"Ormanın derinlerinde gece yaşamaya devam eder, gece ve bu kelime anlamına gelen her şey: Av, aşk, gezinme, amaçsız bir yaşama sevinci ve hayatta kalma mücadelesi. Bu, sadece ormanın çalılıklarında değil, insan kalbinin karanlıklarında da bir şeylerin olduğu bir andır. Çünkü kalbin de kendi gecesi ve kurdun ya da geyiğin avlanma içgüdüsü kadar vahşi kendi kıpırtıları vardır. Rüya, arzu, kibir, bencillik, aşk deliliği, kıskançlık ve intikam hırsı insanın gecesinde, tıpkı çöl gecesindeki puma, akbaba ve çakal gibi pusuya yatmıştır. Bu, insan kalbinde ne gece ne gündüz olan andır, ruhun gizli köşelerinden sürünerek vahşi hayvanlar çıkar, kalplerimizde bir şey kıpırdar ve sonra ellerimizi de oynatır; yıllardır, hatta belki onyıllardır ehlileştirdiğimizi ve terbiye ettiğimizi sandığımız şey... Her şey boşunaydı, bu kıpırtının gerçek anlamını kendi kendimize boş yere inkâr ettik: O, bizim niyetlerimizden daha güçlüydü, dağılmadı, sımsıkı durdu. Her insan ilişkisinin temelinde somut bir öz vardır ve üzerine ne kadar düşünürsek düşünelim, ne kadar konuşursak konuşalım, değişmez."