Dış tarafımdan bitkin, hevessizim ama geriye tepilmiş arzular yüzünden şuuraltı benliğim isyan halinde! Duyduğum çökkünlük o farkında olmadığım iç sarsıntısının yorgunluğudur. Vücudumu teşkil eden küçük, zerre kadarcık arz'ımın yeraltındaki dünyasında hüküm süren ihtiyaç, bu yıprandırıcı tepkiyi yapıyor. Şuurluluğumun kavrayamadığı şiddetle istediğim bir şey var.
Başarının karşısındaki en büyük tehdit başarısızlık değil, sıkıntıdır. Bize keyif vermeyi bıraktıkları zaman alışkanlıklardan sıkılırız. Sonuç, beklenir hale gelir. Ve alışkanlıklarımız sıradanlaşırken yenilik aramak için ilerlememizden sapmaya başlarız. Belki de bir egzersiz türünden diğerine, bir diyetten bir başkasına, bir iş fikrinden ötekine atladığımız bitmek bilmeyen bir döngüye kapılmamız bu yüzdendir. Motivasyonda ufacık bir düşüş yaşadığımız anda, eskisi hâlâ işe yarıyor olsa bile yeni bir strateji aramaya koyuluruz. Machiavelli'nin ifade ettiği gibi, "insanlar yeniliği öyle çok arzular ki iyi durumda olanlar bile bir değişiklik olmasını en kötü durumdakiler kadar çok ister."
"Hırs" kelimesinin kök anlamı konuyu aydınlatmamıza yardımcı olabilir. Dilimize Arapçadan geçen hırs kelimesi h-r-s'den gelir ve bir şeyi aşırı derecede istemek ve
arzulamak demektir. Kelimenin kökeni kendi kanını emerek ölen devenin hikâyesine uza-nır. Çölde günlerce su içmeden yaşama kabiliyetine sahip olan develerin sevdiği bir diken vardır. Bu dikenin adı haresedir. Deve bu dikeni yiyince ağzı kanar. Kendi tuzlu kanı dikenin tadıyla karışınca onu daha büyük bir iştah ve arzuyla yemeye başlar. Yedikçe kan kaybetmeye başlar fakat ağzındaki tattan da vazgeçemez. Yedikçe daha fazla yer ve sonunda kan kaybından ölür. İşte hırs da insanı böyle tüketen ve ölüme götüren kötü bir huydur. İnsanın kendi kanını içerek ölmesi ne korkunç bir sondur.