–Dedikleriniz nasıl oluyor da aynen çıkıyor? Necip Fazıl: Dört esaslı ve büyük ehemmiyeti hâiz hâdise üzerinde, dediklerimin aynen çıkışını şöylece hulâsa edebilirim: 1) 1939 Eylülüne kadar tek başıma harp olacak diye iddia eden muharrir bendim. 1939 Şubatından başlayarak, dışarıdan gelen tamamen maküs cereyanlara rağmen, emsalsiz bir dünya kıyametine gidileceğini söylüyordum. 1939 Ağustos sonunda Rus-Alman paktı olunca bunu, bazı başmuharrirler tam bir sulh müeyyidesi diye gösterirlerken, ben, harbin “birkaç gün” meselesi olduğunu yazdım...Üç gün sonra da harp patladı. 2) Britanya adasının, Fransanın sükutundan sonra istilâ edilemeyeceği ve bu yüzden Almanların istilaya teşebbüs etmiyeceği yolundaki iddiam... Aynı başmuharrirler istilâyı bir arife günü halinde gösterdiler. Ben, iddiam çıkmazsa, kalemimi kırar ve bileklerimi keserim dedim. 3) Harbin mutlaka Balkanlara geleceği, Balkanlar caddesinden geçmeyince, harbin “çıkmaz sokakta” olacağını iddia edişim... 4) Sovyet-Alman harbi başlamadan üç dört gün evvel, Almanların şark istikâmetine teveccüh edeceği ve bunun ancak İngilizlerle gizli bir uyuşma neticesinde olacağı hususundaki teşhisim... Bunun da, şimdilik ilk kısmı, tahakkuk etmiştir. Öbür kısmını zaman gösterecektir. –Çıkmıyan iddianız olmadı mı? Necip Fazıl: Evet, o da oldu. Meselâ bir hususta tamamen mahcup olmuşumdur. Fransa’nın o kadar çabuk yıkılacağını tahmin etmemiş, o yolda iddia yürütmüştüm. Fakat bu iddiamın çıkmayışından memnunum. Çünkü her dediği çıkan adam olmak istemem. Çünkü aklın hakkı yanılmaktır. Fransa mevzuunda yanılmak da, akla yakışan bir hâldir. Bu yanılmak, bu bakımdan beni teselli etmiştir. –Pekâla Üstad, bu iş nasıl oluyor? Bildiğimize göre insanların gâipten haber vermelerine hakkı ve imkanı yoktur? Necip Fazıl: Evet; bence de öyle...
Muhterem Kâri, Kadın dediğimiz o cins-i latîf, cismi naif ve kendi afif abide-i hüsn; ben diyeyim erkek cinsi sakalını tıraş ettiği gün, siz deyin İngiliz gâvurunun basması, çарutu memleket hudutlarına duhûl ettiği gün yeryüzünden silindi, âdeta gaip oldu. Bazı aklıevveller "Üstadım, erkeğin sakalını tıraş etmekliğiyle ne münasebeti ola ki?" deyebilir. A gafiller, erkeğin tavizi daha neler nelere sebep oldu! "Pekiy efendim, İngiliz basması ne alaka?" Onu da bendeniz değil, Türk milleti cevaplasın: "Derenin gıyısında/ Ham teyek asmaları / Gızları yosma eden/ İngiliz basmaları" (bk. Ahmet Caferoğlu, 945 senesi, Ordu - Pınarçukuru Köyü). İngiliz gâvurunun memleketi kendi pazarına çevirdiği iktisat tavizleri, gâvur takvimine göre 1838 senesine yani Tanzimat Fermanı deye mektep kitaplarında belletilen melanetten bir sene evveline tekaddüm eder. Daha söze lüzum yokdur. Ehl-i irfân, ârife tarif gerek değildir, demişdir.
Sayfa 36·Kitabı okuyor
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Arife göre dünyanın tümü oyun ve eğlenceden ibarettir.
Alıntı
Duvarlar da Konuşmuyor Ben bu hayatta iki tane adam sevdim. Biri on yedi yaşında ilk aşk, biri yirmili yaşların ortasında, son aşk. Ben ilk defa on yedi yaşımda öldüm, kendi yasımı kendim tuttum. Beni kimse gömmedi, nefes alıyorum diye yaşıyorum zannettiler. Şimdi Allah rızası için beni gömün! Ben on yedi yaşımdaki kadar güçlü değilim ve nefes de alamıyorum artık. Duvarlar da konuşmuyor.
Daha iyi nasıl ifade edebilir?
Senden sonra her sabah pencereme konan kuş gelmez oldu. Senden sonra, Kapıcı Hayri abi yarım litre süt bırakır oldu. Senden sonra, evi temizlemeye gelen abla lahana sarmaz oldu. Senden sonra, telefon faturam yirmi liradan fazla gelmez oldu. Senden sonra, evde papatyalar kurumaz, ocakta kahve tek kişilik pişer oldu. Senden sonra her şey yarım, senden sonra her şey hiç oldu. En kötüsü de senden sonra ben, ben olmadım...
Senden Başkasına Hala dargınsın biliyorum İnan ki sevmedim senden başkasını Hataydı ayrılışım Koyamadım yerine senden başkasını Mutlu olursun zannettim bensiz Ama ben olamadım sensiz Kalbim öyle çaresiz Basamadım bağrıma senden başkasını Nedense içim hep huzursuz Hiç konuşmadın benimle Korkarak soruyorum Sevdin mi benden başkasını?