Nice ilahi başların pembe dudaklan her açılışta zihinden inen koca bir ahmaklık öküzüne yol veren bir kapı vazifesini görür. Bu itibarta bazı kadın başlan hakikatte altın, elmas ve yakuttan yapılmış tiksindirici birer alıklık yığınıdır.
Selamımız Sermayemizdir
Ayakkabısı yırtık gönlü yamalı Bir ihtiyar gördük geçerken yoldan Selamı vardı sermaye diye, aldık Dedik ki lokmayı bölüştüren berekettir Bir tas su verdik içti, kendimiz de kandık o sudan Cümle varlığı tek nefes bildik şimdi bizim Dalımıza bir serçe kondu Ne tahtımızı sordu ne tacımızı Ne adımızı sordu ne unvanımızı Bir kırıntı sevince kandı Fazlasına tamah etmek kalbimize yüktür bizim Yağmur yağdı Rüzgâr geldi geçti Kiminin çatısını aldı Kiminin yüreğindeki pası sildi Başa gelene eyvallah dedik Gayrisi kısmettir bizim Dünya malı dedikleri bir rüzgârın sesidir, ötesi yalan Ne altın biriktirdik Ne şöhretin gölgesini Bir tanrı misafiri, bir tas su, bir selam Dünyadan kârımız bunlardır bizim Öğrendik ki En hırçın dalgalar, en mağrur kayalar
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Selamımız Sermayemizdir
Ayakkabısı yırtık gönlü yamalı Bir ihtiyar gördük geçerken yoldan Selamı vardı sermaye diye, aldık Dedik ki lokmayı bölüştüren berekettir Bir tas su verdik içti, kendimiz de kandık o sudan Cümle varlığı tek nefes bildik şimdi bizim Dalımıza bir serçe kondu Ne tahtımızı sordu ne tacımızı Ne adımızı sordu ne unvanımızı Bir kırıntı sevince kandı Fazlasına tamah etmek kalbimize yüktür bizim Yağmur yağdı Rüzgâr geldi geçti Kiminin çatısını aldı Kiminin yüreğindeki pası sildi Başa gelene eyvallah dedik Gayrisi kısmettir bizim Dünya malı dedikleri bir rüzgârın sesidir, ötesi yalan Ne altın biriktirdik Ne şöhretin gölgesini Bir tanrı misafiri, bir tas su, bir selam Dünyadan kârımız bunlardır bizim Öğrendik ki En hırçın dalgalar, en mağrur kayalar
Kendi devriminin başlangıcını yaşıyordu. Yeni bir kapı aralamıştı, şu an o aralık kapıdan anıları cereyan yapıyor ve başını ağrıtıyordu. Elinde tuttuğu altın kadehin içindeki şarap, kan gibi parladı. O, kana mı susamıştı? Bilemiyordu. Çünkü istediği yeni düzen için çok kan dökülecekti.
Sayfa 265·Kitabı okudu
Alıntı
Monna Rosa
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister. Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.Ulur aya karşı kirli çakallar, Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa. Mona Rosa bugün bende bir hal var. Yağmur iri iri düşer toprağa, Ulur aya karşı kirli çakallar.Açma pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek. Anla Mona Rosa ben bir deliyim. Açma pencereni perdeleri çek.Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş aydınlığına. Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi. Seni hatırlatır her zaman bana. Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur. Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da durur. Zambaklar en ıssız yerlerde açar.Ellerin, ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi. Ellerinden belli olur bir kadın, Denizin dibinde geziyor gibi. Ellerin, ellerin ve parmakların.Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar. Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.Akşamları gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin incirlerine.
Alıntı
Yavuz'un 1000 altını
Yavuz Sultan Selim, babasının zamanında Trabzon valisiyken bir derviş kıyafetine girip İran'a gider, kastı o memleketin ahvalini gözle görmektir. Tebriz şehrinde misafir olduğu handa satranç oynayıp herkesi yenmeye başlayınca satranç meraklısı Şah İsmail'e haber verilir, o da dervişi huzuruna davet eder. Sultan Selim ilk oyunda hatır sayarak yenilir, fakat ikinci oyunda Şah'a aman vermeyip mat eder. Şah kızar ve elinin tersiyle dervişin çıplak göğsüne vurarak: "Bre derbeder âşık! Hiç şah olanlar mat edilir mi? Edebin yok imiş!" der ve şehzadeye 1.000 altın ihsan eder. Derviş huzurdan çıkıp atına bineceği sırada o 1.000 altını kesesiyle beraber kimseye göstermeden binektaşının altına saklar. Ertesi gece Tebriz'den kaçıp Trabzon yolunu tutar. Aradan yıllar geçip de Yavuz Selim padişah olduktan ve Şah İsmail'i Çaldıran'da mağlup ederek Tebriz şehrine girdikten sonra Şah sarayına gider ve Sekban-başı Balyemez Osman Ağa'ya: "Osman Ağa!.. Şu kapı eşiğinde Şah'ın ata bindiği taşın altında kendi elimle konmuş 1.000 altın vardır, helal maldır, sana hediye et-tim!" der. Herkes hayretle bakışır. Osman Ağa taşı kaldırır... Kesesi çürümüş, 1.000 altın bir kor yığını halinde dururmuş. Balyemez Osman Ağa bu fıkrayı anlatırken hüngür hüngür ağlarmış. "O zamana kadar bir hikâye sandığımız satranç kıssası meğer hakikat imiş..." dermiş..
Sayfa 80 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih