Zeynep Işık

..ben bu işin mücadelesinde yokum, fakat siz başarırsanız tabi olurum. Bu tavır, İslam'ı diğer toplumsal düzenlerle bir tutmaktan ileri geliyor. Ben İslam'ın gelmesini istiyorum ama onun gelmesi için yapılan mücadeleye katılmıyorum, demek; aslında İslam'ın gelmesini istemiyorum demenin dolambaçlı yoldan söylenemesine varıyor. Bu durum, biraz da Hz. Musa'nın arkasından Kızıl Deniz'i aşıp Kenan sınırlarına kadar gelen Yahudilerim: "Sen Rabbinle git orayı fetheti biz ondan sonra oraya geliriz..." demesine benziyor........Şimdi acaba bu insanın kendine güveni mi sarsılmıştır, yoksa İslam'a mı güvenmiyor? Sanırım, bu tavrın menşei İslam hakkında sağlıklı bir kavrayıştan mahrum bulunmakla ilgilidir.
Sayfa 44·Kitabı okudu
İslam'ı yeniden yaşanabilir plana aktarabilmenin etkili yolu, davranışımızı Sünnete uygun hale getirebilmekle ortaya çıkar. Tebliğin sözle icrasının yetersiz kaldığı yerde, ameller tebliğ işini üstlenmiş olur.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Kureyş müşrikleri İslam'ın ilk üç yılında, yani İslam'ın gizlice yayıldığı ve Allah'ın bir ve tek olduğunun ilan edildiği yıllarda fazlaca bir tepki göstermemişlerdi. Çünkü İslam'ın vahyinden önce de Mekke'de tek Allah'a inananlar (Hanifler) bulunuyordu ve bunlar Hz. İbrahim'den kalma tevhid inancını devam ettirmekteydiler. Kureyş müşriklerinin İslam'a karışı aldığı kesin tavır ancak tevhid inancının bütün sonuçlarıyla beraber ortaya çıkmasından sonra görüldü. Yani Allah'ın bir ve tek olduğunun söylenmesi karşısında fazla telaşa kapılmayan müşrikler, iş, bu inancın doğal neticesi olan putların ortadan kaldırılması noktasına gelince İslam'a karşı açık ve kesin bir cephe aldılar ve onun yayılmasını önlemeye çalıştılar.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Asr-ı Saadet'te, İslam'ın yayılma süreci, ilkin tek tek bireylerin Müslüman olmasıyla başlamıştır. Fakat daha başından beri bu tek tek bireylerin her birinde ayrıca güçlü bir cemaat bilinci de mevcuttu. Onlar birey olarak Müslüman olmanın gerekli fakat yeterli olmadığıın farkındaydılar. Bununla birlikte İslam belli bir süre boyunca hep münferit tebliğ usulünü benimsemiş, izlemiştir. Henüz aleni tebliğin yapılmadığı dönemlerde bile ilk Müslümanlar arasında toplum halinde yaşamanın bilinci içindeydiler ve öyle yaşıyorlardı. Hz. Erkam'ın evi, bu, sayıca az, keyfiyetçe yüksek kaliteli toplumun karagahı durumundaydı. Bu toplum, İslam'ı o evde talim etti, orada yavaş yavaş çoğaldı, küfrün karşısında tebliği alenileştirmekte bir sakınca olmadığına kanaat getirince, bütün Müslümanlar ilk defa Kabe'de ve açıkça namaz kıldı.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Kendi doğrularınının gerektirdiği hayat tarzını ilkin kendi nefsinde yaşamaya başladığı an, İslam’ın hayata geçirilmesinde en doğru yöntem kendiliğinden bulunmuş olur…..Müslüman, İslam’ı hayata geçirmenin her safhasında tazelenmiş bir imanla yoluna devam eder. Hakkın hiçbir zuhuratı yoktur ki, mümin için iman tazelenmesine yol açmasın.
Sayfa 153·Kitabı okudu