1932 yılının sonbaharında Avrupa, dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordu. Sokaklar hâlâ kalabalıktı, üniversiteler açıktı, gazeteler basılıyor, konserler düzenleniyordu. Fakat bu sakinlik hiç de hayra alâmet değildi. Ekonomik kriz derinleşiyor, milliyetçilik yükseliyor, radikal hareketler Almanya’da güç kazanıyordu. İnsanlık bilim ve teknolojide büyük ilerlemeler kaydetmişti ancak aynı insanlık, yalnızca birkaç yıl sonra tarihin en büyük savaşlarından birini başlatacaktı.
Böylesine bir atmosferin içinde Einstein ve Freud, insanlığın en eski sorularından biri üzerine kafa yoruyorlardı: İnsan savaşmayı bırakabilir mi?
Bu soru, Albert Einstein ile Sigmund Freud arasında gerçekleşen ve daha sonra “Why War?” adıyla yayımlanan mektuplaşmanın merkezindeydi. Mektuplar savaş üzerine yapılmış basit bir entelektüel tartışma olmakla kalmadı. İkili; tartışmaları süresince insan doğası, uygarlık, propaganda, kitle psikolojisi ve modern dünyanın kırılganlığını detaylı bir şekilde teşhis etti. Ürkütücü olan şey, aradan yaklaşık bir asır geçmesine rağmen bu mektupların güncelliğini korumasıdır.
I. Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa fiziksel olarak yeniden inşa edilmeye çalışılıyordu fakat psikolojik yıkım hâlâ sürüyordu. Milletler Cemiyeti kurulmuştu. Amaç devletler arası çatışmaları çözmek ve yeni bir dünya savaşını önlemekti. Bu fikir, kağıt üstünde harika görünüyordu. Ancak aynı dönemde ekonomik kriz büyüyor, toplumsal öfke artıyor, propaganda araçları giderek güçleniyordu. Faşist hareketlerin yükselişi, yaklaşmakta olan fırtınanın en önemli göstergelerinden biriydi.
İnsanlık teknolojik olarak modernleşmişti ancak psikolojik açıdan hâlâ kabileseldi. Einstein’ın fark ettiği temel mesele buydu. Sorun sınırlar, ordular veya devletlerle ilgili değildi. Asıl sorun, insan zihninin