Bilim insanları kalbin zekâsının akim zekâsından ileri olduğunu ve kötü düşüncelerin bu yüzden ona hep zarar verdiğini söylüyorlar. Yani, erdemlerin dışında kalan her türlü insanlık halleri kalbi kirletiyor. Yalan, kin, düşmanlık, çekememezlik, haset, kıskançlık vs. vs... Anlaşılan o ki kalbin sık sık temizlenmesi, arınması gerekiyor.
Şii ve Sünni Müslümanlar arasında gerçekçi bir vahdet ya da "vahdet" kavramını fazlaca iddialı bulanların tercih ettiği şekliyle "stratejik çatışmasızlık" teşebbüsleri İranlı liderlerin toplu bencillikleri nedeniyle hep akim kalmıştır.
İllüminatici bu yeni dünya düzenine karşı olan bir avuç idealist insan tarafından gizliden gizliye devam ettirilen bir akım, yenilmiş ama zannedildiği gibi yok olmamış. Bu akımın temsilciliğini yapacak liderliğine oynayacak bir soy. Ortaya çıkmak için doğru zamanı bekleyen bir soy. Dünyanın bugünkü aşırı kapitalist düzenini temellerinden sarsacak bir akım ve lider doğacak belki yeniden.
19. yüzyıldan içinde bulunduğumuz 21. yüzyıla uzanan, manevi değerlerin bir zihin sporundan öte anlam ifade etmediği ve inançların "boş inanç"la aynı anlamda sınıflandırıldığı bir acayip hayat görüşü, hâlâ özellikle akademik ve yazın çevrelerinde kendine ciddi oranda yer bulabiliyor. Bu akım sekülarizm, yani dünyevilik akımıdır. Bir "düşünce yöntemi"dir aslında. Sırtını birkaç yüzyıllık pozitivizm adlı "kanıta dayalı dünya görüşü"ne dayadığını ileri sürer. Akılla, bilimle, mantıkla açıklanamayan şeylere önem vermemekle ve boş şeylere inanmamakla övünür. Ülkemizde özellikle Cumhuriyet dönemi seçkinlerinin neredeyse resmî görüşü de bu ve bunun türevlerinden oluşur.
Batı dünyasında da baskın olarak hüküm süren bu temel hayat görüşü, bilimin ve teknolojinin ürettiği bilgi ve gücü de arkasına alarak sanki tek gerçek insan faaliyetiymiş gibi bilimsel bilgiyi hevesle kutsar ve inanca dayalı her şeyi gündemin dışına koymakta pek acelecidir. Ancak bizler, yani gerek Batılı gerek Doğulu olsun bu gezegen insanlarının herhangi bir aşkın inanca sahip büyük bir çoğunluğu, temel mantık ve düşünce argümanları üzerinde fazla kafa yormaya vaktimiz olmadığından (yahut nasıl yapacağımız bize öğretilmediğinden) olsa gerek, bu "taş gibi sağlam" görünen dünya görüşünün aslında ne kadar çürük ve temelsiz olduğunu fark edemez ve çoğumuz, bir meydan okumayla karşı karşıya kalınca ya kendini ezik hissederek kabuğuna çekilir yahut sekülerizm zarfı içinde insanlığa sunulan her şeyi (bilimi, teknolojiyi, doğa felsefesini vs.) kökten reddedip görmezden gelme reflekslerine sığınır. Halbuki mesele aslında sanıldığından da basittir.