"Sabrımın selamı var sana, iki gözüm.”
"Ne diyor?”
"Ben evliya değilim, diyor. Zaten yeterince beklemiş, bu ateş gözlü ceylan avlanacak,haberi yok,diyor.”
“Ateşten değil benim gözlerim.”
"Daha kötü. Kehribar senin gözlerin. İçine düştün mü bir daha kurtulmanın imkanı yoktur. Bir ömür hapsolursun.”
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Yüreği avucunda ateşi suyla yakan
Bir kızın en anlamlı korkusudur suda kan
Kim doldurur dünyasını, kitabı
Okumayı bilmeyen çocukların
Kısar sesini hüzün
Kılıcından hüzzam damlar gecenin
Kim ister parlamasın ayak ucunda bir
mum
Bir kelebek ağlasın her yerinden
Nasıl da susuyoruz dokunarak acıya
Suyun kalbinde ateş, ateşin kalbinde ben
Ebu Hureyre der ki: “Kalp bir kral ise, organlar emrine amade askerler gibidir. Kral iyi davranış içinde olursa, askerler de ona uyar. O fenalık yaparsa, emrindeki askerler de fena davranır.” Göz der: “O hâlde ey kalp, kendini de beni de helâka sürükleyen sensin. Seni perişan eden yegâne şey, Allah’ın sevgisinden, zikrinden ve emrettiklerinden uzak kalmandır. Sen başkasının sevgisini O’nun sevgisine tercih ediyorsun ve aşkın yükünü bana yüklüyorsun. Şimdi ağlayan benim, yanan sen. Ne sen beni kurutabilirsin, ne ben seni söndürebilirim. Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça ben daha çok yaş akıtacağım. Yoksa ‘Hayırlı olanı şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?’ (Bakara, 61).”
Sen bayramlıklarıyla uyumuş bir çocuk heyecanı
Bir rüzgar, bir tebessüm
Sen şimdi kaygısız bir akşam neşesi Yorgun argın dönülen evi sarmış kek kokusu
Sen bir karınca öfkesi
Bir peygamber merhameti Vurulmayacağımı bildiğim savaş meydanı Sen suya karşı ateş, ateşe karşı su..