Dünya Edebiyatı’nda ilk çağdaş realist roman olarak nitelendirilen Madame Bovary, Gustave Flaubert’in yasak aşk konulu, döneminde oldukça eleştiri alan ve kitabın tümünü yayınlatabilmek için mahkemeye başvurmak zorunda kaldığı en ünlü romanıdır.
Oldukça iyi kalpli, hiçbir şeyden şüphelenmeyen ve doktorluk mesleğine inanılmaz bağlı olan Charles Bovary’nin karısıdır Emma. Kocası her ne kadar onunla ilgilense de Emma yanı başında olan bu aşkı bir türlü göremez. Hatta Charles’in ilgisinden sıkılır ve sürekli bir arayış içinde olur. Sahip olduğu şeylerin değerini bilmeyip hep daha fazlasını ister. Hayatının artık monotonlaşmaya başladığını hissetmesiyle çareyi yasak bir aşkta aramaya başlar. Yeni heyecanların, yeni maceraların arayışına girer. Emma’nın evlilik kurumuna bağlı kalmaması sadece dönemin Fransa’sında değil dünyanın başka yerlerinde de tepki almasına neden olmuştur.
Flaubert, kitapta tasvirlere fazla yer verse de olayların geçtiği koşulları daha iyi gözünüzde canlandırmanıza yardımcı oluyor. Mevcut normların dışına çıkıp Emma Bovary’nin o dönem ahlaksızlık olarak adlandırılan davranışlarını okuyup, değerlendirmenizi dönemin şartlarına göre yapmalısınız.
İyi okumalar!
“Bir erkek en azından özgürdür.
Tutkudan tutkuya, ülkeden ülkeye dolaşabilir, engelleri aşabilir, en erişilmez mutluluklara ulaşabilir.
Bir kadın ise hep yasaklara sınırlıdır.”
“Odamı sınırlayan dört duvar arasında, varlığımı ve düşüncelerimi kuşatan hisarın içinde ömrüm azar azar eriyor bir mum gibi, hayır, yanlışım var, ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: Öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş, ama ne yanmış, ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. Fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş...”