Şehla'nın annesi, "Erkek dediğin küçük çocuklarıyla karısını yalnız bırakıp gitmemeli," diyor.
Ama benim annem, "Baş belası ne kadar ırak olursa, başın o kadar rahat olur," diyor.
Şehla'nın annesi, "Geliri olan bir kadının kocaya ihtiyacı yok," diyor. Ama benim annem, "Hiçbir şey olmasa da, kocanın adının kadın üzerinde olması iyidir," diyor.
Sonra yan yana yola koyulurduk.
Tan yeri Pırıl pırıl parlar, önce dağların dorukları altın yaldızlar içinde kalır, sonra bozkırın hafif rüzgârı koyu mavi bir dalga gibi yüzümüze çarpardı. O yazın şafakları aslında bizim aşkımızdı. Her gün pırıl pırıl yeniden doğan aşkımızın şafakları..
Annemle resim yapmadığım zamanlarda babamla genç yetişkin kitaplar okuyordum. Annem bana resmi sevmeyi öğretirken, babam da kelimeleri sevmeyi öğretmişti.
Buzdolabının kapısını açarken, “Zavallı!” diyor. Emir yine havaya öksüz yetim bir kelime bıraktı. Benim de kelimenin sahibini bulmam gerek. İçimden zavallı annem, zavallı Emir, zavallı babam diyorum. Kelimeyi bir gömlekmiş gibi herkesin üstünde deniyorum. Gömleğin kime daha çok yakıştığını düşünüyorum.
Birdenbire meraklanıyorum: "Ya kelime bana aitse?"