Türk Kadını
Dimitrios defterinin bir yanına not etti. "Ürgüp'ün köy yol­larındaki birbirinden güzel, filozof duruşlu eşekleri özel olarak not edeceğim... Ama en başa, insanlarının çok iyi yürekli oldu­ğunu belirteceğim. Kadınlarının hem güzel, hem çok akıllı ol­ duğunu özellikle belirteceğim."
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Edebiyat
Sosyal medyada düşüncelerin aforizmalaşması , tek cümleye indirgenmesi gibi bir tehlike de olduğunu söyledin. Gençler uzun paragraf okumaktan sıkılıyorlar mı artık? Bunu Twitter benzeri sosyal medya mı tetikledi, yoksa doğal bir sonuç muydu? Ya da şöyle soralım: Sosyal medya olmasaydı çocuklar uzun paragrafları okuyacaklar mıydı? Gençlere ciddi ve uzun metinleri okutamamak dünyanın sorunu. Mazeret olarak söylemiyorum ama bu bir hız çağı, ciddi metinleri okumak zaman istiyor. Roman okuyorlar diyeceksin ama romanlar çoğu için eğlencelik. Ben de metinlerin tümünü okumuyorum artık, paragrafa bir göz atmayı, okumaya değer olup olmadığını kestirmeyi öğrendim. Beni asıl rahatsız eden dilin hızla ve onarılmaz şekilde bozulması. Yazarken sadece sessiz harfleri kullanmak aşırılaştı. Bugünkü gençlerin neredeyse tamamı için kelime "saol" mesela, "sağ ol" değil. Sözlüğe bak desen saol diye arar, bulamayınca yok der. Hatalar hem yazıyla hem sözle hızla dolaşıma giriyor. Televizyonda kâinâta kainat diyen spiker gördüm. Kâinât kelimesini daha önce hiç duymamış olmalı. İnce veya uzun okunan a'lardan ümidimi kestim. Nüansları ortadan kalkmış bir Türkçe konuşulup yazılıyor bugün, aynı yaştaki insanların bile birbirini anlamadığı oluyor. Yiğit Bener anlatmıştı. Bayramda "Nice bayramlar" yazan bir bez afiş görmüşler. Kızı "Nays bayramlar" diye okumuş. İş dünyasında konuşulan İngilizce karışık dile alıştık artık ama akıllı başlı insanlar push etmek, ignore etmek diyebiliyor. Dil insanın ülkesidir halbuki.
Sayfa 109 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Aşk diyorsun Avukat. Aşk dediğin şey senin gibileri yakar.” "O zaman yanmak istiyorum. Senden gelen her şeyle.” "Kimsenin seni manipüle etmesine izin verme. Birinci kural: akıllı bir kız ol.”
Sayfa 20·Kitabı okudu
Aklımın bir yanı havalanıyor uçurtma gibi, öte yanı ayağını yere sıkı basmış; "Akıllı ol" diyor. `
Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. Çıldırmanın beni ne kadar ilgilendirdiğini biliyorum, bu yüzden onu kendi kafamda ve beynimde yaşamaya kalktım. Akıl ve çılgınlık arasındaki ufak, yıldırım hızına sahip atlayışı sözcüklerle nasıl anlatabilirim. Beyin, düşünce kendini özgürleştiriyor, fırlıyor, bir roket gibi evrene, boşluğa, sonsuz boşluğa. Onunla birlikte gövde de. Ya da gövde kalıyor da, düşünce gövdeyi koparıp sonsuz boşluğa doğru uçmaya başlıyor. Acı veren bir şey bu. Çok acı veren. Ürküten. Hem de nasıl ürküten! Çılgınlığı bilmeden aklın sınırları son derece can sıkıcı. Kabul edilemez. Yetersiz. Aklın dünyası dışında başka şeyler olmalıydı. Ben çılgınlık dünyasına en derin, en uzun, en sonsuz yolculuğu yaptım. En acı veren yolculuğu. Tüm öbür acılar, akıldan çılgınlığa geçişle karşılaştırıldığında kabul edilir. Çılgınlık yoluyla kurtuluşumu ne büyük bir cesaretle tamamladım, tüm acılardan, gövdelerden, güneşlerden, ana-babalardan ve çocuklardan, güvenden ve güvensizlikten, tüm düzenlerden. Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku... Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur –artık hiçbir yerdesin. Tüm raylardan git, denizin her türlü grisinin tadını çıkart. Çılgınlığın boyutları yok. Sallanan, boyutsuz bir boşluk. Orada daha yüksek, daha geniş, daha derin algılanıyor, boyut yok. Oluşumunu yaratan spermalara dek geri gidebilir düşüncen. Kendi embriyonluğunu anımsayabilirsin, annenin karnında
Sayfa 47
Alıntı
Yavru güvercinlerim! Size böyle dememe izin verin! Sevimli, tatlı yüzlerinize baktıkça o güzel, küçük kuşlara ne kadar benzediğinizi düşünüyorum... İşte böyle sevgili yavrularım, söylediklerimi iyice anlayamayacaksınız, çoğu zaman söylediklerim kolay kolay anlaşılmıyor, gene de unutmamaya çalışın; zamanla bana hak vereceksiniz. Şunu bilin ki, hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız ana baba evinden kalma hatıralarımızdır. Size sık sık terbiyenizden söz açılır; dediğim gibi, güzel, kutsal çocukluğunuzdan kalma bir hatıra terbiyenin en iyisidir. Böyle hatıralardan dağarcığına çokça toplayarak hayat yoluna çıkan insan, bütün ömrüne güvenle bakabilir. Kalbimizde kalan tek bir iyi hatıranın bile bir gün faydasını görebiliriz. Belki zamanla kötüleşir, kötülük etmekten kendimizi alamayız, başkalarının gözyaşlarıyla, Kolya'nın deminki, "Bütün insanlar için ıstırap çekmek isterdim!" gibi sözleriyle kötü kötü alay etmek isteyebiliriz. Gene de ne kadar kötü olsak, Tanrı bizi bundan korusun. İlyuşa'mızı nasıl toprağa verdiğimizi, son günlerini, onu nasıl sevdiğimizi, bu taşın başında toplanarak dostça konuşmamızı hatırlayınca en katı yürekli, en alaycımız bile bu anın iyi, güzel duygularını içinden alaya almaya cesaret edemeyecektir. Hatta belki, bu hatıra onu yapmak istediği bir kötülükten koruyacaktır. Kendini toparlayarak, "O zaman ben de iyi, mert, şerefli bir adamdım..." diyecektir. Sonradan buna içinden gülümseyecek belki, olsun, zararı yok; insan çoğu zaman iyi, temiz şeylerle alay etmek züppeliğinden kendini kurtaramaz. Ama emin olun çocuklar, hemen ardından, "Yo, buna gülmekle doğru etmedim, bununla alay edilmez!" diye kendi kendine geçirecektir içinden. Kolya'nın gözleri parladı. — Evet, doğrudur Karamazov! diye bağırdı. Anlıyorum sizi, Karamazov! Öbür
Sayfa 1023·Kitabı okudu