Yoksa dönmeyecek mi yüzünü bana güneş O eflâtun şarkılar çalacak mı yeniden Meğer dil en belalı gecesiymiş ömrümün Ne kadar da güçsüzmüş bir sultan kölesinden Ah, o özel anları öldüren kelimeler Atabilseydim sizi lügatimden, atardım Köleyi sultan kılıp evrenin son tahtına Kendimi köle gibi kervanlara satardım Bağışla beni rüyam, çölümdeki son deniz Bağışla allı turnam, dağ başındaki duman Masum bir dalgınlığın infilâkıyla şimdi Gel de gör; yıkılıyor üzerime asuman
1000Kitap
Allı turnam ne gezersin havada Allı turnam ne gezersin havada Kanadım kırıldı kaldım burada Gülüm gülüm, kırıldı kolum, Tutmuyor elim, turnalar hey
Beyaz turnam, allı sevdam, seyir defterim, dibâcem; Med ve cezir arasında sıkıştım beni yüreğine çek! Senden alsın renklerini gündüzüm-gecem Unutma ki aşkın yaraladığı bu kurt,er-geç sana gelecek Zaten bulutlar misâli sana doğru akıyor her düşüncem.
Alıntı
Allı Turnam, ne gezersin havada
Gökten, durmadan o kadar çok turna sağılıyordu ki ovaya, ova turna sürüleriyle doluyordu. Gün ışığı altında Süphan dağı billurdandı. Uzun boyunlu, uzun kanatlı, uzun bacaklı kuşların bacaklarının üstlerinden sarkan kırmızı, yeşil, mavi, sarı telleri şırlayan gün ışığında renk renk kıvılcımlanıyor, ovaya çökmüş, yoğun ışık altında yalp yalp ediyordu.
Alıntı
Allı Turnam Bizim Ele Varırsan...
Burada geçen el, yabancı anlamına gelen "el" değil. Organımız olan "el" de değil. Bu el, yine kapalı e ile söylenen ve günümüzde "il" olarak kullanılan sözcük. Kapalı e (è), “e ve i arası” bir ses olarak telaffuz edilir. İsmet Zeki Eyüboğlu, il/el sözcüğünü "doğuş, oluş, ortaya çıkış, görünüş; yurt, konak, yer; barış, anlaşma; başlangıç, bağlama, bitiştirme, değme, dokunma, dikme, tutma" gibi değişik eylemler bildiren sözcüklerin kökeni olarak açıklar. "Elti" sözünün kökenini de yine bu sözcüğe bağlar.
Sayfa 95·Kitabı okudu
yüreğim yıldızlı karanlıkta ekmeksiz ışıksız bozkır ırmağı akıyor dağdan dağa ve diyor ki bizim türkü "allı turnam ne dönersin havada"
Sayfa 79 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021·Kitabı okudu
Şiir