Bundan sonra ne hissettiğini hiç idrak edemeyeceğini fark etti. Anacığını çok özlediğine emindi ama şu an bunu da hissedemiyordu.
Bir an, neredeyse bir an içimdeki her şeyi ona söyleyecektim. Hissettiklerimi, beni nasıl bir acının içinde bıraktığını. Beni nelere mecbur ettiğini. Beni neden bir kez bile görmeye gelmediğini, beni neden ittiğini… Her şey dilimin ucuna gelmişti ve söylemek üzereydim. Beni ittin ve sonra kaçtın. Arın en azından kapıya kadar gelme cesaretini göstermişti ama sen beni o kahrolası zindanda bir kez bile ziyarete gelmedin. Bir kez bile. Öylece ölümü, yokluğumu kabul ettin.
Sayfa 119·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
An gelir insan çalışamayacak durumda olur, fakat işte o an, o insanın geçmişteki başarılarını hatırlamak ve ileride engeller ortadan kalktığında daha bir gayretle, daha çok çalışacağını düşünmek için en uygun andır.
Alıntı
De ki, Rabbim ilmimi artır.
وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖي عِلْماً
"Yaşamak nefes alıp vermek değildir." Bunu ne çok söylerdin Zelal. Yaşadığımız her ânı özel kılmaya çalışırdın, ille de bir anlam katardın, ne yapar eder ikimize ait bir dünyanın hatıralarını yaratırdın; birikirdi ve yarınımızı da güzelleştiren sıcak anılara dönüşürdü onlar. Ben pek önemsemez, fark etmezdim bile bu bilinçli davranışlarını. Belki de tek tek notalar halindeyken duyamazdım, kavrayamazdım o müziği; sonra hepsi birleşir, muhteşem bir senfoniye dönüşürdü adeta. Neyi, niye yaptığını o zaman daha iyi anlar, büyülenirdim. Ben sabahları kahvaltıyı hızlı hızlı, ayaküstü atıştırarak geçiştirmeye çalışırdım mesela, sense her tabağı özenle hazırlar, omletin kenarına taze fesleğen yaprakları yerleştirirdin. Ben elime geçeni üstüme giyer, yalapşap giynmekte bir beis görmezdim; sense gömleğime yakışan ceketi zorla sırtıma geçirir, kendin de neşeyle süslenip öyle dışarı çıkardın; her an cıvıl cıvıl, kıpır kıpır görünürdün. Ben telaşla alelacele öpüşür, sevişirdim, sense sevişmelerimizi efsunlu bir ayine çevirirdin, aklım giderdi. Ben toplumu çok umursamaz, yazılarımı yazar geçerdim; sense onca işinin arasında sendikaya uğrar, mitinge, yürüyüşe giderdin. Sen her şeyi çok güzel eylerdin Zelal ve ben sana her gün yeniden yeniden âşık olurdum. Kıskanırdım seni, çok kıskanırdım, çaktırmazdım ama, erkeklik gururumu indirmezdim. Seni ne kadar sevdiğimi anlatabildim mi, gösterebildim mi? Hayır, bunu yapmadım, yapamadım. Kahrolası erkekliğimi aşıp da özgürce senin kollarına atılamadım. Belki de içe hissettin aşkımı, anladın beni. Oysa yapacaktım, ileride çok daha farklı bir adam olacaktım, zamanımız çok diye düşünüyordum Zelal. Yaşanacak koca bir ömür vardı önümüzde, bazı şeyleri ertelemenin ne zararı olabilirdi ki!
Duygu ve Düşünce
Ama parıldamalarımız anlıktır; düşüşler kuralımızdır. Hayat her an çürümekte olandır; tek düze bir ışık kaybı, gecenin içinde yavan bir dağılmadır; asasız, halesiz, aylasız…