Yaşayamadıklarına ağlıyordu şimdi, pişmanlıklarına..
9/10
·256 syf.··
2026 64. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:30
Spoiler içerir!!! Alişan Kapaklıkaya'nın kendi yaşamından izler taşıyan Siyah Pantolon kitabı, yoksulluğun, aile ilişkilerinin, kayıpların ve sevgi eksikliğinin iç içe geçtiği oldukça etkileyici bir eser. Kitapta beni en çok etkileyen noktalardan biri, Elif'in hikâyesiydi. Daha kendi çocukluğunu yaşayamadan gelin olmuş, erken yaşta anne olmanın yükünü omuzlarında taşımış bir kadın. Hayatın zorlukları onu sertleştirmiş. Bu yüzden çocuklarına sevgisini göstermek yerine çoğu zaman kızarak yaklaşmış. Babaları da benzer şekilde sevgisini açıkça ifade edemeyen bir karakter. Çünkü büyüdükleri coğrafyada çocuk sevmek, sarılmak, sevgiyi göstermek pek alışılmış bir şey değil. İnsanlar seviyor ama göstermeyi bilmiyor. Kitabı okurken sık sık sevgi, zamanında gösterildiğinde anlamlı diye düşündüm. İş işten geçtikten sonra gösterilmeye çalışılan sevgi ise çoğu zaman yalnızca bir pişmanlık olarak kalıyor. Kitap da bunu çok güçlü bir şekilde hissettiriyor. Eğitimle ilgili bölümler de benim için oldukça etkileyiciydi. Öğrencilere korku ve baskıyla yaklaşan Şavaş öğretmen ile çocuklara sevgi, saygı ve özveriyle yaklaşan Melek öğretmen arasındaki fark, bir öğretmenin bir çocuğun hayatını nasıl değiştirebileceğini çok net gösteriyor. Birinin çocukları hayattan ve okuldan uzaklaştırdığı yerde, diğerinin onları hayata bağladığını görmek kitabın en güçlü yanlarından biri. Siyah Pantolon aynı zamanda Alişan Kapaklıkaya ile tanışma kitabım oldu. Son 40-45 sayfayı gözyaşları içinde okudum. Özellikle, çocuklarına sürekli "Üstünüz başınız toz toprak oldu" diye kızan bir annenin, sonunda evladının mezarının toprağına sarılıp o toprağa bulanması kitabın en acı sahnelerinden biriydi. Bir zamanlar üzerlerindeki toprağa öfkelenen annenin, günün sonunda yavrusundan geriye kalan tek şeye, mezarının
Roman
Siyah PantolonAlişan Kapaklıkaya · Yediveren Yayınları · 2021687 okunma
İKİ AİLE ARASINDA... YAPAYALNIZ...
7/10
·192 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 01:09
Düşünsenize, on üç yaşındasınız. Bir sabah anne ve babanız sizi karşılarına alarak aslında biyolojik aileniz olmadıklarını söylüyorlar. Üstelik daha bu gerçeği sindiremeden, aynı gün içinde sizi gerçek ailenize götürüp bırakıyorlar. Peki insan böyle bir durumda ne hisseder? Kendisini hangi aileye ait kabul eder? Onu dünyaya getirenlere mi, yıllarca büyütenlere mi; yoksa artık hiçbirine mi? Geri Verilen Kız, tam olarak bu soruların peşinden giden psikolojik ve dramatik bir roman. Kitap, on üç yaşına kadar rahat ve korunaklı bir hayat süren bir kız çocuğunun, bir anda yoksul ve kalabalık biyolojik ailesinin yanına gönderilmesini anlatıyor. Bir ailenin el üstünde tutulan tek çocuğuyken; yemeğini, yatağını ve yaşam alanını birçok kişiyle paylaşmak zorunda kalan bir çocuğa dönüşüyor. Fakat onu asıl yaralayan şey yalnızca yoksulluk değil. Esas yıkım, iki ailesi olduğu hâlde kendisini hiçbirine ait hissedememesi. Onu büyüten ailesi, on üç yılın ardından neredeyse bir eşya gibi geri veriyor. Biyolojik ailesi ise onun gelişinden büyük bir mutluluk duymuyor. Kız çocuğu iki aile arasında kalırken sürekli aynı soruyla yüzleşiyor: “Ben gerçekten kime aidim?” Romanın en güçlü tarafı, büyük olaylardan çok karakterin iç dünyasına yoğunlaşması. Kahramanın kırgınlığını, yalnızlığını, çaresizliğini ve kendisine bir yer edinme çabasını yakından takip ediyoruz. Yoksulluk ve sınıf farkı da oldukça etkili bir biçimde işleniyor. Varlıklı bir evden küçücük ve kalabalık bir eve geçen çocuğun yaşadığı kültürel ve duygusal sarsıntı okuyucuya başarılı şekilde aktarılıyor. Kitabın dili akıcı ve kolay okunuyor. Ancak hikâyenin genel atmosferi oldukça hüzünlü. Bazı okurlar bu hüznü fazla yoğun bulabilir. Bana göre ise böyle bir hikâyede hüznün bulunması kaçınılmaz. Sonuçta karşımızda, hayatı
Alıntı
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,174 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·88 syf.··
2026 126. kitabı
Yayınevinin Ne Yapmalısın? Serisi çocuklar için bir rehber niteliğinde. Benim çok hoşuma gitti. Hem yetişkinler için de belki de farklı bir alternatif olacaktır. Elimizdeki bu kitap korku teması üzerine çok güzel bir bakış açısı sunuyor. Korku, çocukluk döneminin doğal bir parçasıdır ve çocukların dünyayı tanımaya çalışırken karşılaştıkları belirsizliklere verdikleri bir tepkidir. Karanlık, yalnız kalmak, yabancılar, hayvanlar ya da başarısız olma düşüncesi gibi pek çok durum çocuklarda korkuya neden olabilir. Bu duygunun yok sayılması yerine anlaşılması ve konuşulması, çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olur kesinlikle. Sevgi dolu bir aile ortamı, sabırlı bir yaklaşım ve çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat verilmesi, korkuların zamanla azalmasını sağlar. Böylece çocuklar, korkularını bir engel olarak görmek yerine onları tanıyıp yönetebilen bireyler haline gelirler. Kitabı incelerken benim de kendi çocukluk korkularım aklıma geldi. Her dönemin bu anlamdaki endişeleri birbirine biraz benzer olsa gerek. Tam da bu anlamda Korktuğunda Ne Yapmalısın, çocukların korkularını daha iyi anlamalarına ve bu duygularla sağlıklı biçimde baş etmelerine yardımcı olmayı amaçlayan bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Kitap, karanlık, fırtına, şimşek, asansöre binmek, hayvanlar veya diğer birçok yaygın korkuların doğal olduğunu vurgularken, bunların üstesinden gelmek için uygulanabilecek pratik öneriler sunuyor. İçerisindeki etkinlikler ve örnekler sayesinde çocukların kendilerine olan güvenlerini artırmayı hedefleyen eser, ebeveynlere de çocuklarının yaşadığı kaygıları fark etmeleri ve onlara destek olmaları konusunda yol gösterici olmuş. Böylece çocuklar korkularından kaçmak yerine onları tanımayı ve yönetmeyi öğrenecekler diye düşünüyorum. Anne ve babalara ise
Korktuğunda Ne YapmalısınJacqueline B. Toner · The Kitap Çocuk Yayınları · 202638 okunma
Alışmış Kudurmuştan Beterdir
Puan vermedi·164 syf.··
2026 3. kitabı
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kaleminde sadece bir aile hikayesi olmaktan ziyade aynı zamanda bir toplum eleştirisidir. Romanın merkezindeki Anjel, aslında Paris’te geçmişi pek de “masum” olmayan, hayatını erkeklerle kurduğu ilişkiler üzerinden sürdüren bir kadındır. İstanbul’a gelişi ise yeni bir hayat kurma amacıyla değildir. Fransada yaptığı işin devamı olarak istanbula gelmiştir. Ancak bi anda kendini yüzünü batıya(!) dönmüş bir ailenin mürebbiyesi olarak bulur ve evin çocuklarına başta Fransızca olmak üzere ders verir. Ancak mürebbiye Anjel, Hüseyin Rahmi’ninde kaleme aldığı şekilde “alışmış kudurmuştan beterdir” deyiminin yansıması bir şekilde evin erkekleri ile diyolağa girmekten kaçınamaz. Romanda en çok hoşuma giden detay ise Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kullandığı dildir. Adeta karakterlerin arkasından dedikodu yapar gibi olayları anlatması en çok dikkatimi çeken detaydı ve bu dil yüzünden diğer eserlerini de okuma sırasına ekledim. Kitabı bitirdikten sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın hayatını okumaya karar verdim ve çocukluğunu babannesinin yanında mahalle hayatında yaşadığını öğrendiğim zaman eserlerinde kullandığı dilin sebebini de anlamış oldum. Kitap konu olarak güzel olsa da en çok kendine özgü bir dili sayesinde aklımda yer edindi kesinlikle okunulmasını tavsiye ederim.
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Gizemli Ada
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 10:32
Sarah Jio'nun kitaplarının insana huzur veren ama bir yandan da derin izler bırakan bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Kelebek Adası da tam olarak böyle bir kitaptı. İlk sayfalardan itibaren kendini okutuyor ve 'bir bölüm daha' derken nasıl ilerlediğinizi fark etmiyorsunuz. Anlatım dili oldukça sade, karakterlerin duyguları ise bir o kadar gerçekti. Hikaye, Charlotte'un hayatında beklenmedik gelişmeler yaşanmasıyla birlikte bambaşka bir yöne evriliyor. Geçmişten gelen sırlar, aile ilişkileri ve yıllardır saklanan gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkarken, okuyucu da bu yolculuğun bir parçası oluyor. Kitabın en sevdiğim yanı, merak unsurunu son ana kadar canlı tutmasıydı. Her yeni bölümde, Acaba şimdi ne olacak? diye okumaya devam ettim. Bu romanda sadece romantizm yok aynı zamanda kayıplar, pişmanlıklar, umut ve yeniden başlayabilme cesareti de güçlü bir şekilde hissediliyor. Sarah Jio, karakterlerin iç dünyasını öyle güzel aktarmış ki bazı sahnelerde onların hislerini paylaşmamak elde değildi. Benim için hem duygusal hem de akıcı bir okuma deneyimi oldu. Eğer geçmişle bugünü iç içe anlatan, gizemini son sayfaya kadar koruyan ve okuru duygusal anlamda içine çeken hikâyeleri seviyorsanız, Kelebek Adası kesinlikle şans verilmesi gereken kitaplardan biri. Sarah Jio
Kelebek AdasıSarah Jio · Pena Yayınları · 201913bin okunma
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 20:52
“Öldürmek bir suç değildir, öldürmek bir sanattır.” (s. 5) “Ben ne okudum!” diyeceğim türden, oldukça farklı bir çizgi roman okudum. Altarriba kesinlikle çok yetenekli bir yazar; Keko ise çizimleriyle adeta onun zihnini ve ruhunu çözmüş. İlk kez bir çizgi romanı anlamakta zorlandım. Hani bazen diline alışık olmadığımız düz metin kitaplarda birkaç kez başa dönüp okumamız gerekir ya, bunu bir grafik romanda ilk defa yaşadım. Kitap, üniversitede akademisyen olan ve “sanat ve zulüm” ile Goya’nın (Gölgelerin Ressamı) eserleri üzerine araştırmalar yapan bir adamın işlediği “sanatsal” cinayetleri anlatıyor. Bir yandan karakterin zihninden geçenleri, diğer yandan da konuşmalarını okuyoruz. Daha önce hiç karşılaşmadığım bu anlatım tarzı sayesinde kendimi sanki bir senaryonun ya da filmin içindeymiş gibi hissettim. Adamın karısı da en az kendisi kadar sıra dışı! :) O da bir kitap yazıyor ve Pamuk Prenses masalındaki üvey anneyi yücelten bir metin kaleme almış. Açıkçası gerçekten merak ettim; keşke böyle bir kitap olsa da okuyabilsek. Bu kitabın içinde yer yer o metine göndermeler şeklinde "kırmızı elma" doğurganlık, reglin sembolü olarak kullanılmış. Diğer yandan akademi dünyasının “Dallasvari”, insanların birbirlerinin kuyusunu kazdığı tarafları da oldukça ince işlenmiş. Ancak kitap çok sert eleştiriler içeriyor. Günümüz şartlarında her türlü zemine çekilmeye müsait bir eser. Üzerine tezler yazılabilir. Anti-karakterlerin yer aldığı kitaplara alışkın olabilirsiniz; ancak bu kitabın varlığı başlı başına “anti”. Her şeyin ters yüz edildiği bir dünyayı andırıyor. Katil cinayetleri yüceltiyor, sanat bambaşka bir yere çekiliyor, din ve sistem eleştirileri çok acımasız. Zaten daha giriş cümlesinden itibaren bunun sinyallerini de veriyor. Çevirmen murat tanakol, sayfa 72’de yağan
Ben, KatilAntonio Altarriba · Aylak Kitap · 201739 okunma