Hop, aşka düştük yine.
Genelde akşam konuşuyorlar. Gün boyu mesajlaşma. Hep birbirlerinden haberdar ama hep saygılı birbirlerinin yaşamına. "Sen işin bitince haber verirsin aşkım," filan. Hani ben senin sevgilinim, istediğim zaman ararım filan yok. Her aramada, "Müsait misin aşkım?" diye sorar Leyla mesela. İlk laf budur...
Yok, yine illa bir müsaade ile giriliyor konuşmaya.
Enteresan geliyor.
Aşka düşüp evlenmeye kalkan genç arkadaşlarıma bir tek soru sorarım: Kızlara “eğer karşındaki erkek senin gibi bir kız olsaydı, ona gene de hayran olup onunla yakın bir dostluk kurar mıydın?”
Aşkın başka halleri de vardır. Kimi gökte yaşanır, kimi gönül de.
Kimi yollarda arar aşkını Yunus gibi,
Kimi de çarmıha gerilir, aşka varmak için Nasıralı İsa gibi...
Öyle biri de vardır ki, Hira'nın karanlığında bulur aşkını.... Kimi kişioğlu da Asya'nın kalbiyle avutur kendini, Kimi de kaybettiği aşkını Anadolu'da bulur, Türk gönlüm gibi...