bedel ödeyen türk kelebekleri..
Puan vermedi·255 syf.··
2026 194. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 20:54
1914 yılında I. dünya savaşına dahil olan osmanlı devleti dört yıl sonra, 30 ekim 1918de, mondros ateşkes antlaşması ile farklı cephelerde aynı anda verdiği savaşı sonlandırır.. bu antlaşmadan iki hafta sonra, 13kasım 1918de, işgal kuvvetleri donanmaları istanbulun önemli stratejik ve askeri yerlerini kontrol altına almak üzere istanbula gelirler.. osmanlı devletinin I. dünya savaşına dahil olmasından beri kargaşanın, kaosun eksik olmadığı istanbulda artık kargaşa, kaos en üst seviyededir.. istanbulda hayat pahalılığı had safhaya ulaşmış, şehirde yaşayan bazı ermeniler, rumlar, yerli işbirlikçiler istanbul halkına her anlamda zulüm çektirmek için birbiriyle yarışır hale gelmiş, şehirde ikamet eden kadınların canı, namusu daha bir tehlikeye girmiş, işgal kuvvetlerinin şehirdeki varlığı asayişi sağlamak bir kenarda dursun işgal kuvvetlerinin şehir halkına yaptıkları asayişsizliği körüklemiştir.. işte genel olarak bu şartlar altında olan işgal istanbulunda bir polis vardır.. bu polis mehmet cemil efendiden başkası değildir.. kendisi, mehmet cemil efendi, biraz da babasının hatırı gözetilerek kayırılmış, bu şekilde polis olmuştur.. şöyle ki; makedonyanın manastır bölgesi türklerinden olan ve muhtemelen 19. yüzyılın sonlarında istanbula gelen lütfiye hanım, tahir efendinin çocuğu olarak dünyaya gelen mehmet cemil, ortaokulu bitirdikten sonra imalatı harbiye usta mektebine yazılır, iki yıl üst üste son sınıfta kalınca okuldan kaydı silinir.. yukarıda da kısaca anlattığım gibi o dönemin istanbulunda ekonomik olarak ayakta kalmak için geçer akçe devlet memuru olmaktır.. zira sırtını işgalcilere yaslayan mutlu azınlığın olduğu şehirde alnının akıyla ticaret yapmak ve para kazanmak çok çok zordur.. kaldı ki o dönemin istanbulunda yaşayanı bunu göze alsa bile ticarete
Şeytan Adası'nda Bir TürkCemil Eryürek · Ötüken Neşriyat · 202123 okunma
9/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 06:55
Bir Kıvılcımla Başladı Her Şey: Spiya’nın Doğuşu POYTUZEM - 4 BÜYÜK CÜCE ​Dünya sadece topraktan ve taştan ibaret değil; o bir döngünün, dengenin ve kadim bir sırrın vücut bulmuş hali. Bugün sizi, kaderin yeniden yazıldığı, elementlerin dile geldiği fantastik bir evrene davet ediyorum. ​ Üç İsim, Üç Kader ​Dünya oluşurken, ilk kıvılcım ateşe dönüştü ve Azil doğdu. Ama bu varoluş beraberinde büyük bir kırılmayı getirdi. Bir sabah güneşin ışıkları Spiya’nın yüzeyine vurduğunda, tek bir cümle üç farklı yankı buldu: ​Azil için; bir kurtuluş, ​Eftal için; bir kıyamet, ​Azek için; sonsuz bir özgürlük! ​ Ateşin İçindeki Su: Elya ​Aziyn ırkı lavlardan doğmuştu; onlar için su, yok edilmesi gereken bir tehlikeydi. Ancak unuttukları bir şey vardı: Su, hayattı. Azil’in gölgesinde büyüyen Elya, ateşle suyun imkansız ama kopamaz bağını başlattı. Kalplerindeki o ilk sızı, dünyanın dengesini sonsuza dek değiştirecek bir aşkın mı yoksa yıkımın mı habercisiydi? ​ Yıldız Tozundan Doğan Savaşçı: Azek ​Yıldızlar parçalanıp yere çarptığında insanlık doğdu, ama beraberinde Azek de geldi. Kolunda kadim bir yıldız tozunun enerjisini taşıyan Azek; Mari (Su), Terra (Toprak), Ignis (Ateş) ve Roc (Hava) cücelerinin özünü birleştirip dünyayı kurtarabilecek mi? ​İnsanları tanımayan bir koruyucu, doğadan kopmuş bir insanlığı Azil’in karanlık planlarından nasıl koruyacak? ​"Denge yoksa, özgürlük vardır." dediler... Peki ya özgürlüğün bedeli tüm dünyanın sonuysa? ​ Dönence, döngü, denge ve daimlik... Bu kitap sadece bir hikaye değil, varoluşun bize bıraktığı işaretleri okuma sanatı. Macera yeni başlıyor ve devamı için şimdiden heyecanlıyız! ​Sizce ateş mi suyu hapseder, yoksa su mu ateşi dindirir? Yorumlarda buluşalım!
4 Büyük CücePoytuzem · Doa Yayınları · 20252 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·504 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
George R. R. Martin’in “Kargaların Ziyafeti”, beklenenin de ötesinde karmaşık ve derin bir dalış sunuyor. Bu cilt, önceki kitaplardaki savaşın tozunun ardından ortaya çıkan, belki daha zorlu ve kesinlikle daha puslu bir savaş alanını anlatıyor: siyasetin, intikamın ve yaraların sarmaya çalışıldığı, her adımda yeni bir pusu kurulmuş bir dünya. Duyduğumuz “lütfen” çağrısının yankısı, Westeros’un her köşesinde farklı bir tona bürünüyor. Kitap, karakterlerin içsel yolculuklarına ve geçmişlerine dair verdiği ipuçlarıyla, onları daha önce hiç olmadığı kadar insanlaştırıyor. Cersei’nin zihnindeki karanlık labirentlerde dolaşırken, Jaime’nin kimliğini yeniden inşa etme çabasına tanık olurken, Arya’nın kayboluşuna ve Sansa’nın yavaş yavaş gölgeden çıkışına şahit olurken, okur olarak bir yandan hayranlık duyuyor, bir yandan da içiniz acıyor. Özellikle Demir Adalar ve Dorne hatlarıyla Westeros’un coğrafyasını ve siyasi çeşitliliğini genişleten Martin, her yeni bakış açısının hikayeye nasıl yeni bir katman kattığını ustalıkla gösteriyor. Ancak, bu genişleme ve derinleşmenin bir bedeli var. “Kargaların Ziyafeti”, hikayenin devasa çarklarını bir sonraki büyük hamleye hazırlayan, neredeyse bir geçiş senfonisi gibi. Temposu, önceki kitapların aksine, çoğunlukla kasıtlı bir şekilde daha yavaş ve düşünsel. Bu, karakter gelişimi için paha biçilmez bir alan açsa da, büyük ölçekli olay örgüsü hareketlerini özleyen okurlar için zaman zaman sabır sınamasına dönüşebiliyor. Kitap, zirvelerden çok vadilerde, savaş meydanlarından çok koridorlarda ve zihinlerde geçen bir seyahat. Sonuç olarak, bu bir toparlanma, yeniden yapılanma ve fırtına öncesi sessizliğin kitabı. Martin’in dünyasının zengin dokusuna ve karakterlerinin psikolojik karmaşıklığına doymak isteyenler için bir şölen. Fakat epik
Edebiyat
Kargaların Ziyafeti - Kısım 2George R. R. Martin · Epsilon Yayıncılık · 20124,008 okunma
Ateşin bedeli
Puan vermedi·78 syf.··
2025 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2025 01:19
Zincire Vurulmuş Prometheus’u okumaya başladığımda ilk fark ettiğim şey, Prometheus’un sahnedeki yalnızlığıydı. İnsanlara ateşi vermek için gösterdiği cesaret, aslında onu sonsuz bir acıya ve izolasyona sürüklüyor. Bu zincirler sadece fiziksel değil; gurur, sevgi ve sorumlulukla örülmüş görünmez bir ağı da temsil ediyor. Beni en çok çarpan nokta, Prometheus’un isyanı ile bedel ödemesi arasındaki dengeydi. Tanrılara karşı duruşu cesur, ama aynı zamanda acı dolu. İlerleme uğruna ödenen bedelin ne kadar ağır olabileceğini bu metin çok net gösteriyor. İnsanlık için yaptığı fedakârlıkla kendi gururu arasındaki çatışma ise karakteri sadece bir mitolojik figür olmaktan çıkarıp, ona inanılmaz bir insanlık dokunuşu veriyor. Okurken fark ettim ki, Prometheus’un zincirleri ve meydan okuması, bilgi ve özgürlüğün bedelini sorgulamam için bana güçlü bir mercek sağlıyor. Her satırında insanın ilerleme arzusu, gururu ve yalnızlığıyla yüzleşiyorsunuz. Ve bunu yaparken de öyle bir yoğunluk var ki, sanki sahnede onun acısını ve inatçı direncini canlı izliyormuşsun gibi hissediyorsun. Prometheus’un bu direnci ve bedel ödemesi, insanın bilgiye ve yaratıcılığa dair sınırsız arzusu üzerine düşündüğümde aklıma Mary Shelley’nin Frankenstein’ı geliyor.
Zincire Vurulmuş PrometheusAiskhylos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201910bin okunma
“ Ateşin Bedeli , İnsanın Yazgısı “
9/10
·78 syf.··
Beğendi
·
2025 24. kitabı
Aiskhylos’un Zincire Vurulmuş Prometheus’u bana sadece bir tragedyayı değil, insanlık tarihinin bitmeyen dramını hatırlatıyor. Bir yanda tanrılar, iktidar, düzenin katı yasaları öte yanda özgürlük arayışı, bilgi, ateş, insanlık için göze alınan lanetli bir fedakarlık. Prometheus’un zincirleri bana yalnızca kaya parçasına çakılmış bir beden değil, insanın bilgi uğruna çektiği tüm acıların sembolü gibi geliyor. Prometheus, tanrıların buyruğuna karşı çıkarken aslında kaderin kendisiyle tartışıyor. İnsana ateşi, yani bilgiyi, umudu ve ilerlemeyi veriyor. Bu açıdan bakınca onun zincirlenişi bir cezadan öte bir sanat eseri acının mermeriyle yontulmuş bir heykel. Sanatın özü de burada değil mi? Acıyı, yalnızlığı, başkaldırıyı evrensel bir sembole dönüştürmek. Michelangelo’nun kaslı figürleri ya da Rodin’in kıvranan bedenleri Prometheus’un yankısını taşır. Felsefi açıdan Prometheus bana insan olmanın bedelini düşündürüyor. Bilgiye erişmek, ilerlemek, tanrıların sınırını aşmak… Hepsi zincirlerle ödeniyor. Bu, bana Sokrates’in baldıran içişini, Giordano Bruno’nun yakılışını, Galileo’nun hapsedilişini hatırlatıyor. Her çağda Prometheus yeniden doğuyor zincirler farklı, ama kader aynı. Bir de işin mitolojik yüzü var. Zeus’un buyruğu, Prometheus’un direnişi… Burada sadece tanrı-insan çatışması yok, aynı zamanda düzenle özgürlük arasındaki kadim gerilim var. Tanrılar düzenin sembolü, Prometheus ise değişimin. Bu yüzden trajedisi zamanlar üstü. İnsanlık aslında hala zincirlerini kırmaya çalışan Prometheus. Bilgi uğruna acı çekmeye mahkum , ama zincirlere rağmen gözlerinde hala ateşin kıvılcımı var.
Edebiyat
Zincire Vurulmuş PrometheusAiskhylos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201910bin okunma
Küllerden Doğan Kitaplar
9/10
·208 syf.··
2021 7. kitabı
Montag, önce ateşin içinde kaybolan kelimeleri izliyor, sonra o kelimelerin içinde kendini buluyor. Kitapların yakıldığı, düşüncenin yok edildiği bir dünyada, sahte mutluluğa hapsolmuş bir toplumun içinde sıkışıyor. Bilginin ağır yüküyle uyanırken, çevresindeki boş gözlerin ne kadar kör olduğunu fark ediyor. (spoiler) Gerçekle yüzleşmenin bedeli ağır, ama aklını kaybetmek pahasına bile olsa gözlerini açmayı seçiyor. Fahrenheit 451, susturulmuş bir çığlığın, yakılan düşüncelerin külleri arasında doğan bir başkaldırının romanı.
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma