BİLİNÇ: Kitaplarla Bir Analiz
Bilinç Problemi Üzerine Beş Kitabın Ardından: Bir Okur Olarak Vardığım Kanaat Adam Zeman'ın Bilinç Kullanım Kılavuzu, Sultan Tarlacı'nın Bilinç, Saffet Murat Tura'nın Histerik Bilinç, Türker Kılıç'ın Yeni Bilim: Bağlantısallık - Yeni Kültür: Yaşamdaşlık ve İsmail Hakkı Aydın'ın Frekansa Büründüm Beyin Diye Göründüm adlı eserlerini okuyup incelemelerini yazdıktan sonra.. #306074760 #305868796 #304908089 #304509986 #303378558 ..zihnimde giderek netleşen bir kanaat oluştu: Bilinç problemi, bugün hâlâ çözülmüş değildir. Fakat daha önemlisi, bilinç probleminin çözülememiş olması onun yok olduğu anlamına da gelmemektedir. Bu yazarların hiçbiri bilinci açıklamış değildir; fakat hiçbirisi de bilinci yok saymamaktadır. Çağdaş bilinç tartışmalarında asıl ayrım burada ortaya çıkmakta sanırım. Aslında bu beş kitabın ortaklaştığı temel nokta tam olarak budur. Uzun yıllar boyunca modern bilim, özellikle de nörobilim, insan zihnini açıklama konusunda büyük başarılar elde etti. Beynin hangi bölgesinin hangi işleve karşılık geldiği, hafızanın nasıl oluştuğu, duyuların nasıl işlendiği, nöronların nasıl iletişim kurduğu ve düşünmenin hangi biyolojik süreçlerle ilişkili olduğu konusunda muazzam bir bilgi birikimi ortaya çıktı. Ancak bütün bu başarıların ortasında hâlâ cevaplanamayan bir soru durmaktadır: Beyin faaliyetleri neden öznel deneyim üretmektedir?
Bilim/Felsefe
“ beyin yakan / gerçeklik büken / varoluş tokadı atan “filmler film önerisi değil, zihinsel deney öneriyorum . çünkü bu filmlerin çoğu bittiğinde hikâye sona ermiyor. asıl film, ekran karardıktan sonra kafanın içinde devam ediyor. `dark city` (1998) karanlık şehir bir adam cinayet suçlamasıyla uyanır ama asıl problem bu değildir. şehir her gece değişmektedir. insanların anıları değişmektedir. ve kimse bunun farkında değildir. matrix'ten önce gelen, matrix'in ilham kaynaklarından biri sayılan kült bilimkurgu. “eğer bütün anıların sahteyse sen kimsin?” sorusunu sorar. appraf.com/title/movie/-jd25 `open your eyes` (abre los ojos)(1997) aç gözünü yakışıklı, zengin ve başarılı bir adamın hayatı bir kazadan sonra parçalanır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Asıl problem
Rahatlık ile mutluluğu eşdeğer tuttuğumuzda başlıyor
İç Dünyamızı Karalayalım "GİRDAPSIZ GÜN"
Umulmadık bir zaman dilimini aramaya gerek yok. Neyle karşılaşacağını bilmeden çıktığın yolda, insanların ne kadar da itici olabildiklerini görür ve kendi kendinle dövüşürsün: “Evde otursaydım daha iyiydi…” Hayatta güzel şeyler de vardır; lakin biz çoğu zaman kendimizi saçma sapan bir rolün içinde buluruz. Bu durum, iç dünyamızın göremediğimiz taraflarını yansıtır. Kafamızdaki sorular ve anlam veremediğimiz cevapsız yitimler insanın zihnini yorar. Sonuç olarak dışarıdan gelen sinyaller, içten içe bize dokunur. Elbette birilerinin patavatsız davranışlarının doğal ya da normal olduğunu söylemiyorum. Zaten o kişi, kendi içinde kopan fırtınaların çoğu zaman farkında değildir. İnsan olmak; insani hareketleri yaşayarak, deneyimleyerek ve göstererek öğrenmektir. Bizi rahatsız eden asıl mesele nedir? Dışarıdan gelen huzursuzluk mu? Yoksa içeride zaten var olan huzursuzluğu, dışarıdan geldiğini fark edemeyecek kadar kendi iç koğuşumuza çekilmiş olmamız mı? Sert dış koşulların bizde bıraktığı birikinti ne olabilir? Şunu da yapabiliriz: “Onunla vakit kaybedecek değilim.” “Onu kafama takacak kadar önemli bir şey yok.” Diyebiliriz. Fakat asıl mesele şudur: Hayatımızdan çıkıp kendi yollarına devam eden insanları, bizim hâlâ içimizde taşımaya devam etmemiz. Senden habersiz olan “o” kişiyle, senin onu zihninde taşımaya devam etmen arasında nasıl bir problem olduğunu fark ettin mi? O kendi âlemindeyken; senin onu sırtına yük edip yoluna devam etmen, gece başını yastığa koyduğunda bile o savaşı sürdürmen, hiçbir şeyi çözmeyecektir.
1000Kitap
“Bilimi Halk İçin Basitleştiriyoruz… Sonra da …
“Bilimi Halk İçin Basitleştiriyoruz… Sonra da ‘Sen Uzman mısın?’ Diyoruz” Son yıllarda popüler bilim, popüler psikoloji ve popüler felsefe içerikleri ciddi şekilde arttı. Bunun temel nedenlerinden biri aslında oldukça anlaşılır: İnsanlar bilim konuşsun. Felsefe yalnızca akademide kalmasın. Psikoloji gündelik hayatla ilişkilendirilebilsin. İnsanlar düşünmeye başlasın. Bu yüzden birçok kişi karmaşık kavramları daha sade anlatmaya çalışıyor. Çünkü herkesin akademik makale okuyacak zamanı, dili ya da eğitimi olmayabilir. Aslında burada önemli ve değerli bir taraf da var. Bilginin yalnızca uzmanların kapalı alanlarında dolaşmaması, kamusal tartışmanın parçası hâline gelmesi demokratik açıdan önemli olabilir. Fakat tam bu noktada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor. Bir yandan insanlar “bilim halka insin”, “herkes düşünsün”, “felsefe gündelik hayata karışsın” diyor. Diğer yandan biri herhangi bir konuda yorum yaptığında hemen şu soru geliyor: “Sen uzman mısın?” “Bu konuda konuşmaya yetkin misin?” Elbette uzmanlık önemlidir. Her görüş eşit derecede bilgiye dayanmaz. Özellikle sağlık gibi alanlarda uzmanlık hayatî sonuçlar doğurabilir. Ama bazen “uzman değilsin” söylemi, bilgi tartışmasını tamamen susturmanın aracına da dönüşebiliyor.
Bibliyosmia
Savaşın Psikolojisi: Einstein ve Freud’un Mektupları Üzerine
1932 yılının sonbaharında Avrupa, dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordu. Sokaklar hâlâ kalabalıktı, üniversiteler açıktı, gazeteler basılıyor, konserler düzenleniyordu. Fakat bu sakinlik hiç de hayra alâmet değildi. Ekonomik kriz derinleşiyor, milliyetçilik yükseliyor, radikal hareketler Almanya’da güç kazanıyordu. İnsanlık bilim ve teknolojide büyük ilerlemeler kaydetmişti ancak aynı insanlık, yalnızca birkaç yıl sonra tarihin en büyük savaşlarından birini başlatacaktı. Böylesine bir atmosferin içinde Einstein ve Freud, insanlığın en eski sorularından biri üzerine kafa yoruyorlardı: İnsan savaşmayı bırakabilir mi? Bu soru, Albert Einstein ile Sigmund Freud arasında gerçekleşen ve daha sonra “Why War?” adıyla yayımlanan mektuplaşmanın merkezindeydi. Mektuplar savaş üzerine yapılmış basit bir entelektüel tartışma olmakla kalmadı. İkili; tartışmaları süresince insan doğası, uygarlık, propaganda, kitle psikolojisi ve modern dünyanın kırılganlığını detaylı bir şekilde teşhis etti. Ürkütücü olan şey, aradan yaklaşık bir asır geçmesine rağmen bu mektupların güncelliğini korumasıdır. I. Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa fiziksel olarak yeniden inşa edilmeye çalışılıyordu fakat psikolojik yıkım hâlâ sürüyordu. Milletler Cemiyeti kurulmuştu. Amaç devletler arası çatışmaları çözmek ve yeni bir dünya savaşını önlemekti. Bu fikir, kağıt üstünde harika görünüyordu. Ancak aynı dönemde ekonomik kriz büyüyor, toplumsal öfke artıyor, propaganda araçları giderek güçleniyordu. Faşist hareketlerin yükselişi, yaklaşmakta olan fırtınanın en önemli göstergelerinden biriydi. İnsanlık teknolojik olarak modernleşmişti ancak psikolojik açıdan hâlâ kabileseldi. Einstein’ın fark ettiği temel mesele buydu. Sorun sınırlar, ordular veya devletlerle ilgili değildi. Asıl sorun, insan zihninin
1000Kitap