Zenginlik, aziz dostum, henüz aklanma yerine geçmese de elde etmekte daima fayda olan bir ertelemedir.
Sayfa 59 - Clamence·Kitabı okudu
... ister hakkımda aklanma kararı verin ister vermeyin; bu yüzden bir değil bin kez ölmem gerekse de tutumumu değiştirmeyeceğim.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yuhanna, mevcut dört İncil arasında sonuncu olması hasebiyle İsa’nın “beşer üstü” statüye yüceltilmesi süreci açısından da Sinoptik üçlüye göre daha sonraki, yani kilisenin İsa’ya dair “tanrısallık” iddialarının daha da baskın hâle dönüştüğü bir evreyi temsil etmektedir.Bu itibarla burada başlıca iki hususun altı çizilmelidir.Öncelikle; Yuhanna İncili Paulus’un “kurtuluş” teorisini baskın şekilde içeren ve yansıtan bir metindir.Çünkü Yuhanna İncili’ne göre de İsa’nın yeryüzündeki varlığı “günahtan aklanma” temalı kozmik bir misyona dayanmaktadır.İkinci olarak; araştırmacılarca da vurgulandığı üzere, Yuhanna İncili’nde tasvir edilen İsa basitçe ve açıkça “tanrısal” bir varlıktır.İsa, Sinoptik İncillerin tersine Yuhanna İncili’nde “tanrısal” niteliği haizdir.Nitekim bu İncil, süreç içinde oluşturulup nihaî olarak ortaya konulduğu dönemde, yani 1’inci yüzyılın sonunda veya 2’nci yüzyılın erken tarihlerinde, metnin muhatabı olan Hristiyan bir cemaatin Mesih’e dair kristolojik görüşünü içerip yansıtmaktadır.
Tarih
Zenginlik, aziz dostum, henüz aklanma değildir, ama her zaman hoş karşılanması gereken ertelemedir.
Her bir gizem dini kendine özgüdür; her birinin kendi lokasyonu, kendi geleneği ve kendi ritüeli vardır.Fakat bunlara ait mitolojilerin ortak yönleri de çoktur. Örneğin, ölen ve dirilen tanrı ve tanrıçalar bu dinlerin müşterek yönüdür.Gizem dinlerinde esas olan, bu tanrı ve tanrıçalara adanmış bireylerin mevcudiyetidir. Fakat bu tanrı veya tanrıçaların diğer tüm tanrı ve tanrıçalardan üstün oldukları gibi bir iddia da popüler olmamıştır.Dürüşken, kendine özgü yönleri de bulunan gizem dinlerinin ortak özellikleri bağlamında şu taslağı ortaya koymuştur: • Her gizem dininde var olan, ölen ve dirilen tanrı betimlemesi, her bahar yeniden doğan ve her kış ölen bitki örtüsünün yıllık çevrimini yansıtır. • Dine kabul edilen kişi, doğadaki yeniden doğumu, ölümü, yavaşlamayı ve gelişmeyi görür ve kendisini bu çevrime ait hissederek doğayla özdeşleşir. • Gizemdeki tanrıların söylencelerinde, onların düşmanlarını yendiklerine ya da yeryüzünü günahtan kurtararak yaşama dönüp ölümü yendiklerine inanılır. • Tanrı’nın bu öyküsü canlandırılarak dine kabul edilenlerin, söylencelerin içindeki yeniden doğumu büyük bir esrime halinde duyumsamaları sağlanır. • Gizem dinleri, sevgi yoluyla taraftarlarının tanrıyla yakın ilişki içine girmelerini sağlar. • Sevgi yoluna girenler insanın tanrı sevgisine layık olmadığını düşünür ve bu yüzden bedenlerini küçümseyerek ruhlarını yüceltmeye yönelirler." "Gizem tanrıları ölümlüler gibi acı çekerler ve ölürler. Osiris, Orpheus, Herkules, Bacchus, Attis, Adonis, ölen ve dirilen tanrılardır.Bunlar yer altına inip oradaki ruhların da günahtan arınmalarını sağlarlar.Gizem dinlerinin temel içeriği, acı çeken tanrının acısına ortak olmaktır.Gizeme kabul edilen kişiler tanrının yazgısını kendilerine örnek alarak yas tutarlar.Bu yası, tanrının kurtuluşunun
Din
Sonra neden Naziler ve Hitler iktidar oldu?
Luther aynı zamanda yeni bir dinsel düzen kurma çabasındaki bir teologtur. Bu nedenle siyasal dengeler arasında pragmatist bir tutum takındığı da göz ardı edilemez. Nitekim bir yandan devletin manevi alan üzerinde baskı yapamayacağını dile getirirken diğer yandan Katoliklere, Anabaptistlere ve Yahudilere karşı katı bir devlet baskısını kışkırtması bunun göstergesidir. Bununla birlikte Luther, politikalarla ilgilenmemiştir. O daha çok, Hıristiyanın basitçe başındaki idareye kayıtsız itaat etmesini öğretmiştir. Luther'in öğretilerinin Alman zihni üzerindeki en önemli etkilerinden biri, halkın demokratik ve liberal tarzda olmasa da başlarındaki otoriteye itaat etmeleridir. Bu Lutheran öğreti, modern çağa kadar uzanan militarist ve totaliter bir devlet yapılanmasına neden olmuştur. Nitekim reformasyon sonrası dönemde, iktidarın merkezi bir idari aygıta hükmeden tek bir idarecinin şahsında toplandığı ve feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinin tipik bir devlet biçimi gelişmeye başlamıştır. Böylece Luther, kilise ve dinsel işlerini de devletin eline vermekle, aslında güçlü bir merkezi idareye dayalı bu mutlakiyetçi devletin yükselişini hazırlamıştır. Aslında Lutheranizm'in otoriter devlet yapılanmasına yol açan teolojisi "sadece imanla aklanma" öğretisinin bir sonucudur. Dinsel ve ahlâki davranışların Katolik Kilisesi'nin kurumsal etkisi gibi dünyevi bir bağlayıcılıktan yoksun olması bireysel bir sorumsuzluğa yol açacağından, Luther insan davranışlarının kontrolünü adeta dünyevi idareye devretmiştir. Bu durum, dinin sadece imanı muhatap aldığını, devletin ise imanın dışındaki her şeyi kapsadığını savunan Lutheran öğretinin sonucudur.
Sayfa 292·Kitabı okudu