Gelişip serpilen, yaşayan her uygarlıkta, bilhassa arkaik kültürlerde, şiirin hem toplumsal hem de liturjik bir işlevi vardır ve bu işlev son derece hayatidir. Antikçağlardaki tüm şiirler, aynı anda ritüel, eğlence, sanatkârlık, bilmece üretme, doktrin, ikna, büyücülük, falcılık, kehanet ve rekabettir. Arkaik ritüel ve şiir için uygun olan motiflerin neredeyse tamamı, bir Fin destanı olan Kalevala'nın üçüncü kantosunda karşımıza çıkar. İhtiyar ve bilge Väinämöinen, bir büyücülük yarışmasında kendisine meydan okumaya cesaret eden palavracı gence büyü yapar. İlk olarak doğaya ilişkin şeylerin bilgisi, sonra da kökenlere ilişkin ezoterik bilgi alanında birbirleriyle çekişirler. Bu noktada genç Joukahainen, Yaratılışın bir kısmı sanki kendi sayesinde gerçekleşmiş gibi davranır. Yaşlı büyücü bunun üzerine onun adını toprağa, bataklığa ve suya terennüm eder; ardından sular gencin önce beline, sonra koltukaltına kadar yükselir ve son olarak ağzını geçer; çaresiz genç, yaşlı büyücüye kız kardeşi Aino'yu vereceğini söyleyerek kurtulmaya çalışır. İşte ancak o zaman ihtiyar Väinämöinen, oturduğu şarkı kayasının üzerinde, yaptığı güçlü büyüyü tersine döndürüp pervasız rakibini bu durumdan kurtarmak için üç saat boyunca başka bir şarkı terennüm eder. Daha önce sözünü ettiğimiz tüm yarışma biçimleri bu hikâyede birleşmektedir: palavra yarışı, böbürlenme yarışı, “erkeklerin mukayesesi", kozmogonik bilgi yarışması, gelin için rekabet, dayanıklılık testi, tanrısal hüküm; tüm bunlar şiirsel bir fantezinin vahşi akışında iç içe geçer.