...Annesi her geçen gün ona daha çılgınca bağlanıyordu.Onu okşuyor, öpüyor, gıdıklıyor, yıkıyor, süslüyor, yiyesi geliyordu! Aklı başından gidiyor, Tanrı'ya şükrediyordu...
"Bana ait o tutkulu korkusuzluğu, annem beni doğururken yaratmadı. İnsanın içindeki korkuyu ya da korkusuzluğu üreten, insanoğlunun tüm evrimindeki hiçbir anne değil. İlk insandan çok daha gerilerde, korku ve korkusuzluk, aşk, nefret, kızgınlık, bütün duygular insanı oluşturacak mayaya dönüşmek için büyüyüp gelişiyordu."
Ben çocukken, annem en şefkatli anlarında “ancak bir annenin sevebileceği bir yüzüm olduğunu” söylerdi. Bunu söylerken sesi sıcak ve aydınlıktı.
Sanırım beni en çok ne kadar çirkin olduğumu anlatırken seviyordu. Bu, ne kadar emek verdiğinin, ne çok fedakarlık yaptığının kanıtıydı; sevilmesi zor bir çocuğu sevmişti.
Şimdi yıldızlardan bakamıyorsun
Göklerinde bir Belkıs otururdu Rüveyda
Binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
Güneş bir anne gibi dururdu başucunda
Artık dokunamıyor kâkülün bulutlara
Karalara bürünmüş saçlarında dolunay
Ben bu kadar zulme lâyık mıyım Rüveyda