Apo

Tim Parks ve Avrupalı/Amerikalı Olmayan Okur
9/10
·224 syf.··
2019 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2019 23:28
Bu kitabın önemini, sanıyorum, küresel roman üzerine söyledikleri oluşturuyor -zaten kitabın alt başlığı da bunu ele veriyor. Parks şöyle yazıyor: "Günümüzde okuma koşulları elli yıl, hatta otuz yıl öncekinden farklı; asıl sorulması gereken soru, çağdaş kurmacanın bu değişikliklere nasıl uyarlanacağıdır; çünkü eninde sonunda uyarlanacaktır. Hiçbir sanat dalı tüketildiği koşullardan bağımsız var olamaz. Kastettiğim, içinde yaşadığımız sürekli dikkat dağılması hali ve bunun hatırı sayılır boyutlarda bir kurmaca eserle başa çıkabilmek -yani esere dalıp günler, haftalar, aylar boyunca çeşitli kereler tekrar tekrar dönmek, her defasında öykünün ya da öykülerin akışını, iç referans kalıplarını, eserin başka romanlar, hatta genelde dünya çerçevesi içindeki konumunu hatırlamak- için gerekli özel enerjileri nasıl etkilediği (s.29)." Fakat Parks'a, bir üçüncü dünya okuru olarak katılmadığım noktalar da var elbette Mesela, Öykülere İhtiyacımız Var Mı? bölümünde söyledikleri... Burada liberal bir Avrupalı edebiyat eleştirmeni pozu takınan Parks, öykülerin "bizim" (buradaki "biz" üzerine de düşünmeli biraz: Bu biz kimdir? Kuşkusuz, bir Çinli, bir Vietnamlı, bir Şilili, bir Kürt hatta bir Rus dahi değildir. Kimdir peki? Açıkça bir Amsterdamlı, bir Londralı veya bir New Yorkludur bu biz; yani deneyimin yoksulluğunu çektiği Avrupa -Terry Eagleton böyle söylüyordu Edebiyat Olayı kitabında- ve kuşkusuz kültürel hegemonyaya sahip Amerika olsa gerek) hayatımıza olan etkilerini sorunsallaştırıyor. Doğrusu şunu sormak gerek: Bu coğrafyada öykülere ihtiyacımızın olmadığını neden öne sürelim? Kuşkusuz, Öykülere ihtiyacım(ız) var "burada". Belleksiz bir toplumda yaşanamayacağını, edebiyatın bellek ile iştigal halinde olması buna karar vermemde etkili olmakta. Muhtemelen Parks şu küçük
1000Kitap
Ben Buradan OkuyorumTim Parks · Metis Yayıncılık · 2016279 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·419 syf.··
Beğendi
·
2019 21. kitabı
İmdi, şunu belirtmekte yarar var: Spinoza, Erdem derken, aklın denetiminde olan duyguları kastetmektedir. Başka deyişle, kendi doğamızın yasalarına en uyumlu olan duygulardır. Dolayısıyla Spinoza'da, Etik, memba olarak bireyde başlar; fakat topluma yayıldığı vakit çiçeklenir. Bu yargıyı destekleyecek sözler, Ethica'nın IV. kitabının 24. onermesidir: "Bizim için mutlak anlamda erdemli hareket etmek sadece aklın kılavuzluğunda hareket etmek, yaşamak ve varlığımızı sürdürmek demektir (bu üç eylemde aynı anlama gelir): bu da kendi yararımızı gözetmekten kaynaklanır." (s. 262) Buradan çıkaracağımız sonuç şu olabilir: Varlığımızı devam ettirmek kendimize ve başkalarına karşı yapacağımız en büyük iyiliktir. Yani, bir topluluk, toplum olma fikri. Edilgin, yani, dış etkenlerin gücünün daha aktif olduğu duygulanımları yaşamak yerine, aklımızın kılavuzluğunda etkin duygulanımları yaşamak bir etik oluşturmaktır. Çünkü, "Doğada hiçbir şey bir insana, aklın kılavuzluğunda yaşayan başka bir insandan daha yararlı olmaz." (s. 271) Dikkat etmek gerek: Etik, der Spinoza. G. Deleuze'ün tabiriyle (Spinoza), "ahlak yapmaz; çok basit bir nedenle: Hiçbir zaman, ne yapmamız gerektiğini sormaz; her zaman nelere muktedir olduğumuzu, neyin gücümüz dahilinde olduğunu sorar." (Spinoza Üzerine On Bir Ders, s. 31) Bunu anladığımıza göre, şöyle devam edebiliriz: Bizim birlikteliklerimiz, yaratacağımız çokluk, bizim oluşturduğumuz duygularımız ile kurulacaktır. Dış etkenlerin değil, bizim gücümüz ile. Burada, Nietzsche'nin, o aşina olduğumuz çağrısını yineleyebiliriz: "Aktif ol!" Paragrafa gelince, burada, Spinoza, rahiplerin ve tiranların maskesini düşürmeye çalışır. Ona göre, rahipler ve tiranlar, otoritelerini hükmettiği insanların kederli ve edilgin duygularına borçludur. Çünkü kederli duygulara
Felsefe
EthicaBaruch Spinoza · Kabalcı Yayınları · 20132,178 okunma
Etgar Keret: Edebi Sahada Bir Köstebek
8/10
·216 syf.··
2019 20. kitabı
Bir film yapımcısının kahraman olarak göründüğü Joseph adlı metinden, iyi bir alıntı var, şöyle: "'Ben en çok neden korkarım biliyor musun?' diye soruyor. Ne yanıt vereceğimi düşünüyorum, fakat Joseph devam ediyor. " Kendimden," diyor "olduğum şeyden. Hani boşaldıktan sonra içine bir hiçlik duygusu dolar ya? Sevdiğin biriyle değil de, kızın tekiyle ya da otuzbir çektikten sonra. Biliyor musun bu duyguyu? İşte o korkutur beni, kendi içime bakmak ve orada bir şey görememek." {Etgar Keret, Kapı Birden Vuruldu, Çev: Avi Pardo, "Joseph", s.162, Siren Yay.} * İlginç bir deneyim oldu benim için Etgar Keret okumak. Kapı Birden Vuruldu, otuz yedi öyküden oluşan bir kitap. Temaları ve karakterleri çok çok farklı. Gündelik yaşantımızda dikkat etmediğimiz, etsek dahi üzerinde durmadığımız kimi mekân, durum ve nesneleri öykü malzemesi olarak kullanmış Keret. Genel olarak hissettiğim tek duygunun adı: Tuhaflık. * İtiraf etmem gerekiyor ki, Ortadoğu edebiyatı okuyayım kararını verdikten sonra, İsrail'i o an düşünmemiş ve buna göre hareket etmiştim, İsrail Ortadoğu'da değilmiş gibi. Neyse ki Mehmet Şarman imdadıma yetişti ve Keret ile tanışmamı sağladı. Açık olmak gerekir: Keret'in İsrailli oluşu, beni germedi değil. Çünkü, burada Almanlara küfrediyor mu, Holokost'u tema olarak kullanacak mı, "ulusal alegorilerde" bulunacak mı, politik hafızası nedir ve edebi tutumuna yansıması ne ölçüdedir? gibi sorular dönüyordu kafamda. Sanıyorum, tüm kitaplarına göz atmak gerek bu soruları yanıtlamak için. Kapı Birden Vuruldu eseri yukarıdaki soruları kısmen yanıtlıyor, kısmen yanıtlamıyor. Mesela, bazı öykülerde (Kapı Birden Vuruldu, Sen Hangi Hayvansın) politik söylemler açık biçimde, alegori yapmadan ifade edilmiştir.
Edebiyat
Kapı Birden VurulduEtgar Keret · Siren Yayınları · 2020212 okunma
Edebiyat Olayı: Don Quijote
10/10
·920 syf.··
2018 1. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2018 00:32
23 Ocak’ta başladığım Don Quijote “serüveni” nihayete erdi. Modern romanın kurucusu addedilen Don Quijote, eleştirmenlerin ya hayranlıkla övdüğü ya da “hayranlıkla” karşı çıktığı yegâne eser sanırım. Bu fikre; Harold Bloom’un Batı Kanonu’ndaki ilgili bölümden (Cervantes: Dünyanın Oyunu), Vladimir Nabokov’un Don Quijote Dersleri kitabındaki konuşmalardan ve Jale Parla’nın Don Quijote’dan Bugüne Roman kitabındaki ilgili bölümden ulaştım. Burada uzun alıntılar yapmam gerekiyor aslında ama Instagram buna izin vermediği için, bunu facebookta yapacağım. Edebiyat okurunun yolu, iddia ediyorum ki, Don Quijote'den geçmezse hep "tamamlanmamış" kalacaktır. Eksik olacaktır. Ve Jale Parla, "Romanın 'öz' babası Miguel de Cervantes Saavedra, kendisini izleyen tüm romancıları yapıtlarının 'üvey' babası konumuna düşüreceğini -çünkü Don Quijote'den şu ya da bu biçimde etkilenmemiş tek büyük romancı yoktur- okuruna seslenirken bilebilir miydi?" (Don Quijote'ye Önsöz, YKY) diye yazarken son derece haklıydı. Gerçekten de, bu metin, üzerinde at koşturacağımız ilk metindir. Don Quijote'yi, iki aya yayılmış bir sürede okudum. Ama sadece ona bağlı kalmayarak, sırasıyla, New York Üçlemesi, Zamanımızın Bir Kahramanı ve Kapı Birden Vuruldu kitaplarını okudum. Ve iyi ki de böyle oldu. Çünkü Auster'da alenen Don Quijote'vari bir anlatı vardı. (Ne demek istediğimi geçmiş gönderilerim arasında olan New York Üçlemesi kısmına bakabilirsiniz) Zamanımızın Bir Kahramanı metnini de postmodern bir gösterge olarak imlenen 'üst kurmaca anlatı' olarak okuyabiliriz ya da yazarın sesi nerede sorusu ile. Çünkü Don Quijote'de, yazarın sesinin yani sıra, editörün sesi vardır. Bu ilginçtir. Cervantes, kitabın yazarının Arap tarihçi Seyyid Hamid Badincani olduğunu söylüyor ve kendisinin sadece editör olduğunu ifade
1000Kitap
Don Quijote (2 Cilt Takım)Miguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202527,5bin okunma
Lermontov ve Biçim
7/10
·243 syf.··
2019 19. kitabı
"Toplumda saygın bir yer edinme tutkumu yaşam koşulları yok etti, ama sonra bu duygum başka bir biçimde çıktı ortaya. Çünkü toplumda saygın yer edinme tutkusu iktidar tutkusundan başka bir şey değildir." {s.161} Lermontov, bu eseriyle, Stendhal'a, Balzac'a selam göndermiş olabilir. Yalnız, eserin yazılma biçimi, bana yine Don Quijote'yi hatırlattı. Lermontov da, tıpkı Cervantes gibi eserin kendisine ait olmadığını söylüyor, kurguyu bunun üzerine inşa ediyor. Yalnız, Cervantes'in eline su dökemez, başarısız bir girişim olarak görülebilir, çünkü kurgu içinde çatlaklar gözle görünür haldedir. Rus edebiyatının kendisine has bir tadı var tâbi, inkâr edilemez.
Edebiyat
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · İletişim Yayınevi · 20235,5bin okunma