tam şuramdan vuruldum
    Kan kokan bir ikindi ayazında
    Red Kit yalnızlığında
    Çoğul bir Dalton’dum
    Alvarez
    Bütün kovboyları şaşırtan bir numara yaptım
    Ben öldüm
    Che Guevara çizili posterlerde
    Soldum gitgide soldum
    Gençtim yakışıklıydım
    Dupont çakmak kullanırdım
    Ve bir kerede yakardım sigaramı
    Şimdi her şehrin alanında
    Unutulmuş bir heykel yalnızlığı
    Tam gözümün bebeğinde bir namlu.
    Gözümün bebeği için
    beşik olsun diye
    Pulunda Alain Delon'un en yakışıklı resmi

    Şimdi iyi şimdi kötü şimdi çirkinim
    Ben öldüm
    Ardımdan konuşulanları duymak için...