. Gece yarısını geçmişti. Dakikalar ilerledikçe tenimdeki çizikler daha da derinleşiyor, daha da kanıyorlardı. Düşünmekten yorgun düştüğüm bir an, göz kapaklarım uykunun ağrııyla titredi ve sessizce kendimi uykunun kollarına teslim ettim.
"Seni defalarca uyardım, Deirdre..." dedi gölgelerin arasından. Yine ilk karşılaştığımız ıssız yolun kenarındaydık. Çıplak ayaklarıma batan kıymıkların acısını hissedebiliyordum. Saçlarım üşüyen omuzlarımı örtmüyordu. Rüzgăr acımasızca ısırıyordu onun karşısında çırılçıplak kalan tenimi. Sanki üzerimdeki giysiler birer yanılsamadan ibaretti ve iliklerime kadar soğuğu hissediyordum.
Kendini bana göstermemesine içerledim ancak yine de cevap vermedim sesine ihtiyacım vardı o sert ama benim tatlı bulduğum sesine.
"Sana bir şey olmasına izin vermem ama bana bir şey olursa yaşayamayacağını biliyorum," dedi pes etmiş gibi. "Gözlerinde gördüğüm aşk, o masum sevgi, o tatlı eziyet... Beni yok ediyor, anlamıyor musun? Ben, beni tanıdığın gibiyim. Değişmem imkansız, değişmem tehlikeli! Beni yabancı olduğum topraklara çağırıyorsun. Arkamda tonlarca yük var. Gözümü kırpmadan öldürdüğüm bir çok insan... Beni korkak bir adam yapıyorsun, Deirdre. Ama ben korkmam. Korkmak istemiyorum. "
Söyleyin bana, onu bilen dürüst kadınlar,
Söyleyin, burada yanıp tutuşan aşk mıdır?
Başıma gelenler benim için çok yeni,
Anlamış değilim, neler olup bittiğini.
Şehvet dolu arzular, ciğerime sığmıyor.
Bu hem zevk hem de acı veriyor.
Donuyorum ve ruhumun alev aldığını hissediyorum.
Ve bir anda, tekrar buza dönüyorum.
Mutluluk uzaklarda beni çağırıyor,
Ama onu tutmaya çalıştığımda, elimden kaçıyor.
Sanki bir rüyadaymışım gibi iç çekip inliyorum,
Gözlerim doluyor, ne yapacağım, bilemiyorum.
Gecem ve gündüzüm ıstırap oldu.
Ve yine de kalbim buna severek katlanıyor!
Söyleyin bana, siz kadınlar, vs.