"Batılılaşma" ya da "kapitalist Batı ekonomik yapısına girme" sürecine varmadan önce Türk toplumunun belirli bir yapısı vardı. (...) Osmanlı dönemi adını verebileceğimiz bu dönemin egemen sınıfları da aşağı yukarı belirlidir. Devleti yöneten ve çıkarları ile ona bağlı sınıfların kültürel ilişkileri, eğilimleri bu dönemin "yazılı" ya da "basılı" sanatlarının temel özelliklerini, yönelimlerini meydana getirmiştir. Nitekim yazılı olmayan, hatta çoğu zaman "anonim" kalan authentique halk sanatlarının değişik geleneği bir yana bırakılırsa bu dönemin "baskın" sanat ürünleri olan divan şiiri, minyatürler, enderun ve tekke müziği, hat ve mimari sanatları çok belirli bir biçimde egemen sınıfların başta din olmak üzere çeşitli motiflerle ilişkiler kurdukları "Bizans, Arap ve Acem" kültürlerinden etkilenmiştir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dede korkut Hikâyeleri için bazı bilim adamları "Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut Öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar demişlerdir
... tekrarlar bilişsel rahatlık ve ferahlatıcı bir tanıdıklık duygusu yaratır. Ünlü psikolog Robert Zajonc kariyerinin büyük bölümünü, rasgele bir uyaranın tekrarı ile insanların sonunda bu uyarana karşı duydukları hafif yakınlık arasındaki bağlantıyı incelemeye adadı. Zajonc buna salt maruz kalma etkisi adını verdi. Michigan Üniversitesi'nin ve Michigan State Üniversitesi'nin öğrenci gazetelerinde yapılan bir uygulama, en çok beğendiğim deneylerden biridir. Birkaç haftalık bir süre boyunca gazetelerin baş sayfalarında ilan kutusu gibi bir şey yayınlandı; içinde şu Türkçe (veya Türkçeye benzeyen) sözcüklerden biri yer alıyordu: kadırga, sarıcık, bivoncini nansoma ve iktitaf. Sözcüklerin tekrarlanma sıklığı değişiyordu; biri bir kez gösterilmiş, diğerleriyse 2, 5, 1 ya da 25 ayrı medyada görünmüştü. (Üniversite gazetelerinin birinde en sık gösterilen sözcükler, öteki gazetede en seyrek gösterilenlerdi.) Hiçbir açıklama yapılmamış ve okurların soruları "ilanı veren taraf anonim kalmayı arzu etmiştir" açıklamasıyla yanıtlanmıştı.Gizemli seri ilanlar sona erdiğinde, araştırmacılar üniversite topluluklarına anketler göndererek sözcüklerden her birinin 'iyi' bir şeyi mi, yoksa 'kötü' bir şeyi mi ifade ettiği soruldu. Sonuçlar görülmeye değerdi: daha sık gösterilen sözcükler yalnızca bir ya da iki kez gösterilenlerden çok daha olumlu değerlendirilmişti. Bulgular
Çince ideogramların, yüz resimlerinin ve rasgele biçimlendirilmiş çokgenlerin kullanıldığı birçok deneyde doğrulanmıştır. Salt maruz kalma etkisi bilinçli tanıdıktık deneyimine bağlı değildir. Aslına bakılırsa, bu etki bilinçliliğe hiç bağlı değildir: tekrarlanan sözcük ya da resimler, izleyicilerin onları gördüklerini asla fark etmeyecekleri kadar hızlıca gösterildiğinde bile meydana gelir. Sonuçta yine daha
Mümtaz’a göre insan Ada’ya giderken anonim bir şey olurdu. Orası bir nevi standart insanların yeriydi; orada gerçekte kendimize hiç lazım olmayan, hiç değilse bizi kendimizden uzaklaştıran ve bunu yaparken hiçbir noktaya da yaklaştırmayan şeylerin hasreti çekilirdi. Boğaz’da ise her şey insanı kendisine çağırır, kendi derinliğine indirirdi.
Oğlan der: Baba madem seni evereyim dersin, bana layık kız nice olur? Kan Turalı der: Baba ben yerimden kalkmadan o kalkmış ola, ben karakoç atıma binmeden o binmiş ola, ben kanlı kâfir iline varmadan o varmış, bana baş getirmiş ola dedi.
Kanlı Koca der: Oğul sen kız istemezsin, sen bir cilasun bahadır istermişsin,..
Sayfa 105 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu