hypatia

hypatia
@alexandria_
Bu anlaşmanın tüm tarafları her gün aynı saatlerde aynı şeylerle ilgilenirken bir araya gelip dururlar ; birbirlerini gözlemek ve kıyaslama yapmak yaşamlarının amacı gibidir . İnsanı yalnızlaştırıp sadece kendi kaynaklarından beslemeye başlayan bir yaşam, zamanla sıradan toplumsal bağlarını ve dayanak noktalarını yitirir zorunlu uyaranların dışında alışılmış her tür besinden mahrum kalan benlik isyan eder ve yalnızlık, insanın kendisine kin beslemesine sebep olan bir tür asabiyete evrilir.
Felsefe-Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İşçi sınıfı kendisine hükmeden ve onu alçaltan ahlaksızlıktan tamamen kurtulduğunda, muazzam gücüyle ayağa kalktığında, kapitalist sömürünün haklarından başka bir şey olmayan ünlü "İnsan Hakları"nı, "Sefalet Hakkı"ndan başka bir şey olmayan "Çalışma Hakkı'nı" talep etmek yerine günde üç saatten fazla çalışmayı yasaklayan demirden bir yasayı örste dövdüğünde eski dünya mutlulukla titreyecek ve içinde yeni bir dünyanın kıpırdandığını hissedecek. Fakat kapitalist ahlakçılar tarafından yozlaştırılan bir proleterden böyle cesur bir karar beklenebilir mi ki!
Felsefe
Hizmet etmeye mahkûm olan, tekdüzeliğin içinde hızla solup sararırken, inisiyatifi ve çeşitliliği elinde bulunduran gençleşiyordu. O din adamlarının ayinlerinde hastalıktan korunmak ve iyileşmek için dua etmek zorunda değildi, doktorlar ona organların, nabzın, kan dolaşımının ve sinirlerin nasıl çalıştığını anlatmış, tüm ilaç çeşitlerini onun için hazırlamışlardı. Mülksüzler bolluktan biraz olsun yararlanabilmek için sunaklarında hükümdarın isimlerini bile bilmediği yer ve gök tanrılarına adak adıyorlardı. Zenginler sikkeler, bankalar, fetihler yoluyla canlarının çektiği her şeyi elde edebiliyorlardı. Almanın ve vermenin, sürgit bir ayrışmanın ve kaynaşmanın tüm canlıların özüne uygun düştüğünü söyleyenler onların düşünürleriydi, birleşme ve ayrılma, yoğunlaşma ve çözülme, çekme ve itme her şeyin temel ilkesiydi, hiçbir madde yoktu ki, karşıtlıklardan oluşmasın. Nasıl ki dünyayı bil- mek ona egemen olmak anlamına geliyordu, egemenlik de iktidar ve zor kullanma hakkıyla bağlantılıydı. Girişimciler sahip oldukları ağzına kadar dolu ambarları, mallarla yüklü gemileri, sayfiye evleri, sarayları, hazine değerindeki sanat eserleriyle izledikleri yolun doğruluğunu kanıtlıyorlardı
1000Kitap
Kuşaklar arası çatışma bize göre, çökmesi için çalışıp çabaladığımız bir toplumda nasıl ki ekonomik bağımlılığın bir göstergesiyse, sınıfsal ayrıcalığın belirlediği eğitim ayrımına da şiddetle karşı çıkmış ve son vermiştik. Dönemin toplumsal, politik, bilimsel ve estetik sorunlarına karşı ilgisizlik, donuk bir eylemsizlik, zihinsel yoksullaşma ve içi boş fikirler dar görüşlülerde ve burjuvalarda o kadar baskındı ki, kültür ku-rumlarından dışlanan, ağır ve tekdüze çalışma koşullarında dumura uğratılan kitleler bile daha uyanık durumdaydı.
1000Kitap
Savaşların yegâne amacı kralların egemenliğinin kanıtlanmasıydı. Devlerle, cinlerle karşı karşıya gelen tanrılar gücün kimde olduğunu hatırlatmanın ve hafızada canlı tutmanın aracıydı. Egemenlerin piyonu durumundaki isimsiz askerlerin yıllarca süren savaşlarda başka isimsiz askerlerle boğuşmasını resmeden bir yapıtın hizmetkârlara istendiği gibi davranamama, onların konumunu yüceltme tehlikesi vardı, zaferin sahibi savaşanlar değil krallardı ve yenenler tanrılarla eşdeğer tutulurken zayıflar tanrılar katında hor görülenlerdi. İmtiyazlılar tanrıların var olmadığını biliyordu, çünkü tanrı maskesi takanlar kendileriydi. Kendilerini bildikleri için de daha heybetli olmak uğruna ellerinden geleni yapıyorlardı. Sanatın işi, onların konumlarını ve yetkilerini doğaüstü güçlermiş gibi göstermekti. Yetkinliklerinden en ufak bir kuşku duyulmamalıydı.
1000Kitap