Bilaistisna herkesin, meyhanedeki sarhoşun, diskotekteki gencin, borsadaki iş adamının, semadaki semazenin, bebeğini gönlü titreyerek uyutan annenin, her insanın her arayı şında ve icraatında, bilmeden, bir üst kata çıkma iştiyakı ile yanıp tutuştuğunu yaşadık. Aslında birbirimize ne kadar benziyoruz, ne küçük farklar için birbirimizi ayrı sanıyoruz! Aramızda öyle derin bir kardeşlik var ki, anlatmak için kelimeler yetmiyor. Hepimiz o nefs-i emmare zindanından kurtulmak istiyoruz. Alkatraz kuşçu su gibi, bir ömür boyu yılmadan, ümitle, belki olur diye, kuş olup zindandan uçma hayalini yaşıyoruz. Zindana kafes üstüne kafes yerleştirip, içimiz yanarak o kuşları besliyoruz. O katta yaşayan rolümüzü terk etmekten korkuyoruz, çünkü o katı ve rollerini terk edersek öleceğimizi sanıyoruz.
:Ölünüz, ölünüz; bu ölümden korkmayınız! Çünkü, ölümle şu kirli topraktan kurtulur, göklere, ötelere yükselirsiniz! Ölü nüz, ölünüz; bu nefs-i emmareden yakanızı sıyırınız! Çünkü bu nefis bağ gibidir, zincir gibidir; siz de, o zincir ile bağlan mış birer esir gibisiniz! Zindanı delmek için elinize bir kazma alınız! Zindanı delebilirseniz, padişah da siz olursunuz, emir de siz olursunuz ( ... ) Buluttan dışarı çıkınca, ayın ondördü gi bi parlak bir mana "ay"ı olursunuz! Susunuz, susunuz; sus mak, ölümün nefesidir! Aslında, bu susuşunuzda, yani ölüşü nüzde bir dirilik vardır! "
(Hz. Mevlilna, Dfvdn-ı Kebir'den Seçmeler, cilt 1, s. 443, çev. Ş. C