Bu asrın dehşetine karşı taklidî olan itikadın istinad kal'aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan; her mü'min, tek başıyla dalaletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkikî lâzımdır ki dayanabilsin.
Aristokrasi, iktidar çemberini aşırı derecede daraltarak yıkar kendini; oligarşi, bir an önce varlık sahibi olmak amacıyle, serveti uluorta kapıştığı için yıkıma sürüklenir.
Ne yazık ki Atatürk'ün molla egemenliğinden kurtardığı insanlarımız bugün yine bu aynı ellere terk edilmiş olarak şeriat verilerini rehber edinme geleneğine saplanmışlardır. Bundan dolayıdır kiyaşam sorunlarına, akılcı yoldan çözüm arayacakları yerde mollalardan fetva almayı yeğlerler. En basit işleri bile onlara danışmadan göremez olmuşlardır. Sordukları sorular, fikirsel bakımdan nekadar zavallı kertede olduklarının, daha doğrusu akılsızlıklarının kanıtıdır. Örneğin Ramazan'da oruçluyken, yurtdışına ihraç etmek üzere çiçek toplamanın orucu bozup bozmadığını ya da oruçluykenarkadan veya önden fitil koymanın orucu bozup bozmayacağını soranlardan tutunuz da tuvaletteyken konuşmanın ya da üzerinde Arap harfleri bulunan paralarla tuvalete girmenin ya da peruk takarak derse girmenin günah olup olmadığını, internetten Kur'an okumak için abdest almanın gerekip gerekmediğini, ay toprağıyla"teyemmüm"ün mümkün olup olmadığını (ve daha buna benzer aklı durduran nice soruları) soranlara varıncaya kadar, saymakla bitmez nice zavallı örnekler var karşımızda.7 Uygarlaşmak isteyenbir ülkenin, her şeyden önce kendi insanlarını, vahyin "üstünlüğü"inançlarıyla değil fakat "akıl rehberliği"yle "düşünebilir" kerteye getirebileceğini bilmem ne zaman öğrenebileceğiz. Korkarım ki öğreninceye kadar "reformcu aydın din adam" kılığına bürünmüş mollalarımız, "uhrevi" iktidar kırbacıyla başımıza çöreklenmiş olacaklardır.
Her ne kadar Kur'an'ı, herkes tarafından anlaşılsın diye Arapça olarak "apaçık bir dille" indirdiğini bildirmişse de gönderdiği ayetlerin tümünün herkes tarafından anlaşılmasını istememiştir. Bundan dolayıdır ki bazı ayetleri "muhkem", bazı ayetleri de "müteşabih" nitelikte indirmiştir. "Muhkem ayetler" herkes tarafından anlaşılabilecek kesin ayetlerdir. "Müteşabih ayetler" ise, çeşitli anlamlara gelebilen ve herkes tarafından anlaşılmayacak nitelikte ayetlerdir ki bunların yorumunu ancak Tanrı'nın "bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli (ve yetenekli)" kıldığı kişiler bilir. Ve bu kişilerdir ki Kur'an'ı toplum adına yorumlayıp Tanrı'nın vahiylerini insanlara bilim olarak aktarırlar.
Ve işte mollalarımız, bu yukarıdaki iddialara sarılmış olacaktır ki kendilerini çağdaş ulema kertesine ermiş gibi gösterirler ve Kur'an'ı yorumlama yetkisinin kendilerine özgü bulunduğunu söylerler. Anlatmak isterler ki ülkemizin ve İslam dünyasının geri kalmışlığının nedeni, Kur'an'ın yanlış anlaşılması, yanlış uygulanmasıdır ve şimdi onlar sayesindedir ki bu yanlış anlama ve uygulama giderilecek, Türkiye (ve İslam dünyası) kurtuluşa çıkmış olacaktır.
Bu tür masallarla insanlarımızı kandıran mollalarımıza verilecek yanıt kısaca şu olması gerekir ki dünya ve evren sorunlarına vahiylerle çözüm sağlanamaz; hiçbir zaman sağlanamamıştır. Akla üstünlük tanımadıkça ve vahyin yerine aklı koymadıkça geriliklerden, ilkelliklerden kurtulunamaz.
Batı uygarlığı, vahiyciliğin değil; fakat akılcılığın yarattığı bir uygarlıktır. Eğer vaktiyle İslam uygarlığı diye bir şey var olduysa, bu uygarlık vahyin ürünü olarak değil fakat Eski Yunan'ın akılcı bilimlerinden yararlanmış olanların oluşturdukları bir uygarlıktır. Bunun böyle olduğunu onlar kendi ağızlarıyla itiraf etmişlerdir ki Razi
Charlie'nin öldüğü sabahı düşünüyorum. Yatakta yatmış uyuyamazken o tuhaf sıcaklığın nasıl içimde yayıldığını düşünüyorum. Başkası da hissetti mi acaba onu? Benden de bir parçanın o an öldüğünü düşünüyorum. Belki de hepimizden birer parça öldü. Charlie'nin hepimizi birbirine bağlayan o parçası kendini bıraktı. Şimdi de hep beraber o eksik parçanın etrafında dolanıp duruyoruz. Belki de babamın parçası daha büyüktü. Belki de büyüyordu.