Puan vermedi·1062 syf.··
2026 26. kitabı
​Herkes Anna Karenina'yı bitirdiğinde ya Anna'nın trajedisine ağlar ya da Vronski'ye öfkelenir. Ama gelin bugün madalyonun diğer yüzünü, yani madalyonun en dürüst yüzünü konuşalım. ​Anna, dışarıdan bakıldığında her şeye sahip bir kadının, sadece kendi hislerini ve bencilce dürtülerini merkeze alarak, yaşadığı tutkunun bedelini ödemek istemeyen, işler sarpa sardığında ise hep çevresini suçlayıp "sıvı yağ gibi üste çıkmaya" çalışan bir karakter. Ama hayatın çok net bir kuralı var: Mutsuz bırakılan bir yüreğin üzerine asla kalıcı bir mutluluk inşa edilemez. ​Tolstoy ise bize sütten çıkmış ak kaşık bir kurban sunmuyor; bencil, kıskanç ve kendi felaketini kendi elleriyle hazırlayan çok gerçekçi bir insan bırakıyor avuçlarımıza. ​Peki romandaki gerçek kazanan kim? Tabii ki pırıltılı salonlardan uzak, taşrada birbirini sabırla, saygıyla büyüten Levin ve Kiti. Onların ilişkisi bize zamansız bir hayat dersi veriyor: Emek vermediğin hiçbir şeyin kıymeti olmaz. Anlık hevesler sabun köpüğü gibi sönerken, iniş çıkışları doğru iletişimle göğüsleyenler kalıcı bir limana ulaşıyor.
Duygu ve Düşünce
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,7bin okunma
9/10
·764 syf.··
2026 22. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
Beyaz leke 1 ve 2 yorumum Spoiler içerir!! Öncelikle kitabın kapağını kapatınca bir garip oldum. Çünkü o beyaz leke evrenine çok alışmıştım.. Bir daha okuyamamak üzdü..Konusu güzeldi. Aslı Arslan'dan okuduğum ilk kitaptı. Anlatım biçimi gayet anlaşılır ve açıktı. Tugay ve Eftalya 'yı çok sevdim. Eftalya çok güçlü bir kadın. Annesini hiç sevmedim. Babası zaten HARİKA bir insan. Bence babası biraz fazla abartılmış gibime geldi. Adam kızı için 'Ölüm Timi'ni kurmuş. Gururlu bir adam ama çok ileri görüşlü... Her dediği çıktı. Meryem'e çok ağladım. Ondan ne istediğiniz ya?! Tugay zaten iyi biri ama şöyle ki Ben Eftalya'nin yerinde olsaydım Tugay dan korkardim. Çünkü bi iyi tarafı bir kötü tarafıni gösteriyor. Benim AÇIK ARA EN SEVDİĞİM KARAKTER: Marco T. Mandalina ve erik.. Bana çok samimi gelen bir karakter oldu. Ne yalan söyleyeyim Gamze'yle olmasını COK İSTERDİM T-T ama çok geç kalınmış bir defter.. ne kadar güçlü olsada bu duygusal işlerde çok korkak bir insan ama onunla bir duygusal bağ kurdum. Onu anladım ben. Geç kalınmışlik.. Javier onun kardeşi mi değil mi pek çözemedim ama olsun iyi bir abi. AMA KESKE GAMZE'YLE OLSALARDİ. 2. Kitapta sarıldılari sahne de ağladım. Sinan gibi bir dost kesinlikle bulamayız. Veya sevgili de olabilir. Eftalya'ya olan bağlılığı çok güzeldi. Defne'yle Ufuk'un kardeş çıkmalarıni ağzım açık okudum. Defne ve Giray.... Defne için hem çok kızdım hemde hak verdim çünkü aynı şey Giray içinde olsaydı. Giray'da Tugay'ı seçerdi. Eminim. Ufuk'u sevmiştim ama hain olması üzdü. Onun dışında... Bu kadar ama üzerine tartışılabilir bir kitap. Okugunuz için teşekkürler!!
Alıntı
Beyaz LekeAslı Arslan · İndigo Kitap · 20246,2bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·120 syf.··
2026 79. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 22:02
Jules Verne’in Karpatlar Şatosu romanını okurken, bunun alıştığım Jules Verne maceralarından biraz farklı olduğunu düşündüm. İlk sayfalarda eski bir şatonun etrafında dolaşan gizemli olaylar nedeniyle doğaüstü bir hikâye okuyacağımı sandım. Ancak roman ilerledikçe, Verne’in korku atmosferini bilim ve teknolojiyle iç içe geçirerek bambaşka bir anlatı kurduğunu görmek beni daha çok etkiledi. Benim için romanın merkezinde Kont Franz de Télek vardı. Onun yıllar önce kaybettiğini düşündüğü Stilla ile ilgili yaşadığı duygular, hikâyenin sadece gizem üzerine kurulmadığını gösteriyor. Franz’ın şatoya gitme nedeni merak değil, geçmişiyle yüzleşme isteği. Bu yüzden onun yolculuğunu okurken, bir maceradan çok takıntının ve özlemin insanı nereye kadar sürükleyebileceğini düşündüm. Romanın diğer önemli karakteri Baron Rodolphe de Gortz ise beni en çok düşündüren kişiydi. Stilla’ya duyduğu saplantılı bağlılık, zamanla sevginin sınırlarını aşarak sahip olma arzusuna dönüşüyor. Onun bilim ve teknolojiyi kullanış biçimi de tam burada anlam kazanıyor. Gortz’un amacı yeni bir şey üretmek değil; geçmişi olduğu gibi koruyabilmek. Bence romanın en güçlü taraflarından biri de buydu. Teknoloji burada ilerlemenin değil, vazgeçememenin bir aracı hâline geliyor. Başta köylülerin şatoyla ilgili korkularını okurken yaşananları gerçekten doğaüstü sanmıştım. Fakat olayların arkasındaki gerçeği öğrendikçe, insanların bilmedikleri şeyleri nasıl kolayca efsaneye dönüştürdüklerini fark ettim. Jules Verne’in, batıl inanç ile bilimi aynı hikâyede buluşturmasını oldukça başarılı buldum. Roman boyunca beni etkileyen bir başka nokta da Karpat Dağları’nın atmosferiydi. Sisli yollar, terk edilmiş şato ve sessizlik, hikâyeye sürekli bir gerginlik katıyor. Mekân, karakterler kadar güçlü bir role sahipti.
1000Kitap
Karpatlar ŞatosuJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,035 okunma
10/10
·160 syf.·
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Nilgün Bodur'un Yanlışlıktan Değil Yalnızlıktan adlı kitabı, modern ilişkileri, yalnızlığı ve insanın kendisiyle kurduğu bağı sorgulayan, deneme ve anı türünün iç içe geçtiği samimi bir eserdir. Kitap, klasik bir roman gibi başı ve sonu belli bir olay örgüsü sunmaz. Bunun yerine yazar, kendi yaşamından izler, çevresinde gözlemlediği ilişkiler ve okurlarından gelen hikâyeler üzerinden günümüz insanının en büyük korkularından biri olan yalnızlığı ele alır. Kitabın adı da bu düşüncenin merkezindedir. Nilgün Bodur , insanların çoğu zaman yanlış seçimler yapmasının sebebinin bilgisizlik ya da dikkatsizlik değil, yalnız kalma korkusu olduğunu savunur. Ona göre birçok insan, sırf hayatında biri olsun diye kendisine iyi gelmeyen ilişkileri sürdürmekte, değer görmediği hâlde vazgeçememekte ve zamanla kendi benliğinden ödün vermektedir. Kitap boyunca yazar, sevginin insanı tamamlayan değil, zaten kendini tamamlamış iki insan arasında yaşandığında sağlıklı olabileceğini vurgular. Kendisini yeterince sevmeyen bir insanın sürekli karşı taraftan ilgi beklediğini, bunun da zamanla bağımlı ilişkilere dönüştüğünü anlatır. Bir ilişkinin bitmesinin her zaman başarısızlık anlamına gelmediğini, bazen ayrılığın insanın kendisine duyduğu saygının bir göstergesi olduğunu ifade eder. Bu nedenle kitapta ayrılıklar yalnızca acı veren olaylar olarak değil, insanın yeniden kendini keşfetmesine fırsat tanıyan süreçler olarak değerlendirilir. Nilgün Bodur, eserinde sık sık geçmişte yaptığı hatalara da değinir. Kendini ikinci plana attığı zamanlardan, karşısındaki insan değişir umuduyla beklediği dönemlerden ve sonunda bunun kendisini nasıl yorduğundan söz eder. Ancak bunu bir pişmanlık hikâyesi olarak değil, okurun aynı hataları yapmaması için paylaşılmış deneyimler şeklinde sunar. Samimi anlatımı sayesinde okuyucu, yazarın
Edebiyat
Yanlışlıktan Değil YalnızlıktanNilgün Bodur · Destek Yayınları · 2019517 okunma
10/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2026 248. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 20:06
19. yüzyılın başlarında geçen romanda, Heathcliff adlı bir evlatlık çocuk ile üvey kardeşi Catherine arasındaki sancılı aşk hikayesi anlatılıyor. Kitap, Heathcliff adlı bir çocuğun, zengin bir aile tarafından evlat edinilmesiyle başlar. Evlatlık anne-babasının kızı Catherine ile arkadaş olan Heathcliff, zamanla Catherine'e karşı derin bir aşk besler. Ancak Catherine, ailesinin bir üyesiyle evlenir ve Heathcliff'i reddeder. Bunun üzerine Heathcliff, Catherine'in ailesine karşı intikam yemini eder. Uğultulu Tepeler romanı; aşkın, kıskançlığın, acımasızlığın ve intikamın gücü üzerine derin bir karakter incelemesi sunar. Romanın ana fikri, insanların tutkularının, bağlılıklarının ve hırslarının hayatlarını nasıl etkileyebileceği ve bazen de yıkabileceği ile ilgilidir. Ayrıca sınıf farklılıklarının, aile bağları ve toplumsal normların insanların hayatlarını nasıl etkilediği de romanın önemli bir temasıdır.
Hayata Dair
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202558,1bin okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Merhaba kitap dostları çok severek okuduğum kitabın yorumu ile sizlerleyim Kitabımız; mitoloji ve benliği bulma sürecini aşkla harmanlayarak anlatıyor. Üstelik benlik kavramını ve oluşumunu gösterirken beraberinde ruh ve arzuyu da Psyche ve Eros üzerinden aktararak farklı bir açıdan bakmanızı sağlıyor. Tanrılardan öncesine götürüyor yazarımız bizi. Hiçbir şey yokken Kaos ile beraber oluşumun başlamasını görüyor, aynı zamanda tüm bu süreçte duyguların gelişmesini, hislerin derinleşmesini okuyoruz. Üstelik sayfaları çevirirken de bu duygularla ve hislerle bir empati kurup kendi benliğimizde de farkındalık yaşıyoruz. İlk başta daha hiçbir şey yokken oluşmaya başlayan duyguların hayatımıza etki etmesi ayrıca duyguları tanıdıkça ve keşfettikçe aslında bu sayede -biz- olduğumuzu da okutan müthiş bir eser. İç dünyamıza yansıttığımız ışık sayesinde de içsel yolculuğumuzda ruhumuza yeniden şans tanımanın ve ruhu dinlemenin özelliğini görmüş oluyoruz. Tüm bu süreçle beraber en sonunda da aşk hayatımıza dahil oluyor ve böylelikle insanoğlu için bambaşka çok farklı ve mükemmel bir süreç başlamış oluyor. Ben kitabı çok sevdim. Mitoloji, duygular, benlik üzerine yazılmış çok iyi eserlerdendi. Farklı pencereden baktığım ve öğrendiğim bir eser oldu. Yazarın kalemi ile yeni tanıştım iyi ki de tanıştım. Kitabı tavsiye ederim biraz öitolıji, çokça duygular ve sonunda aşk var daha ne olsun. Okuyun der aşkın hayatınıza dahil olmasını dilerim Tuğba Sarıünal
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 202629 okunma