Aşkın karşıtı nefret değil ayrılıktır. Aşk ve nefrette ortak olan bir şey varsa, her iki durumda da var olan enerjidir bu - sevenle sevileni, nefret edenle nefret edileni bir araya getirip bağlayan enerji. Her iki tutkuda ayrılıkla sınanır.
Uzam ve bu nedenle de ayrılık varoluş koşulu olur olmaz, aşk bu ayrılıkla yarışa girer. Aşk tüm uzaklıkları aşmayı amaçlar.
Ölüm de aynı amaca hizmet eder. Ama aşk eşsiz olanı, yinelenemezi taçlandırırken, ölüm her şeyi yok eder.
"Hani, yana yana dibine varmış bir mumun içinde oluşan oyuğun çeperi bir noktasında çatlamış, eriyik madde dışarı akmış, fitili de açıkta kalıp tükenmişken, çatlağı akmış maddeyle doldurup tıkayarak bitkin fitili yeniden yakınca, ufacık, güçsüz, belli belirsiz; ama pırıl pırıl, yoğun, direngen -altı canlı mavi; üstü parlak sarı- bir alev elde edersin ya - onun gibi işte..."
Sevgi sözcüğünde öyle çok anlamlı, canlandırıcı, belleğe, umuda hitap eden bir şey vardır ki, en düşük zekâ ve en soğuk yürek bile bu sözcüğün pırıltısından bir şeyler hisseder.