Az Tutunanlar
10/10
·212 syf.·
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Kitap boyunca Ercan'ın bilinç akışıyla, zihninden hızla geçen düşüncelere eşlik ediyoruz. İkinci bölümde ise tanrı bakışıyla, ilk bölümde gözümüzün önünden geçen sahnelerin detaylarına ve diğer karakterlerin tarafına bakıyoruz. Açıkçası bu yapı çok hoşuma gitti. Çünkü ilk bölümde Ercan'ın zihninin hızına kapılıp fark etmediğimiz ya da üzerinde durmadan geçtiğimiz birçok şeyin cevabının ikinci bölümde saklı olduğunu görüyorsunuz. Dil oldukça akıcı. Ancak hızlı geçtiğiniz bazı yerlerin, aslında dönüp tekrar düşündüğünüzde hikâyenin önemli durakları olduğunu fark ediyorsunuz. Kitabın en güçlü taraflarından biri benim için psikolojik katmanlarıydı. Hikâyeden çok karakterlerin iç dünyası, özellikle de Ercan'ın duygusal yoğunluğu, sıkışmışlığı ve arada kalmışlığı bana geçti. Bu yüzden okurken sadece bir hikâyeyi takip etmedim, aynı zamanda bir insanın iç çatışmalarına da ortak oldum. Kitap bittiğinde geriye yoğun bir duygu kaldı. Ve bana şunu düşündürdü; herkesin kendi içinde kaldığı, huzursuz olduğu, çıkmaya çalıştığı bir Araf'ı var ve o yüzden hayata Tutunamayanlar var. Alper Turgay hocam, kaleminize sağlık. Yıllardır okuduğunuz kitapları nasıl hissettiğinizi, o kitapların sizde nasıl izler bıraktığını incelemelerinizden okuyorduk. Bu kez kendi hikâyenizi ve kendi kaleminizi okumak benim için ayrı bir deneyim oldu. Hem hikâyeyi hem de sizin kaleminizi takip etmek çok güzeldi. Kaleminiz daim olsun hocam. Yeni hikâyelerinizi okumayı merakla bekliyor olacağım.
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202629 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 37. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 00:00
Araf (Puhdistus / Purge), Estonya’nın karanlık yakın tarihini, Sovyet işgalini ve hayatta kalmak için ödenen o korkunç bedelleri iki kadının kesişen yolları üzerinden anlatır. Roman, 1992 yılında, Estonya’nın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını yeni kazandığı o kaotik günlerde başlar. Estonya kırsalında, dış dünyadan kendini soyutlamış, kendi halinde yaşlı bir kadın olan Aliide Truu, bir sabah bahçesinde baygın halde, hırpani görünümlü genç bir kadın bulur. Bu genç kadının adı Zara'dır. Zara, Rus mafyası tarafından pasaportuna el konulup Batı'ya seks işçisi olarak satılan ve kendisine eziyet eden satıcıların elinden kaçarak Aliide’nin bahçesine sığınan bir kurbandır. ​Kitap, bu iki kadının mutfaktaki sessiz gerilimiyle başlar, ancak sayfalar ilerledikçe kurgu bizi 1940'lara, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki Sovyet işgali yıllarına, Estonya'nın en karanlık dönemine götürür. İki farklı zaman dilimi iç içe geçer. Genç Zara'nın 90'larda bedeninin sömürülmesi ile yaşlı Aliide'nin 40'larda KGB askerleri tarafından uğradığı tecavüz ve şiddet arasında kan dondurucu bir paralellik kurulur. ​Zamanla ortaya çıkan asıl sarsıcı gerçek ise şudur: Zara rastgele bir yabancı değildir. O, Aliide'nin yıllar önce Sibirya'ya sürgüne gönderilmesine neden olduğu öz kız kardeşi Ingel'in torunudur. Geçmişin hayaletleri, Aliide’nin mutfağında ete kemiğe bürünmüştür..
ArafSofi Oksanen · Pegasus Yayınları · 2011519 okunma
Reklam
"İkircikli sevdaya dalmış deniz gibi!"
10/10
·212 syf.·
2026 18. kitabı
İyi akşamlar 1K! ‎Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir yazar arkadaşımın, merak ettiğim kitabını okudum. Yazarımız kitabında; özellikle insanın ruh hâlini ve psikanaliz sürecini, derinlemesine anlatarak, okuyucuyu hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. ‎ ‎Kitabın konusu hakkında, fazla spoiler vermek istemiyorum. Okuma merakınıza gölge düşmemesi açısından, daha çok karakterlerden ve bende bıraktığı etkilerden bahsedeceğim. ‎ ‎Karakterler: ‎ ‎Baş karakter Ercan: Ayvalık doğumlu, yirmi yedi yaşında, Eskişehir'de üniversite eğitimini tamamlamış bir karakterdir. Yardımsever, merhametli ve vicdanlıdır. Ruh dünyası oldukça hareketli, hayal gücü geniş, sessiz ama derin bir yapıya sahiptir. ‎ ‎Beren: Ercan'ın lise yıllarında âşık olduğu kadındır. İyi niyetli, samimi ve karakterli bir yapısı vardır. Onun da ruh dünyası, en az Ercan kadar kalabalık ve karmaşıktır. ‎ ‎Adara: Kalbi ile aklı arasında sıkışıp kalan, iyi niyetli bir kadın karakterdir. ‎ ‎Sezer: Ercanlar'ın aile dostlarının çocuğudur. ‎ ‎Gökhan: Adara'nın eski erkek arkadaşıdır. ‎ ‎Karakterleri tanıttıktan sonra, kitapla ilgili detay vermeden, bende bıraktığı etkilerden söz etmek istiyorum. ‎ ‎Bu romanda; birçok okurun kendi hayatından izler bulacağını düşünüyorum. Özellikle; lise ve üniversite yıllarından sonra, başlayan yetişkinlik dönemine dair, güçlü yansımalar mevcut. ‎ ‎Ercan'ın ikircikli sevgileri, kararsızlıkları ve iç çatışmaları, romanın merkezinde yer alıyor. Ne aklını ne de kalbini, tam anlamıyla dinleyebilen bir adamın hikâyesi bu. Vazgeçişleri, susuşları, korkuları, inatçılığı ve sürekli ikilemde kalışıyla, kitabın adına yakışır biçimde, sürekli arafta yaşayan bir karakter. ‎ ‎Kitap boyunca, şu sorular zihninizde yankılanıyor: ‎ ‎~ "Çok sevmek mi, çok sevilmek mi insanı ayakta tutar?" ‎ ‎~ "İnsana verilen
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202629 okunma
Arâf'ta Bir Çocuk
Puan vermedi·136 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:15
Zülfü Livaneli'nin Arafat’ta Bir Çocuk kitabını yeni bitirdim. Kitapta toplam 8 tane hikâye var. Hikâyeler toplumsal travmaların, çıkışsızlığın ve aidiyet sancılarının edebi bir sığınağı bence. Kitabın sonundaki "Zülfü Livaneli'ye Arafat'ta Bir Çocuk İçin Sorular" kısmında, neden "öykü" yerine "hikâye"kelimesini tercih ettiğini şu samimi açıklamalarla ifade ediyor: Ben aslında "öykü" yerine "hikâye" demeyi yeğliyorum. Çünkü öykü, "öykünmek" kokuyor, yeteri kadar sıcak ve yerli değil. Hikâye ise "Dinle neyden kim hikâyet etmede" dizesinde görüldüğü gibi şiirsel ve köklü, bize ait. Bu yüzden izninizle "hikâye" diyeceğim. Bu tercihiyle Livaneli, biz okurları daha en baştan kendi kültürel ve tarihsel hafızasına davet ediyor. Kitabın ismiyle ilgili de ilginç bir detay var. Bizim Arafat’ta Bir Çocuk diye okuduğumuz ismin asıl mimarı Yaşar Kemal Livaneli "Arâf olması gerekmiyor mu? diye sorduğunda Yaşar Kemal o meşhur samimiyetiyle şöyle demiş. "Halk 'Kaldım arafatta' der. Yalnış bile olsa güzeli budur." demiş :) Hikâyeler, ağırlıklı olarak 1971 darbesi sonrası dönemi anlatıyor.Hikâyelerdeki karakterler, iki dünya arasında, bir çıkışsızlık döngüsünde sıkışıp kalmışlardır. Gurbet, mültecilik, hayal kırıklığı ve derin bir yalnızlık... Livaneli'nin dili o kadar akıcı ki bir çırpıda bitiriyorsunuz hikâyeleri. 1978 yılında yayımlanan bu eser, aslında sadece bizim coğrafyamızın değil, dünyanın da ortak acılarını dile getirmiş. Zaten Almanca ve Farsça gibi birçok dile çevrilmesi de bunun bir kanıtı. Zülfü Livaneli'nin o halkın içinden gelen samimiyetini, sanatçı duyarlılığını seviyorum ben. Eğer biraz hüzünlü ama bir o kadar da sahici bir şeyler okumak isterseniz, tavsiye ederim. #İyiGeceler #1000Kitap
Arafat’ta Bir ÇocukZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202110,1bin okunma
ARAFTAKİLER
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 16:56
Kitapta müthiş bir duygu yoğunluğu var. Duygular ve hisler doğrudan yapışıyor insana. Bir yandan karakterleri okurken, bir yandan da insan kendi içindeki sıkışmışlığı, arada kalmışlıkları sorgulamaya başlıyor. Bu açıdan benim için çok değerliydi. Özellikle giriş bölümü müthiş akıcıydı. Hikâye beni çok hızlı içine çekti. Finalde ise sağlam bir Osmanlı tokadı vardı Ama tabii yazarın da kitapta belirttiği gibi: “ Ama sadece anlamayı bilenler, derinleşebilenler için.” (s. 7) Alper Turgay hocam, yıllardır incelemelerini okuyor, ardından o kitapları okuyorduk. Bu sefer senin kitabını okumak ise bambaşka bir duyguydu. Kalemin keskin olsun hocam. Sen yazmaya, bizler okumaya devam edelim.
Psikoloji
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202629 okunma
9/10
·264 syf.··
2026 63. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 08:42
“Kader • Aile • Yarım Kalmışlık” Firuzan. Çok derinden. Çok hüzünlü ve acıyı hissedebildiğiniz satırlarda hem talihinizi düşünüp hem de seçimlerinizi sorguladığınız harika yapıt. Yazarın yüreği kadar kalemi de öyle keyifli ki kitabı bırakmak istemedim. Acılarla yoğrulmuş birbirini etkileyen üç neslin dramında toplumu, kadınların toplum üzerindeki rolünü, kader döngüsünü ve annelik duygusu gibi konuların ele alınışını basit ama derin bir dille okuyoruz. Yazarımızın yüreğine ve kalemine sağlık. Bazen yaşadığımız acıların, korkuların ve tekrar eden kaderlerin kökeni bize değil, bizden öncekilere ait olabiliyor; Gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa atalarımızın yaralarını mı taşıyoruz? Fal, gelecek öngörüleri ve kader döngüsü de hikâyenin önemli damarlarından biri. Ancak yazar bunları sadece mistik unsurlar olarak değil, insanın bilinmezlik karşısındaki çaresizliği üzerinden ele alıyor. İnsan bazen geleceği öğrenmek ister; ama gerçekten hazır mıdır? Karakterler ise olağanüstü detaylı işlenmiş. Fakat dürüst olmak gerekirse, bu kadar çok karakter ve geçmiş hikâyesi zaman zaman kafa karışıklığı da yaratabiliyor. Özellikle bazı bölümlerin bir tık uzun tutulduğunu düşündüm. Tamam kabul, buna benim eksik b12’imin de çok etkisi oldu. Kitabın beni hem çok etkileyen hem de güldüren bölümü ise “Araf”. İnsan neden Araf’ta kalır? Yarım kalan bir sevgi yüzünden mi? Affedemediği biri yüzünden mi? Yoksa kendini affedemediği için mi? Roman, ölümden çok geride bıraktıklarımızın ağırlığını sorgulatıyor. Bu ağırlığın altında boğuşurken de sürpriz diyaloglarla kendinizi bir anda kahkaha atarken buluyorsunuz ve dengede kalmak kolaylaşıyor. Bıraktığı duygunun ağırlığı ve düşündürdükleri uzun süre benimle kalacak bir roman.
Duygu ve Düşünce
FiruzanFatih Gezer · Everest Yayınları · 2025464 okunma
Reklam
Reklam