Dünyaya ait olmak için çeşitli bahaneler üretiyoruz, evlerimiz, arazilerimiz, sevdiklerimiz, eğitimlerimiz,ülkülerimiz. Fakat hiçbiri tam olarak içimizdeki buralılık, aitlik boşluğunu dolduramıyor.
“İstiyordu ki kendisi biraz sevsin! Fakat pek ziyade sevilsin! Aşkı kendisine münhasır kalsın! Sevdiğinin hisleri, ihtirasları, şevkleri, hevesleri bütün hayatı, her şeyi, her şeyi kendisine ait olsun! Fakat kendisi o aşktan, o sevdadan bıktı mı aşığını bir hiç gibi, bir oyuncak gibi, kıymetsiz bir şey gibi kırıp atıversin!”
ERASMUS: Sizin hesabınıza göre, zengin ya da zeki olmak aynı meziyettir.
CHARLES: Zeki olmak daha mutlu bir rastlantıdır, ama aslında, her zaman bir rastlantıdır.
ERASMUS: Demek ki her şey rastlantı ha?
CHARLES: Evet, yeter ki rastlantı, hiç tanımadığımız bir düzendir diyelim. İnsanları sizden daha iyi incelemiş olup olmadığımı değerlendirmeyi size bırakıyorum. Siz onlarda yalnızca doğuştan gelen kimi üstünlükleri yok sayıyordunuz, oysa ben zekadan gelen kimi üstünlükleri bile yok sayıyorum. İnsanlar bir şeyden övünme payı çıkarmadan önce bu şeyin kendilerine ait olduğuna iyice inanmak isterlerse, dünyada hiç övünme diye bir şey olmazdı.