Bir Ömür Böyle Yaşanmaz. Zaten istesek de imkan yok.
2/10
·288 syf.·
2026 143. kitabı
Bir Ömür Nasıl Yaşanır? İlber Ortaylı Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabı, vadettiği toplumsal rehberlik vizyonunun çok uzağında kalıyor. Yaklaşık 300 sayfalık bu eseri büyük bir sabırla, yarım bırakmamak için direnerek bitirdiğimde, altını çizip katılabildiğim fikirlerin sayısı 15-20'yi geçmedi. Kitap, genel okuyucuya hitap eden akıcı ve kolay okunabilir söyleşi formatına rağmen, yazarın kendi öznel düşüncelerini "mutlak doğru" gibi lanse eden üstenci üslubu sebebiyle okuru ciddi anlamda bunaltan bir metne dönüşüyor. Kitabın adı her ne kadar "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?" olsa da içeriği tamamen "Ben nasıl yaşadım ve benim gibi imtiyazlı insanlar nasıl yaşamalı?" sorusunun cevabından ibaret. Bu yüzden eserin adı aslında "Bir Elit Bir Ömrü Nasıl Yaşar?" olmalıydı. Ortaylı, meseleleri ele alırken sürekli Türkiye’nin elit ve burjuva sayılabilecek kesimlerinden örnekler veriyor. Kitabın dördüncü bölümü olan "Nasıl Çalışmak Gerekir?" kısmında iş ahlakı ve öğretme metodolojisine dair katıldığım bazı haklı yönler olsa da yazarın ısrarla sunduğu "Avrupa’yı gezmek, görmek, yaşamak" tavsiyeleri, bugünün Türkiye gerçekliğiyle taban tabana zıttır. İlber Ortaylı, milletimizin genelinden çok farklı, imtiyazlı bir soyada, aileye ve Ankara’nın elit bürokratik çevresine sahip olarak büyümüş, bu imkanları sonuna kadar kullanmıştır. Ancak bugün Türkiye’de 25 yaşında ya da evlilik arifesinde olan, özel sektörün ağır şartları yüzünden bayramda dahi ailesini ziyaret edemeyen milyonlarca genç varken, bu tavsiyeleri uygulayabilecek belki 30 çift bile yoktur. Bu yönüyle kitap, 2015 sonrası değişen dünyanın ve ekonomik olarak dar boğaza giren Türkiye gençliğinin gerçeklerinden tamamen kopuktur. Eğer bu rehber bir Avrupalı burjuva gençliği
İnsan ve Hayat
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,3bin okunma
6/10
·334 syf.··
2026 501. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 06:52
Kemalist Cumhuriyet'in İttihatçılarla "hesabını kapattığı" bir tarihte yazı­lan Hüküm Gecesi'nde İttihatçılar ve İttihatçılık Osmanlı'yı yıkıma sürük­leyen olumsuz yönleriyle tasvir edilir. Cumhuriyet'i kuran kadrolarla İtti­hatçılar arasındaki birtakım farklılıkların yarı sıra bir kuşakdaşlık, sürekli­lik ve veraset ilişkisinin de olduğuna değinilmez. İttihatçılar Osmanlı'nın yı­kımıyla Cumhuriyet'in kuruluşu arasına sıkışıp kalmış bir kayıp ara kuşak olarak betimlenir. Zayıf iradeli bir aydın olan Ahmet Kerim, devrin karışık­lıkları ve karanlıkları arasında yolunu kaybetmiş ve gençliğini heder etmiş­tir. Bu "tatsız, kokusuz ve kısır gençlik" 1908'de yirmi yaşına basanların or­tak bir özelliğidir: "Lakin, yalnız ben mi böyleyim? " dedi. .. Bu, Abdülhamid devri denilen o uzun, o otuz üç yıl süren geceden artakalmış, mayası karanlıkta yoğurulup kanı yaslı anaların gözyaşlarıyla tuzlanmış bütün bir nesle mahsus eksiklik­ler, kötülükler, dertler değil mi? Hüküm Gecesi, Yakup Kadri'nin birçok romanı gibi bir devir ve kuşak ro­manıdır. Ancak Kiralık Konak'ın Hakkı Celis'i, Sodom ve Gomore'nin Nec­det'i, Yaban'ın Ahmet Celal'i, Ankara'nın Neşet Sabit'inin aksine Ahmet Ke­rim'in geleceğe ilişkin umutları çok zayıftır. Daha genç yaşta nihilizme sap­lanmıştır. Sürüldüğü Anadolu'da kendini yabancı bir iklimde bulur ve siya­setle ilgilenmeyi büsbütün bırakır; Bulgaristan'a karşı seferberlik ilanı, Edir­ne'nin geri alınışı, Bab-ı Ali'deki sulh müzakereleri onu artık hiç ilgilendir­mez. O artık "bir hayvanat bahçesinin çeşitli cinsleri içine salıverilmiş egzo­tik bir mahluka benziyor"dur. Hüküm Gecesi'nin sonunda Ahmet Kerim'in ruh hali muktedirleri ve muhalifleriyle birlikte artık mazide kalan, unutturu­lan ve unutulmak istenen, öncesiz ve sonrasız bir çağ resmine oturur.
Hüküm GecesiYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20221,064 okunma
Reklam
Puan vermedi·152 syf.··
2025 8. kitabı
ŞAHMERDAN / SAİT FAİK ABASIYANIK İndirimden alıp, okunmayı bekleyen Şahmerdan'ı Sait Faik'in ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs'ta onu anmak için okudum, böylece bu haftayı Sait Faik için ayırmış oldum. “1953’te Sait Faik, ikinci Türk olarak, Amerika’daki Uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliği payesini aldı. Bu kadarı küçük bir haber olarak gazetelerde çıktı çıkmasına ama, sanatçılar gazete sütunları için pek çekici konu değildi. Oysa bundan önceki Mark Twain üyeliği ilk Türk olarak Atatürk’e verilmişti. Şimdi ikinci Türk de Sait Faik oluyordu. Aradan yıllar geçti, bugüne kadar başka hiçbir Türk bu onura layık görülmedi.” Ara Güler (kitaptan, s.139) Tanıtım yazısında Ara Güler'in söyledikleri için kitaptan diyor ama aslında Güler'in "Bir Devir Böyle Geçti Kalanlara Selam Olsun" (1994) adlı biyografi kitabının Sait Faik ile ilgili bölümü bu esere alınmış, on dokuz öykünün sonunda yer alıyor. Şahmerdan, Sait Faik'in 1940'ta yayımlanan üçüncü kitabı. İlk iki kitabı Semaver ve Sarnıç'ın tersine bu kitapta Faik'in yurtdışı gözlemlerine dayanan, oraları anlattığı öyküler yok. On dokuz öykünün on üçünde İstanbul izlenimleri var. Çelme, Zemberek, Mahpus ve Köy Ağası İle Sığırtmaç'ta Bursa ve Adapazarı'ndaki gözlemlerini anlatmış. Köye Gönderilen Eşek ve Çöpçü Ahmet'te ise Abasıyanık, ilk defa Doğu Anadolu bölgesine açılmış. İlk olarak 22 Mart 1937'de Kurun Gazetesi'nde daha sonrada 15 Haziran 1940'ta Varlık Dergisi'nde yayımlanan Çelme isimli öykünün halkı askerlikten soğuttuğu iddiasıyla Ankara'da askeri mahkemede yargılanmış. 1941'de beraat etmiş. Bir Kadın adlı öykü ilk olarak Semaver'de yayımlanmış, sonra Şahmerdan'a alınmış. Kaşık Adası'nda adlı öykü ise Medarı Maişet'ten (kitaplıkta sıra bekliyor) bu kitaba alınmış. Şahmerdan'ın anlamı;
ŞahmerdanSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 20132,421 okunma
Bereket var ama kime? (Spoiler İçerir-Sürprizbozan)
6/10
·380 syf.·
2025 30. kitabı
Belki bizler, anne ve babalarımız şehirde doğmuş, okumuş, yaşamış olabilir. Ama ya dedelerimiz, ya onların öncesi? Hepimiz ya taşralıydık ya da köylüydük. Dolasıyla bu bizim hikayemiz… Zaman zaman bu tarz kitaplardan sıkılsam bile, onları bir sorumluluk bilinciyle okuyorum. Çünkü ne kadar Fransız, Rus, Alman edebiyatı okusam da, ait olduğum coğrafyanın gerçeklerine, kültürel değişimine, toplumsal hafızasına yabancı kalmak istemiyorum. Bu tarz kitapları daha samimi ve gerçekçi buluyorum. Çünkü akademik tarih ya da siyaset metinlerinde halktaki karşılığını tam olarak göremiyoruz. Ya yüzeysel kalıyor ya propaganda ağzına bürünüyor. Peki gerçek halkın yaşadıkları nedir? Onların dünyası nasıldı? İşte bu kitap, bize o dünyanın penceresini açıyor. Bize ait olanı, bizden olanı anlatıyor. Ezilenin, yoksulun, susturulmuşun hikâyesini, süslü laflarla değil; ter, pislik, acı ve umutla birlikte sunuyor. Ve bu yüzden kıymetli. O yıllarda yeni yeni kahve kültürü oluşmaktadır. Yazarın bakış açısı da burada tanıştığı işçilerle kafasındaki tüm soruları kaldırıyor. Orhan Kemal bir röportaja şöyle demiş: Ben tanıdığım insanları yazdım. Tanıdığım, konuştuğum, birlikte sigara içtiğim, sırtını sıvazladığım insanları yazdım. Ağa oğlu olarak, namuslu bir vatandaş olarak onları inceledim.” Orhan Kemal’in bu sözleri onu toplumsal gerçekçilik üzerinden ayırıyor. Aydınlık gerçekçi yapıyor. Çünkü karakterleri olduğu gibi yansıtmıyor. İnsanlara karşı her zaman iyimser, sevgi dolu ve umutla bakıyor. Çünkü kötülük ve suçluluk toplumsal düzensizliğinden kaynaklandığını düşünüyor. Kitabın ilk baskısı 1954 yılında yayınlanıyor. Bu baskıda köy ağzı daha belirgin. Ancak 1964’teki ikinci baskıda bu dile daha az yer veriliyor. Yazar, ilk baskıdan aldığı eleştirilerle sanki romanını daha bilinçli hale
Sosyoloji
Bereketli Topraklar ÜzerindeOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20208,4bin okunma
Dewrimci Bir İbadet Hacc
10/10
·
Beğendi
HACC Hacc tecrübesi bana neler öğretti. Kişi hacca giderken kendi kendine "hacc ne demektir diye sormalı ve haccın Allah'a doğru yükselmesi olduğunu bilmelidir." Hacc ibadeti pek çok şeylerin aynı anda gösterisidir. Gösteride Allah, sahnenin yöneticisidir. Adem, İbrahim, Hacer ve şeytan başlıca karakterleridir. Sahneler Mescid'ûl Haram, haram bölge[Mıntıka-i Haram] meş'a [Safa-Merve arası]Arafat, Meş'ar [Arafat'la Mina arasında hacıların gece kaldığı ve şeytan taşlamak için taş topladığı yer] ve Mina’dır. Önemli semboller Kâbe, Safa, Merve, gündüz, gece, güneş ışığı, güneşin batışı ve kurbandır. Kostüm ve makyaj ihram, halk ve taksirdir. Hacc'a giden kişiler erkek, kadın, genç ve yaşlı siyah beyaz ne olursak olalım Allah'la şeytan arasındaki karşılaşmada Adem İbrahim ve Hacer'in rolü tarafımızdan oynanır. Hacc'da şunlar şöyle yapılmalı böyle yapılmalı gibi şeylerden ziyade Hacc'ın Müslümanlara niçin farz olduğu üzerinde durulup öğrenilmesidir. Boş Bir Felsefeyi Red Hayat yaşadığımız şekliyle tiyatroyu andırır. Kişi gayesiz, gece ve gündüzleri izler. Gün be gün yaşamayı temel kabul eden insanın yönü yoktur. Amacı sadece yaşamaktır. "Yaşayan bir bedende ölü bir ruhtur var olan. Ama Hacc olayı bu sağlıksız durumu değildir. İnsan Hacc'a gitmeye karar verdi mi gerekli adımı attı demektir. Hacc'ı gerçekleştirme yoluna girilmiştir. Hacc gayesizliğin karşıtıdır. Evinden çıkacaksın Allah'ın evini [BEYTULLAH] veya insanların evini ziyaret et, çevreni terk et, pak topraklara git orada Meş'ar-i Haramın cana can katan seması altında Allah'la [CC] karşılaşabilirsin. Çektiğin yabancılıklar bitecektir. İnsan sonunda kendini bulacaktır. Allah'a Ulaşma Hacc, haram aylardan Zilhiccede yapılır. Mekke toprağı asûde ve huzur doludur. Çöl korku nefret ve savaşın yerine barış ve
Düşünce
HaccAli Şeriati · Özgün Yayıncılık · 20061,639 okunma
9/10
·1025 syf.··
Beğendi
·
2025 70. kitabı
karamazov kardeşler pide salonu Karamazovlar’ı Dostoyevski’nin zirvesine hatta cahilliğimden cüret alarak edebiyat tarihinin zirvesine koyarak başlamak istiyorum. Bu noktada Suç ve Ceza’yı öne atarak itiraz edenler olacaktır ki bana kalırsa bu iddiada bulunanlar henüz Karamazovlar’ı okumayanlardır. Ecinniler de Raskolnikov karakterini şöyle böyle içinde barındırdığından Suç ve Ceza’dan daha dolu bir kitaptır. Ama hepsinin üstüne, Dostoyevski’yi bugüne taşımış ve yarınlara taşıyacak olan bu bin sayfalık dev eseri koymak gerekir. Ömrünün son yılları hariç neredeyse hiçbir zaman iki yakasını bir araya getiremeyen Dostoyevski, Ecinniler’i planladığı dönemde, bir arkadaşına,”geçim derdim olmasa ben de Turgenyev, Tolstoy, Gonçarov gibi yüzyıllar sonra bile hatırlanacak eserler yazabilirdim, onlar benden çok mu yetenekli sanki!”diye yazmıştır. Suç ve Ceza’yla çok büyük bir ün yakalamıştı ama gel gelelim ardından gelen Budala kimsenin ilgisini çekmedi. Hatta, iyi ki varlar dediği eleştirmenler bile aşk romanı görünümlü bu kitabı görmezden geldiler. Ardından Ecinniler’in yayınlanmasıyla, Dostoyevski; düşmüş, yeteceğini kaybetmiş, zırvalayan bir yazar olarak ilan edildi. O dönem Rusya, Turgenyev’le büyüleniyordu ve dönemi karikatürize edip hepsiyle açık açık dalga geçen bu kitap kimsenin hoşuna gitmemişti. Hakkında idam kararı verilmiş, kürek cezasına çarptırılmış bu düzen karşıtı adam ne ara Çar yanlısı ( bizim deyimimizle “çomar”) oluvermişti!! Yavaş yavaş iki yakası bir araya gelen Dostoyevski, en büyük eseri “Karamazov” için çalışmaya başladı. Karakteri kesinleştirmek için dönemin ünlü yazarlarının sığındığı manastırlara bile gitti. Üç yıl süren çalışmanın ardından, Dostoyevski hak ettiği üne kavuşmuş oldu. Karamazov’lar onu zirveye taşımıştı. Belki de en nefret ettiği
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma
Reklam
Reklam