İyi kitaptı. Betimlemeleri çoğunluktaydı ve bazen bu durum can sıkıcı olabiliyordu. Lakin olayların gerçekçiliği ve bir şekilde merak uyandırıcı olması durumu nötr hâle gelmesini sağlıyor.
Herkese merhabalar :)
Eğer beni tiktokta da desteklemek isterseniz hesabım: @bookswithemir
Kitapta isimlerini bile bilmediğimiz Büyük ve Küçük diye adlandırılan 2 kardeşin kuyuya düşmesini ve o kuyuda hayatta kalmaya çalışırken yaşadıklarını okuyoruz.
Açıkçası maalesef yine karakterlerle bağ kuramadım o yüzden çok kısa bile olsa okurken artık bitse diye düşünmekten kendimi alamadım :')
Nedendir bilmem ama bana hitap etmeyen bir kitaptı.
Sıdıka çocukluğumda dizisinden tanıdığım bir karakterdi. Çok severdim. Ne yalan söyleyeyim kitabı olduğunu bilmiyordum. ercanscgn. hocam sayesinde tanıştım Atilla Atalay ile.
Çok keyifli bir mizahı olması dışında, alt mesajları ile toplumsal birçok soruna da işaret etmiş yazar: Kadın-erkek eşitsizliği, geleneklerin çifte standartları, çevre sorunları, savaşlar... Kara mizah diyebileceğim, güldürürken düşündürme becerisi ile zaman zaman içinizi acıtan, gerçeklik algınızla çelişmeyen öykülerden oluşuyor kitap. Bir kadın karakter seçmiş olması, Atilla Atalay'ı birçok mizah yazarından ayırıyor. Ki kitabının eleştirisini de kimseye bırakmamış; Sıdıka ile röportaj bölümünde kendini de iğnelemiş. "Bari mizah kitabında dayak yemeseydi kadınlar" diyor örneğin.
Sıdıka; ataerkil ailede sıkışıp kalmış asi bir kadın ruhu...
Sıdıka; pasif direnişin simgesi...
Sıdıka; can...
Sıdıka'nın maceralarından başka birkaç kısa öykü daha eklenmiş kitaba. Duygusal yoğunluğu baskın öyküler; ben onları da çok sevdim. Son öyküsünde bizzat kendi yaşantısından gerçek kahramanlara, dedesi başta olmak üzere ailesinin yakın geçmişine uzanıyor yazar. Yine duygusal yoğunluğu yüksek bir kapanış yapıyor.
Tüm öykülerini beğenmekle birlikte, ben kapanışı Sıdıka'ya selam ederek yapmak istiyorum. İyi ki varsın Sıdıka...
Bu kitabın yorumu uzun ve yorucu olmalı aslında ama yazar bile 200 sayfaya bu kadar ağır konuyu sığdırdığına göre bana fazla söz düşmez aslında ülkenin durumuna bakış açısını bendeki baskı 2007 şu an 2026 daha kötüye gittiğini daha o yıllarda yazmış
önüne gelenin adaleti kendi eliyle verdiği hamile kadınların bile öldürüldüğü gaspçılığın arttığı hırsızlığın ve soygunculuğun çoğaldığı çocuk tetikçilerin kol gezdiği uyuşturucunun başını alıp gittiği bir çok çetenin ortaya çıktığı TV programlarında ahlaksızlığın kol gezdiği insanların beyinlerin uyuşturulduğu kısacası ülkenin adaletinin sorgulandığı cezaların yeterliliğinin tartışıldığı sosyal medyanın önlemez etkisi yalan dolan kara para aklama ve aklınıza daha bir çok örneğin geleceği yazarın deyimiyle devletin yetersiz kabulünü gördüğü ve en önemlisi insanların silkinip bir kendine gelmesi gerektiği bir zaman dilimi işte bunu yazar sayfalarına taşımış ve ortaya politik kurgu kategorisinde bu kitap ortaya çıkmış önemle okunması gerektiğini ve şöyle bir insanların kendini sorgulaması gerektiğini düşünüyorum.
Kriminal KomploAtilla Akar · Profil Yayınevi · 200725 okunma
Bir Tarihi kurgu kitabı olduğunun bilincinde kitabı begenmiş bulunmaktayım. Kitap akıcı hikâye ilgi çekici ve sinema da hep gördüğümüz aşk üçgeni ve macera bulunduruyor. Bu kısmında bence sorun yoktu yani kurgu olarak alırsak kitap gayet okunabilir ve tatmin edebilir.
Beni rahatsız eden kısım ise Batı'nın barbarlığını tarih boyunca ve hatta günümüzde bile gören bizlere Türkler barbardir etiketini irdeleyerek göstermesi . Kitap bunu bir gerceği anlatıyor gibi yazsada taraflı yazıldığı çok belli oluyor.
Atilla ile ilgili çok bilgi olmadığını hepimiz biliyoruz ama o büyük boşlukları böyle doldurmak bana biraz kötü geldi.
Atilla ile ilgili güzel detaylarda bulunuyor özellikle irâde kısmı beni çok etkiledi Avrupa'yı dize getiren bir komutanın sade hayatı herkesin ondan korkması vs anlatılıyor.Ama Yazarın gerçekten Atilla'yı anlamadığını sondaki Atilla büyüktür cünkü herkes ondan korkuyor çıkarımı yaptığından anlıyoruz.
Atilla büyüktü cünkü insanlar saygı duyuyordu Atilla onlara bir amaç vermişti. Ölmekten korkmayan insanlara Atilla'dan korkuyordu demek çok celişik geliyor bana.
Son olarak kitap akış olarak iyi olsada objektif bir bakış açısı sunmuyor maalesef :/ Tanrı’nın Kırbacı AtillaWilliam Dietrich
Gözde Atilla, kendi hayat hikayesinden yola çıkarak içedönük olmanın ne demek olduğunu özetleyen bir yazı hazırlamış ve yazısını özetleyen çok güzel de bir başlık seçmiş. İçedönük denilince insanların kafasında hastalık gibi bir şey canlanıyor. Anne babalar, çocuğum bu illetten nasıl kurtulur diye araştırmalar yapıyor. "Affedersin" de buradan geliyor, sanki ortada bir kusur var da bundan dolayı özür dileyerek "içedönük" kelimesini kullanmak gerekiyormuş gibi.
Kabaca içedönüklük; kalabalık ortamlarda uzun süre geçirince kendisini rahatsız hisseden, bu ortamlarda enerjisi hızlı tükenen ve bu tükenmişlik halinin üstesinden gelebilmek için o ortamdan uzaklaşarak biraz yalnızlığa ihtiyacı olan kişilerdir. Evde kahve kitap ortamı oluşturmak, evde kendi başına film izlemek, müzik dinlemek, kulaklıkla yürüyüş yapmak gibi aktiviteler enerjilerini geri toplamak için yaptıkları şeylerdir.
Tahmin edeceğiniz üzere dışadönük olmak ise yalnız kaldıkça kendisini rahatsız hisseden, mümkün olduğunca kalabalık aktiviteleri tercih eden ve bu aktivitelerle enerjilerinin yükseldiğini hisseden kişilerdir.
Burada biri diğerini hiç yapmıyor, istemiyor veya yapamıyor gibi düşünmemek gerek, öyle net çizgiler yok sadece mizaç gereği içinden gelen istek otomatik şekilde bu doğrultuda oluyor. Dikkat etmemiz gereken bir nokta ise bu durumun sosyal anksiyete, iletişim bozukluğu gibi farklı psikolojik rahatsızlıklar ile karıştırılmaması gerekiyor. Bu ayrımın net anlaşılabilmesi için kitapta basit bir soru cevap kısmı mevcut.
İçedönük kişilerin; iyi gözlemci, empati yönü güçlü, yalnız başınayken daha üretken, bir konuda derinleşme konusunda daha yetenekli olma gibi dışadönük kişilere göre daha yatkın olduğu yetenek ve konular var. Arkadaş grubu tercihi olarak da daha küçük gruplarla bir arada daha